24 Haziran 2008 Salı

Öyle işte...



Bazı zamanlar canı tek kelime etmek istemez ya insanın...
Konuşmak istemezsin.
Yazmak istemezsin.
Sen istesen de kelimeler bir araya gelmez zaten.
Ne çok şey vardır aslında söylemek istediğin.
Duyulsa?
Duyulmaz ki...
Günler boyunca aynı şarkıyı söyleyerek uyanırsın bazı zamanlar.
Aslında bir şiir. ve aslında berbat sayılabilecek bir şiir.
Sevmediğin bir tarzdan pek sevmediğin bir adama ait. Yine de "bir şarkısı var kiii..." diye başlayıp zaman zaman övdüğün bir adama ait. "farklı olduğumuzun yalan olduğunu" söylediği o şarkı sevilir işte.
Yıllar sonra ona ait bir şiir hatırlanır. Tuhaftır, ama biraz da susmanın nedeni saklıdır orda. Aslında saklı falan değildir. Adam açık açık söylemiştir neden sustuğunu. Ama sen söylemezsin.
Konuşmak zor gelir bazen. Yazmak da...
O hüzün hissiyatı gelir hayatının merkezine kurulur.
Yine de susulur.
Bu gün böyle zamanlardan biri işte... (blogun tarihi hala yamuk sanırım. 24 haziran)
Gelmiyor kelimeler bir araya. Zorlayacak halim yok. İstesem de yapamıyorum zaten.
Çok alakasız bir şey ararken karşıma çıkmış bir yazı geldi yine aklıma. Bir süredir sık kullanılanlarımda ekli duruyor. Ara ara açıp okuyorum. Okuyun bakalım siz de...

Ne söylesem kar yağıyor ellerine- (I)
Ne söylesem kar yağıyor ellerine , gri yollara vuruyorum kendimi , kaybetmişken saklıyorum kazananın haksız gururunu. Saçlarınla tanıştım dün ve öğrendim ellerimin yazmaktan başka işe yaradığını .Sisli bir gecede buluyorum kendimi ve yürüyorum.Yollar sessiz ... yollar yalnız ... neye elimi atsam sen oluyor ve ben onun oluyorum.Kendimi ayrıştırıyorum suda bir yanım berrak bir yanım buğulu oluyor ve ben sen oluyorum yine.
Ne söylesem kar yağıyor ellerine, parmaklarını sayıyorum , parmaklarımı sayıyorum , ellerim elllerinde oluyor ve ben sen oluyorum.iki direk arasına gerilmiş ince bir ipten sana doğru yürüyorum , düşsem ölürüm varsam ölürüm. Gözlerimi kapatıyorum sıkıca ve gözlerini görüyorum. Senin gözlerinden bakıyorum kendime ve sen oluyorum.Neredesin ... kiminlesin ... ben neden burdayım tekrarlıyorum bunları şuursuzca , sana verdiğim adları biriktiriyorum tahta bir kutuda, usulca açıyorum bir tanesini alıyorum , bir tek ben biliyorum bir de sen bilsen diyorum.
Ne söylesem kar yağıyor ellerine , eski defterlerin arasında unutulmuş bir not gibi saklıyorum kendimi , aceleyle ellerime sıkıştırılmış bir aşkın içine koyuyorum sonra. Ellerim terliyor , dörde katlıyorum kendimi ve bir tombala torbasına atıyorum , beni çeken sanki içimdeki acıyıda alacakmış gibi seviniyorum.Ama en son ben kalıyorum torbada , ellerin beni çekiyor ve sekize katlayıp ismini sakladığım tahta kutuya koyuyor, bir tek ben biliyordum şimdi sende biliyorsun diyorum. Yeni bir ad veriyorum kendime, sana verdiğim adlardan biri oluyorum, sen oluyorum...
Ne söylesem kar yağıyor ellerine , bir otobüste buluyorum kendimi, nereye gittiğini bilmediğim bir otobüsde ve yaslayıp başımı cama karanlıkta yansıyan kendime bakıyorum , ağaçlar , evler, arabalar geçiyor suratımdan ve en son sen geçiyorsun ben sen oluyorum yine. Bir şarkı çalıyor fonda bizim şarkımız diyorum ama bir şarkımızın bile olmadığı aklıma geliyor.Kelimelerimi serpiştiriyorum bu aşkın notaları üzerine ve bir şarkımız oluyor bir tek ben biliyorum , bir de sen bilsen diyorum. Duymuyorsun beni bu defa , tahta kutumu özlüyorum açıp bir ad daha vermek için . Onu nerde unuttum , unuttum ,unuttum . Otobüs duruyor ve ben iniyorum sana verdiğim son adı bağırıyorum uzayan yollara. Senin adın aşk oluyor ,ben sen oluyorum.
Ama kar yağıyor ellerine
(Yazı Ahmet Bülent'e ait.)
Tuhafım bu gün...
Öyle işte...

