13 Mart 2012 Salı

Kendime Not-5





"Verilmiş olan her karar, o anın şartları içinde en doğru olandır." diyor Azil'de yazar.


Özellikle olur olmaz saatlerde aklıma gelen şeyler sonrası "Onu nasıl söyledim", "Onu nasıl yaptım", "Nasıl bu kadar saçmalamış olabilirim" gibi cümleleri bininci kez tekrar ederken aklıma gelse fena olmaz.




11 Mart 2012 Pazar

Fever Pitch - Futbol Ateşi


Bir şeyi çok sevdiğimde o sevginin neye benzediğini anlatırken çok zorlanıyorum. Bildiğim hiçbir kelime, kurabildiğim hiçbir cümle istediğim şeyi anlatmaya yetmiyor gibi. Hep bir yerlerde kocaman eksikler kalıyor. 


Ama benim yapamadığımı Nick Hornby yapmış, 240 sayfaya sığdırmış hayatın her saniyesini dolduran, tüm hücrelerine ayrı ayrı işleyen o kocaman sevdayı.


Onunki kırmızı-beyaz, benimki sarı-lacivert. Ama renkler ne olursa olsun o hayat, o heyecan, o stres, o sevgi öylesine tanıdık ki. Adam totem bile yapmış yahu!


Niye sevdiğini anlatırken niye sevdiğimi de anlatmış.
Nasıl sevdiğini anlatırken nasıl sevdiğimi, nelerden korktuğunu anlatırken nelerden korktuğumu, nasıl sevindiğini anlatırken nasıl sevindiğimi...


Futbol Ateşi yazarın okuduğum ilk kitabı, büyük ihtimalle son kitabı olmayacak. Ayrıca kesin olan bir şey var ki en sevdiğim kitabı hep bu olacak.


Kitaplarımı çizmeye kıyamadığımdan sağına soluna post-it yapıştırmayı tercih ediyorum. Sayfa numaraları, kısa cümleler... İlk defa bir kitapta hiçbir sayfaya dair not almak istemedim. Kitabın isminin altını çizdim, bu yeter...


Not: Filmi bambaşka bir dünyada takılıyor. Film "bir taraftarın aşk hikayesi", kitap ise "takımına aşık bir taraftarın önce bu aşkı, sonra hayatındaki diğer detaylar" üzerine.

10 Mart 2012 Cumartesi

5N1K - Mim

Bir mim olsa da yazsak diye aklımdan geçirdiğim zamanlar oluyor. Sanırım deliler gibi mim yazdığımız/gönderdiğimiz zamanları özlüyorum. Aslında özlediğim mimler mi emin değilim tabi. Birkaç hafta içinde blog dünyasındaki 4. yılımı geride bırakacağım ve o ilk zamanları bazen özlüyorum. Evet, olay bu.


Ayrıca mim yazmayı da seviyorum.


Bu seferki mimin konusu 5N1K. O nedir ki? O şudur: 5N1K'nın içinde sorular var ya hani, ne, nerede, nasıl, ne zaman, neden ve kim soruları. Hah işte, o sorulara aklımıza ilk gelen cevabı vereceğiz. Teşekkürler Sam deyip yazmaya başlayalım.


NE?


Geçen haftadan beri aklımın bir köşesi hep şunda: http://www.dr.com.tr/Hobi-Oyuncak/Star-Wars-Force-Fx-Isin-Kilici-87991/Oyuncaklar/Figurler/urunno=0000000386979 O yüzden "NE" sorusunun cevabı da şu an için bu. Benim olsa ne güzel olur ki :(


NEREDE?


Beyoğlu'nda. Nerede olabilir ki başka... 


NASIL?


Kolay olduğunu söyleyemem. Oldukça zor. Durup durup başa dönmeler falan epey can sıkıcı. Yere minicik bir daire çizilmiş, ben de içinde dönüp duruyorum gibi.


NE ZAMAN?


