3 Temmuz 2008 Perşembe

Hey you!


Bütün ev uyuyor. Dışarıdan ara sıra gelen araba sesleri dışında çıt yok...

Yatağıma uzanmış saatlerdir aynı şarkıyı dinliyorum. Kaçıncı kez olduğu konusunda zerre kadar fikrim yok.

Bu şarkıyla kaçıncı kez sabahlıyorum onu da bilmiyorum.


Ara sıra dalıp gidiyorum, ara sıra gözlerim doluyor.

Sanırım sabaha kadar dinlemeye devam edebilirim.


Bazen müzik dinlerken kafam o kadar dağınık olur ki ne dinlediğimi sorsalar cevap veremem. Uzun zaman o dağınık anlarıma denk gelmiş bir şarkıydı "hey you" (leyla diyorum o anlarda kendime..)

Sonra bir gün tamamen dinlediğim müziğe yoğunlaştığım anlardan birinde winamp karşıma çıkardı tekrar:

"hey you"

Dinledim, bir daha dinledim, bir daha, bir daha...

O gün bugündür de dinliyorum...

Dinlerken bitiren şarkılardan... Yokluk hissini algılatanlardan... Dünyaya küfür ettirenlerden...

Şu an okuduğum kitapta diyor ki:

"Ben her şeyim, ben hiçim"

Onu düşünüyorum.

Her şey olmayı, hiç olmayı.

Bir an her şeyken bir anda hiç oluvermeyi... Belki de tam tersini. (hayatta olumlu şeyler de oluyordur bir yerlerde değil mi?)

Düşünüyorum, şarkı devam ediyor...

İlk dinleyişimde sarsan, dağıtan iki üç şarkıdan biridir "hey you"


Ya açıklaması da yoktur belki. Zaten ben konu sevgi olduğunda sevilen her ne olursa olsun açıklama yapılabileceğine de inanmıyorum.

Başkalarına tersini söylediğim olmuştur belki, bilmiyorum. Ama önemli olan kendime söylediklerim...

Seviyorum, o kadar...


Kafamdan milyon tane şey geçiyor şu saniye.

Söylenecek bir sürü şey.

Sanki cesaretim varmış gibi!

Hep Pink Floyd yüzünden bunlar!

Ben susayım Pink Floyd konuşsun!

Bugünlük son sözüm de "long live rock’n roll!" olsun...


Hey you, out there in the cold

Getting lonely, getting old

Can you feel me?

Hey you, standing in the aisles

With itchy feet and fading smiles

Can you feel me?

Hey you, dont help them to bury the light

Don't give in without a fight.


Hey you, out there on your own

Sitting naked by the phone

Would you touch me?

Hey you, with you ear against the wall

Waiting for someone to call out

Would you touch me?

Hey you, would you help me to carry the stone?

Open your heart, i'm coming home.


But it was only fantasy.

The wall was too high,as you can see.

No matter how he tried,

he could not break free.

And the worms ate into his brain.


Hey you, standing in the road

Always doing what you're told,

Can you help me?

Hey you, out there beyond the wall,

Breaking bottles in the hall,

Can you help me?

Hey you, don't tell me there's no hope at all

TOGETHER WE STAND, DIVIDED WE FALL!


(blogumu kimlerin okuduğunu bilmiyorum ama zamanında space'ime yaptığınız muameleyi yalvarırım yapmayın yine! yazdığım cümleler kendinize ileti seçmeniz için değil! ayrıca Pink floyd dinlemeyen birinin Pink Floyd şarkısından ileti yapması, Lost izlemeyen adamın iletisine Lost repliği yazması, adını bilmediği filmlerden replikler yazması falan gerçekten komik oluyor, güldürmeyin milleti kendinize... Herkese söylemiyorum tabi ama biliyor onlar kendilerini..)

2 kişi de demiş ki:

e.d dedi ki...

hayır öyle bi ruh halindeyimki şuan o güzel kanatlı kızı arkadan ittiresim geldi bi an.sonra sustum okudum yazını yavaş yavaş...her kelimesinde durarak...yormayın dedim sonra.Kimler yapıyorsa bunu yormasın artık....yoran biri varsa şayet.baktığım noktadan gördüklerim bu sadece haksızlık ettiysem sustur beni!

sLn dedi ki...

Diğer insanlar da yapıyor bir şeyler ama en büyük zararı bir süredir "ben" veriyorum kendime. En çok ben yoruyorum, düşünerek.. Çok fazla düşünerek...

Hayat bir köşesinden renklenmeye başlasa diğer köşelere de yayılacak o güzellik. Bazen küçücük bir kelimenin, en ufak bir gülümsemenin günü, anı, hatta belki koskoca yılları güzelleştirebildiğini biliyorum.
Ama şu an her yan puslu, kasvetli bir karanlık var her yanda...

Güzelleştirecek şeyler olur belki bir gün. Hatta belki o gün çok yakındadır, bilemem.
Nasip, kısmet..

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?