1 kişi de demiş ki:

chedillan dedi ki...

Bu yazı aslında bir üçlemenin parçasıdır.Kalan ikisi aşağıdadır.

Düşmeye öyle yakınım ki ,

Derin bir sessizlik sarıyor benliğimi, sorulardan bir yol yapıyorum kendime, cevaplarını adımlarım buluyor ve siliyor ayak izlerimi .Unuttum kendime verdiğim sözleri, göğüs kafesimdeki ağrıyı hatırlamak için incitiyorum bedenimi. Gölgeleri topluyorum , ardımdan kimse gelmesin diye.Unutmak için adını sayıkladığımda ezberim oluyor, sinsi bir gözyaşı gibi fırsat kolluyorum kendi selimde boğulmak için.

Düşmeye öyle yakınım ki ,

Gözlerinde saklıyorum kaçışımı ve gözlerin diyorum ; bir yanı sanki uçurum şehri terk eden bir sokak gibi tek başına, bir yanıysa gökyüzü belleğimde derin bir mavilik.Ceza veriyorum kendime, susuyorum susuyorum... Gök gürültüsüyle boşalan bir yağmur yağdığında yanaklarıma, adını sayıklıyorum ezberim oluyor, gezgin sarhoşlar gibi anlatıyorum acıtan öykülerimi ve başlıyorum ;


Düşmeye öyle yakınım ki
Tut beni !

Seni seviyorum deme
Çınlamasın kulaklarımda ağrısı aşkın

dağıldığında akşam kokuları
korkularımızın.
seni topla kendine,
açılmasın kutsal ışıkları
kentin.
gözlerinde tutup
ellerinde sev
acıyan yanımı

Düşmeye öyle yakınım ki
Tut beni

seni tanıyorum deme
kalkmasın ayrılık trenleri yüreğinden

şehirsiz sokakları say
akarken yağmurları
yalnızlığın
beni çıkar kendinden
sönmesin yıldızları
gecenin
gözlerinde tutup
saçlarında tanı
ayrılan yanımı

Düşmeye öyle yakınım ki ,

Üşüyorum, ağlayarak terk ediyorum yitik şehrimi, yıkıntılar arasında kendime rastlıyorum usulca kulağına fısıldıyorum gördüğü rüyayı , beni tanımıyor ve sayıklıyor adını, ezberi oluyor , temiz sokaklar bahçeli evler görüyorum.arkamdan bir ses “ ruhunu bedeninden ayırma “ diyor bense ona “ tut beni “ diyorum.