2 gün önce notlarımın üzerine tarih atarken mart yerine temmuz yazdım. Ben ne zaman tarih yazmaya kalksam hep temmuz yazasım geliyor. Buz gibi bir ocak günü "daha temmuzdayız ya onun doğum gününe çok var" deme gibi bir vukuatım daha var şu an aklıma gelen. Henüz fark edemediğim bir şey yüzünden benim için önemli belki. Aklımın hep temmuza gitmesi ondan. Temmuzda kalmışım bir şekilde. İşte o yüzden cevap TEMMUZ.


NEDEN?


Buna hep "Çünkü öyle." demek istiyorum :) Çünkü bildiğim az, bilmediğim çok şey var. Yine de neyi istediğimi ve neyi istemediğimi biliyorum. Duruma göre ya da eldeki imkanlara göre eğilip bükülemiyorum. İşte tüm sebep bu.


KİM?


Her gün bu soruya verebileceğim cevaplar değişir ama bugün: Syd Barrett

5 Mart 2012 Pazartesi

Hugo



Bunu fark ettiğim ya da kabullendiğim günden beri ben de mutlu sonla biten hikayeler beklemiyorum hayatımda. "Çok mutluyum" diyen insanların gözlerinin içine bakınca başka şeyler gördüğümden beri insanların mutlulukları da inandırıcılığını yitirdi.


Hani Hakan Günday söylemişti Kinyas ve Kayra'da, sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olmasının mantığa aykırı olduğunu. Öyle işte.


Anlık mutluluklar var ama hâlâ.


Güzel filmler mesela... "Hugo" gibi.


Boyundan büyük laflarla dikildi Hugo bir gece vakti karşıma. Dedi ki tüm dünyayı bir makine olarak görürmüş. Hani makinelerin içinde fazla parça olmazmış, tam gerektiği kadar olurmuş ya; o da dünyayı öyle bir makine olarak görürmüş işte. Dünyanın ekstra parçası olamazmış Hugo, mutlaka varlığının bir amacı varmış...


Vardır elbet. Umarım bir gün buluruz o varlık nedenimizi, Hugo buldu.

28 Şubat 2012 Salı

Kiss me, I'm Irish!



Müzik keşfetme akşamlarım var benim. Eskiden youtube'un benzer videolar tavsiyelerinden hareketle dolaşıyordum, bir süredir lastfm'i kullanıyorum bunun için.


Dinlediğim gruplardan hangisine benzetti bilmem, Gaelic Storm diye bir grup önerdi bana geçenlerde. İlk aramada şu yazının başındaki görsel çıktı karşıma, "Six Feet Undeeeeer" diyerek youtube'a koştum, şarkı aramaya başladım. 


Six Feet Under diyerek koşma sebebim de şunu anımsatması:






Youtube aramasında karşıma çıkan ilk sayfada aşağı doğru şarkı isimlerini okumaya başladım. İlk ilgimi çeken "Kiss me i'm irish" oldu. "Yahu bu ne güzel şarkı ismi" derken cümle "yahu bu ne güzel şarkı" şekline döndü :)


Grubun diğer şarkılarına da yavaş yavaş bakacağım ama aynı şarkıya takılıp kaldım. Ağzım kulaklarıma varmış şekilde dinliyorum, nasıl sevimlisin böyle be.


Dün de daha ilk sayfasını okurken sevdiğim bir kitaba başlamıştım (sanırım bitince anlatılacak hikayesi), bu akşam da müziğimi buldum. Yarın da erken kalkmak zorunda değilim. Demek ki bu akşam hayat bana güzel! :)





Old songs and old stories, they keep us alive
Without our past, we would never survive
I'm my island, my island is me
So you know what you can do
If you don't like what you see


Kiss me i'm irish
I'm the wild rover
my eyes, they are smiling
And i'm seldom sober
I like my whiskey
And I love to dance
So if you're feeling as lucky as me
Take a chance...
And kiss me I'm Irish.


My heart beats a jig and my blood it flows green
I've been a rogue and a rambler from ocean to sea
And I like a 'bevy', now and then, that I'll never deny
But I only drink on the days of the week that end with a 'Y'
I'm no saint, I'm no sinner, of that there's no doubt
I'll tell you the truth I'm the one
That your grandmother warned you about


Dublin, Milwaukee, Cleveland and Cork
Kerry, Chicago, Armagh and New York
Belfast and Boston, Donegal and DC
Raise your glasses and sing, sing, sing with me!

