30 Temmuz 2008 Çarşamba

Ben (3)

*Bazen insanlar öyle kibar oluyor ki eziliyorum! Çünkü uzun bir süredir leylayım. İnsanların doğumgünlerini unutuyorum, söylemem gereken şeyleri unutuyorum, sürekli unutuyorum!
Onların düşünceli halleri karşısında da acayip eziliyorum!

*Bu bahsi geçen leyla, Leyla ve Mecnun'un Leylası mı bilmiyorum. Üniversiteye dair sevimli hayalleri olan minik bir yavrucakken, diğer bir deyişle dershaneye giderken gramer dersine gelen hocamız Leyla derdi dalgın olduğumuzda bize. Bana da ondan kaldı. Ama neden Leyla dediğimizi şu ana kadar düşünmemiştim.

*Yıllar sonra tv'de "çöp ev" haberi görürseniz ekrana iyice yaklaşıp bakın. Merhaba! Ekranda gördüğünüz benim!
Ne yapayım seviyorum. Hatırası olan herşeyi seviyorum. Sinema biletleri, konser biletleri, tiyatro biletleri, müze biletleri, söyleşi duyuruları, şenlik kağıtları vs. vs. vs.
Üzerinde tarih yazdığı için mi seviyorum bilmiyorum. Ama saklamayı çok seviyorum.
Hepsi bir kutunun içinde duruyor. Zaman zaman bakıyorum. Onunla şu gün şu filmi izlemişiz, şununla şu gün şu konserdeymişiz vs.
Hı hı normal değilim biliyorum. İlkokul yıllarına kadar uzanıyor bazı şeylerin geçmişi =) Bir ara fotoğraflarını mı çeksem 8-)

*Oturduğu yerde ve hatta yattığı yerde kendini incitmeyi daha doğrusu sakatlamayı becerebilen süper yetenekli bir insanım ben.

*Yazgı'yı izliyordum geçenlerde. Doğal olarak aklıma L'étranger'i okuduğum işkence dolu günler geldi. Düşündüm biraz meursault'u, tuhaflıklarını, "yabancı"lığını. Evet kesinlikle tuhaf bir adam. Daha kitabın ilk cümlesinden anlıyorsunuz tuhaf olduğunu. Ama tuhaf olmayan kaç tane erkek tanıyorum ki bu dünya üzerinde zaten? Lafa gelince kadınlar karmaşık, kadınlar anlaşılmaz. Sanki kendiniz çok basitmişsiniz gibi.

*Kafamın içindeki bütün kelimeleri anlatmak istiyorum bazen. Benim kelimelerimi, başkalarının kelimelerini...

*İnsanları düşünüyorum. Olmayan ahlak anlayışlarını, hâlâ oturtamadıkları değer yargılarını. Herkes aynı değil elbet! İyilerle kötüleri karşılaştırıyorum, kafamda tuhaf sınıflandırmalar yapıyorum. Bir yandan da düşünüp kızıyorum. "Sana ne bee! herkesin hayatı kendine!"
Aslında bunun doğru tarafları olduğunu da düşünüyorum. Çünkü öyle insanlar var ki kendilerine ayırılacak 5 dk.yı bile hak etmiyorlar. (uff büyük laf ettim bak) Düşünüyorum...

*Yazdıklarımı yanlış insanların üzerine alınma ihtimalini düşünüp üzülüyorum 8-) Genel konuşsam bile çevremdeki insanlar güzel deyişimiz "kızım sana söylüyorum gelinim sen anla"nın ışığında bahsi geçen kişileri çevremde arıyorlar. Tabi ki gördüğüm şeylere sinirlenip yazıyorum çoğunu. Ama hepsini değil.
Diğer taraftan yaptıklarının farkında olup da üzerine alınanlar da var tabi. Onların faydalandığı güzide deyişimiz: "Yarası olan gocunur"
Hakkında zerre kadar kötü şey düşünmediğim insanlar var. İşte bu insanların bu durumu bilmeyip (evet her bi haltı kendisine saklayan uyuz bir insanım ben!) kötü şeyleri üstlerine alındıklarını hissediyorum/biliyorum. İşte canımı sıkan şey bu!

*Sıradaki deyişimiz Oscar Wilde'dan kendisi olmayı beceremeyip sürekli başkalarına benzemeye çalışan özenti beyinlere gelsin:
"Be yourself, everyone else is already taken"

*Sevdiğim insanların benim yüzümden kırılma ihtimallerini düşünmek beni hasta ediyor! Her daim uyuz davranan bir insanım ve onları sevdiğimi bilmeyen insan sayısı çok fazla. Bazı hareketlerimden onları sevmediğim sonuçlarına varıyorlar biliyorum, ama gerçekten çok fazla sevdiğim insanlar var :$ Uff ne can sıkıcı.

*Sanırım yeni tanıdığım insanlara kılavuz vermeliyim :) Kolay anlaşılabilen biri değilim, beni çok iyi tanıdıklarını sananlara da yanıldıklarını garanti edebilirim ;) "Şöyle yapıyorsam anlamı şudur, böyle demişsem şu yüzden demişimdir" gibi açıklamalar içeren bir kılavuz hazırlamalıyım :D

*Bazı şeyler var, anlatamıyorum. Zorluyorum ama olmuyor. Çok tuhaf. Kendime dair bazı şeyleri açıklayamıyorum. Yaptığım aptalca şeyler, söylediğim aptalca sözler yüzünden aklımdan şu ankilerden çok farklı şeyler geçtiğini sananlar var ve bunun için onları suçlayamıyorum. Bunun bütün sebebi benim! Ama susmak, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak canımı yakıyor...

*Ben göremedim sen söyle, yarın var mı?

3 kişi de demiş ki:

Güllerevurgunum dedi ki...

Sabah sabah masama oturdum ve sinir bozucu bir iş gününe mental olarak kendimi hazırlarken bloglara bir göz atma dürtüsü uyandı içimde. Seninkine bakaken "ben 4" ü yayınladığını fark ettim. Okudum...

Sonra "ben 1" , "ben 2" ve "ben 3" ü de arşivden buldum ve okudum. Sabahı modum bir anda değişti. Keyif aldım. "ben"leri okuduktan sonrada nasıl oluyorda yazdıklarından seni anlayabildiğimi fark ettim...(

Seni tanımak güzel gerçekten.
Durmak yok yazmaya devam :)

sLn dedi ki...

teşekkür ederim :)

tmrshl dedi ki...

ben yaklaşık 3 haftadır okuyorum yazdıklarınızı güzel yazılar yazıyorsunuz. bağlandımdiye bilirim :)
ben (3) deki yazdığınız şu paragrafa;
(*Sanırım yeni tanıdığım insanlara kılavuz vermeliyim :) Kolay anlaşılabilen biri değilim, beni çok iyi tanıdıklarını sananlara da yanıldıklarını garanti edebilirim ;) "Şöyle yapıyorsam anlamı şudur, böyle demişsem şu yüzden demişimdir" gibi açıklamalar içeren bir kılavuz hazırlamalıyım :D )

istinaden aşağıda Murathan Mungan'ın Üç Aynalı Kırk Oda kitabının arka sayfasındaki yazıyı eklemek geldi.
"Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kâğıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz."

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?