Senin adın ayrılık olsun.Bir karalama kağıdına yazılmış kelimeler gibi belli belirsiz olsun gidişin, alkollü bir sabaha uyanır gibi olsun geçmişim. Vazgeçemediğim şeyler listesi yaptım kendime adınla doldu.Bir takvim yaprağı daha ekliyorum yokluğuna, bugün günlerden sensizlik yarının adı yok. Sabahlar seninle gelirmiş ,yatağımda uykum gökyüzümde aydınlıkmışsın meğer.Ufuk çizgisindesin sana doğru koşuyorum yakınlaştıkça uzuyor yollar, dünya yuvarlak değilmiş meğer dolaşıyorum etrafını ,vardığımda aynı yere kayboluyorsun. Kelimelerin esiri yapıyorum kendimi beni acıtan kelimelerin , yokluğuna bir ağıt oluyor sözcükler ağlıyorum. Başka türlü bir cümle yazmak için küsüyorum onlarla, ben unutmak ihtimalini düşledikçe , vazgeçememek emir cümlesi oluyor kulaklarımda.Elimden tutup sana getiriyorum kendimi bir tek ruhum isyankar hala kıyısında dolaşıyor fırtına akşamlarının.

Senin adın ayrılık olsun buluşmak umuduyla ayrıl.

Senin adın özlem olsun. Taşlık bir yoldan aşağıya doğru koşan bir çocuk bedeninin umarsızlığı sarsın saçlarını, tek pencereli bir odaya kapatılmış bir sandelyenin ayağına değen günışığı olsun gözlerin , kaçtıkça kovalıyor ellerin beni ve okul yıllarıma dönüyorum haylaz bir çocuk gibi özlüyorum yürümeden koştuğum sokakları.Bir özlem sınavında buluyorum kendimi , sesinden kopya çekiyorum saçların yakalıyor beni.İlk aşkın açtığı meteor çukurunda arıyorum seni ,geri dönemiyorum yürüdüğüm yollardan. Ellerim özlem olup terliyor , göğsümde sisli bir Ankara havası , sesim uzak yıldızların yörüngesinde dolaşıyor. Dağıtmışım kendimi belki unutur tanışıklığını senle diye.Ter damlalarım düşüyor yere ve buluşup sisli havasıyla Ankaranın sana yağıyor uzak yıldızlarda dolaşan sesimin şimşeğiyle.

Senin adın özlem olsun kavuşmak umuduyla özle

Senin adın deniz olsun. Bir kıyıyla tuzlu bir maviliğin ayrılığı olsun gelgit akşamları , ben tuzlu mavilik sen kimsesiz kıyı ; hışımla çarpıyorum kıyılarına sürüklemek için seni benliğime ,kıyına her çarptığımda daha çok senin oluyorum oysa ben. Bir kayık buluyorum , tek kollu bir sandalcının yelkenine rüzgar oluyorum, bir girdaba kapılıyoruz, tek kollu sandalcı kurtarıyor beni ,karşılığında umutlarımı veriyorum.Bir tek u harfini alıyor geriye kalan mutsuzluk olsun diyor.Ellerini tutan ellerimi veriyorum tek kollu sandalcıya , bir tek sana dokunduğum kısımlarını alıyor , geriye ellerinin kokusunu veriyor.Tek kollu sandalcı ve ben yine açılıyoruz ,bir fırtınada boğulup kıyılarına vurmak istiyorum.Ama yoksun...

Senin adın deniz olsun durulmak umuduyla taş

Senin adın kavuşmak olsun. Bir tren garında uyuyan kimsesiz bir çocuğun sıcaklığı olsun gelişin, başka durak olmasın. Tüm acılarımı yükledim bir sonraki trene , ben de arkasından gitsem mi diyorum. Kar yağıyor üzerime , bacasız sevinçler yaşayıp dumanında boğuluyorum bu aşkın. Hep erteliyorum yolculuğumu, bir sonraki trende gitti şimdi. Niye erteliyorum bilmiyorum , bu tren geçer mi benim şehrimden diye soruyorum kendime, ses yok . Öylece bakıyorum tren garındaki büyük saate, zaman sanki daha yavaş geçiyor, akreple yelkovan buluşmadı henüz. Sayıyorum , sayıklıyorum , kalıyorum,gidiyorum.

Senin adın kavuşmak olsun sevmek umuduyla kal.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?