27 Şubat 2012 Pazartesi

As Time Goes By


 







Ben sevdiğim filmleri ara ara tekrar izlerim. İkinci kez izlemeye cesaret edemediğim belki de tek filmdir Casablanca. Yalnızca bir defa izlememe rağmen her şeyini ezbere bildiğim tek film de o tabi. Bırakın izlemeyi düşünmesi bile kötü yapıyor insanı...


Filmin sonunda Rick ve Ilsa'nın yarım kalan hikayesi beni fazlasıyla üzüyor. Benim gibi üzülenleri bu üzüntüden kurtarmak için mi bilmem ama şöyle bir kitap var:  http://www.amazon.com/As-Time-Goes-Michael-Walsh/dp/0446607452


"Peki ya sonra?" sorusunun cevabı kitapta. (Türkçeye çevrilmiş mi bilmem, ben bulamadım.) Rick ve Ilsa'nın hikayesinin içine yeniden düşmek, üstelik bilmediğim şeyler okumak beni mutlu etti.


"Benim hikayem böyle güzel, başka bir şey eklemek istemiyorum" derseniz, kesinlikle uzak durun hikayenin devamından.


Bir de filmin kendisinden ünlü şarkısı var hani, "As Time Goes By". Onun sayfasında yazana göre 1959'da, Bob Dylan henüz Bob Zimmerman iken bu şarkıyı söylemiş. Elbette kayıt falan yok. Şayet zaman yolculuğu bir gün mümkün olursa ilk gideceğim günü seçtim: 9 Ocak 1959. Yer Minnesota.


Hatta yine aynı sayfada Willie Nelson da var. Tom Waits de söyleseymiş benim üçlüm tamamlanacakmış.





Herkesi sevmemek iyidir





Bir kitabı daha ilk sayfasını okurken sevebilirim. İlk dinleyişimde bir şarkıyı, ilk dakikasından bir filmi, sınırından girdiğim an bir semti, görür görmez bir atkıyı sevebilirim. Lise öğrencisiyken bir kitap fuarı için gittiğim okulun kapısından girdiğim an orada okumaya karar vermiştim mesela. Tam o saniye sevmiştim.


Ama söz konusu insanlar olduğunda ı ıh. Olmuyor. Kimseyi kolay kolay sevemiyorum. Tamam sevdiğim insanları dozunda sevmiyorum, her şey gibi abartıyorum ama o aşamaya da çok zor geliyorum.


Bazen insanlarla sürekli bir arada olman gerekiyor. Aynı yerde çalışıyorsunuz mesela, giriş çıkış saatleriniz aynı, yolunuz aynı. Birbirinizi görmemiş gibi davranacak haliniz yok ya. Birlikte gidiyor geliyorsunuz. Çünkü yolda karşılaşıyorsunuz. Sizi birlikte gören insanlara göre birbirinizi çok seviyorsunuz ve hiç ayrılmıyorsunuz. 


Hayır işte, öyle değil!


Mümkün olsa hiç yanımdan ayırmayacağım iki üç kişi tabi ki var ama hiçbirini her saniye yanımda tutabilecek durumda değilim şu an. Hepimiz başka yerlerdeyiz. Sürekli yanımda olanlarsa aynı ortamı paylaşmak zorunda olduklarım. Ama ben bunu tanıdığım her insana anlatmaya çalışmaktan yoruldum. Akraba gibi mesela, atsan atılmıyor satsan satılmıyor. 


İnsanları sevmek ve hayatında önemli yerlere koymak öyle çok kolay değil. Ama karşındakiler iki günde canım cicim moduna giren insanlarsa sen de öyle olmalısın. Çünkü kimse kendinden farklı olanı anlamak istemiyor. Aynen benim de o bir anda samimi olma hallerini anlayamamam gibi.


Galiba huzur akıl hastanesinde tek başıma kalabileceğim bir odada! :)






Görsel: 9gag.com'dan, 
çevremdeki sevgi pıtırcıklarına 
dayanamıyorum ulen temalı 
bir resim.