5 Mayıs 2008 Pazartesi

Ortaya Karışık IV

Böyle karışık karışık nereye kadar gidicem bilmiyorum, ben karışığım, hayat karışık, yazılar karışık :s

***

Herşeye uyuz oluyorum ya bu ara, en son bu durumumdan ötürü kendime uyuz oldum. En azından bir süreliğine uyuz olduğum şeylerden bahsetmeyeceğim.

***

Hilmi insanı hayatımda yokken ben boşa yaşıyormuşum, hayatım anlam kazandı ondan sonra.
Misal bugün sydney'den dümdüz giderek Tahiti'ye ulaşabileceğimi öğrendim. Yıllardır kara kara düşünüyordum nasıl gideceğim diye, bugün aydınlandım. Bir de Versailles'te "burun okulu" adında sadece parfümler üzerine çalışan bir enstitünün varlığını öğrendim, bu gece rahat uyiicam!
Hilmi çık hayatımdan!
Git torunlarını sev be adam, okulda işin ne?!

***

Hani filmlerde, aslında daha çok boya reklamlarında uzun zaman geçtiğini anlatmak için arka arkaya kar yağar, güneş açar, yağmur yağar vs. ya, mevsimler değişir yani. İşte biz bugün onu yaşadık :D
Seldayla birlikte Doruğu kapıda yakaladığımızda hava yağmurluydu, biz ayrılırken güneşliydi ve aradaki zamanı tamamen ayakta geçirdik :D
Lostla ilgili bölümlerin başına "spoiler" uyarısı koymaya karar verdim Doruğun "izlememiştim kardeşim niye anlattın" serzenişinden sonra :P Gerçi o benim uzun yazılarıma daha fazla tahammül edemeyecek muhtemelen ama olsun :P

***

3 Mayısta iade-i ziyarete gidemedik diye feci halde üzgünüz. (biz=selda ve ben) Hafta sonu bir de Büyükadaya giden bir grup vardı, Lefter'i ziyaret etmeye :( onun için de ayrıca üzgünüm.
uffff herşey neden mayıs ayına toplanıyor :/

***

Okulum bu sene yine bahar şenliği yapmaya karar vermiş. Listeye baktıkça içim açılıyor :s
Artık fena halde bayan bir adam, oldum olası haz etmediğim başka bi tanesi... Son albümünden sonra soğuduğum bir başkası. Zamanında çok sevdiğim, hala da belirli sebeplerden ötürü yeri ayrı olan, ama o kadar insanın ortasında "harakiri" yapmayı düşünmediğim için gitmeyeceğim bir başka konser falan filan. Zaten son albümle birlikte onlar da hedef kitlelerini değiştirdiler.

Yaşasın altın sarısı saçları olan solaryum güzelleriyle v yakalı t-shirtleri tüylü kolyeleri ve tuhaf saçları olan erkek kişileri! adidas eşofmanlarımızı giyelim (edit: adidasın herbişeyinden değil özellikle bir model ve o modelin bir renginden bahsediyorum, daha doğrusu 2 renkli. marmarada okuyorsanız ya da şu sıra kalabalık bir mekanda bulunduysanız dikkatinizi çekmiştir bahsettiğim model, çekmediyse de kalabalık bir yerde 10 dakika bekleyin en az 5 kişi görürsünüz o eşofmandan giymiş ;) ), ayakkabımız ister nike, ister adidas olsun, hatta converse bile olabilir ama yeterki "beyaz" olsun... Hadi kopalım! Artık rock müzik eski rock müzik değil, yalan oldu sert duruşlar, onu da dinlerim bunu da dinlerim, yaşasın kulağına hoş geleni dinleme özgürlüğü.
Sert kalamam ben, taviz veririm... la la la la

İsimler rockçı olarak başlamış ama tvlerin sürekli gözümüze soktuğu tuhaf şarkımsıları dinleyen insanların da ilgi alanına giren zat'lar. Okulumuzun öğrenci profili zaten malum. O yüzden herhangi bir şekilde gitmeyi düşünmüyorum şu an için. Çünkü okul konserlerinden milyonlarca sebepten dolayı keyif almıyorum.
Ayrıca bu bünye bir Emre Aydın faciası daha kaldıramaz :D

Konsere gidesim var bu sıra. Ama adam gibi bir "rock" konserine 8-) Okul sınırları dahilinde böyle birşeye imkan yok, çünkü hayatta en önemli şey "para"!

Yine sinirlenmişim ama ben :s

***

Şenlik planımızı yaptık, 5 gün boyunca Ünifeb standındayız! Hatta bu hafta bütün derslere girmeyi başarabilirsem haftaya bütün dersleri ekebilirim :)

***

2 gündür film izliyorum. Arka arkaya 2-3-4...
Bu ara ya bütün filmler kötü bitmeye başladı ya da bunlar bana denk geliyor :/
Mutlu son istiyorum!
Eski Türk filmlerini izlemeye başlayacağım yakında. Ne olursa olsun sonlar hep güzel :/

Atonement'la başladı herşey :/
Gerçi bende de müthiş bir potansiyel mevcut dağılma konusunda. Dağılacak yer arıyorum diyebiliriz.
Blow'da adam uyuşturucu kaçakçısı, ben oturmuş üzülüyorum kızından ayrı kaldı diye :s Aslında mevzu uyuşturucu kaçakçısı rolündeki şahsiyetin Johnny Depp olması galiba :D Barış Manço'nun "baba bizi eversene" filmindeki imajına bürünmüş filmin bir yerinde, epey güldüm :D Yine de üzüldüm. Uff konuyu anlatmaya başlamadan susayım.

Arkasından "Romulus, my father" geldi. Sadece 3 sinemada gösterip 2 hafta sonra gösterimden kaldırıldığı için, izleyememiştim daha önce. Küçük çocuğun yatakta ağladığı sahnede "ayyyy yavrum yaaaaaaa" şeklinde koptuk yine. Eric bana'ya tabi ki her filminden sonra olduğu üzere saygı duyduk.
En son da "The painted veil" geldi. Zamanında vizyondayken izleyemediğim bir başka film de oydu. Yine Romulus'le aynı sebepten.
Biz erkekler aslında siz hatun kişilerini fazla sevmiyoruz ama siz olduğundan çok daha fazla seviyoruz sanıyorsunuz mealinde bir cümle kuran cins insan sana uyuz oldum bilesin. Bırak abla kendini kandırsın, neden yıkıyorsun hayallerini?! Hem bizim farkında olmadığımızı mı sanıyorsun 8-)

Neyse, güzel filmdi. Uzun uzun anlatılır ama yazı yine fazla uzun oldu, o yüzden anlatmayayım, belki başka zaman :P
Masamın üzerinde "Polis" var, o bana bakıyor ben ona, şayet izlersem beni acil servise kaldırmaları gerekecek. O yüzden bir süre sadece korku filmi, komedi filmi gibi şeyler izlemeliyim. Ne de severim ya komedi filmi izlemeyi :D

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?