4 Mayıs 2008 Pazar

İstiklal, kar falan...

Aylardan Aralık yahut Ocak..
Yürüyorum İstiklalde, hava soğuk, üşüdükçe atkıma biraz daha sarılıyorum. Faydası yok, üşüyorum..

Soğuğu falan umursamıyor insanlar, her yan kalabalık. Konuşmalar, bağırışmalar, birbirine karışan müzik sesleri...
İstiklal her zamanki gibi...

Yavaş yavaş yürüyorum tünele doğru. Ara ara kitapçılara uğruyorum. Elimdeki poşette şu an ne olduklarını anımsayamadığım birkaç kitap var. Ellerim üşüyor. Eldivenlerime bakıyorum, kızıyorum.
Neden işe yaramıyor bunlar?

Yürümeye devam ediyorum, yavaş yavaş... Havada kar soğuğu...

Aklımdan yüzlerce, binlerce şey geçiyor, bazen düşüncelerimin hızına yetişemiyorum. Onlar hızla geçiyor, ben izliyorum...
Aynı kelimeler dönüyor beynimde tekrar tekrar.

Son durak "Ada". İçeri girip bir kitap da oradan alıyorum, içerideyken de orayı iyice cafeye çeviren zihniyete sövüyorum bol bol her zamanki gibi.

Kapıdan dışarı adım attığım saniye kar başlıyor ki ben İstiklal'i en çok kar yağarken seviyorum!

Bir süre sağa sola bakıyorum. Gülümseyip kapının yan tarafına geçiyorum. Tünele doğru yürümekten vazgeçiyorum.
Hep orda kalabilsem...

Aklımdan "anlatamadıklarım" geçiyor.
"Söyleyemediklerim"
"Anlamak istemedikleri"
Ne kadar zamandır "ben" olmadığımı düşünüyorum.
Peki kimim ben?
Kimdim ya da...
Kendime ait bir dünyam var mı?
Bir benliğim?
"Ben" olmaktan uzaktayım bir süredir galiba. Çok tuhaf bir his bu. Alışkın olmadığım bir durum...

Ben'den öte şeyler almış götürmüş bana ait olanları.
Bana ait olanların yerini ben'den öte olanlar almış.
O an aynaya baksam göreceğimin "ben" olacağından şüpheliyim.

Herşeyin cevabını biliyorum aslında, ya da birçok şeyin. Ama söylemek zor.
Sonra DD'nin sesi katılıyor İstiklalde bana.
Yavaş yavaş eşlik ediyorum.
Bir süre sonra ben susuyorum.
O veriyor bütün cevapları...

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?