11 Ağustos 2008 Pazartesi

Barışarock'tan kalanlar (2)

devam..
şu iğrençliğimi görmenizi istedim :) Orda hepimiz bu haldeydik ama eve gelirken bir ara utandım bu durumdan, itiraf edeyim. simsiyahtı bunlar eskiden, annem yıkadıktan sonra yine simsiyah olacak diye umuyorum, bekleyip görelim.
Anlatmaya devam edeceğim ama önce şunu paylaşmak istiyorum.
BarışaRock 6. yılında hala savaşa karşı. İnatla! Çünkü gezegenimizde kardeşliğin neşeli türküleri değil, savaş çığlıkları yankılanıyor hala. Ve bu savaşlar ne asabı bozuk devlet başkanları de de delirmiş halklar yüzünden çıkıyor. Savaşların tek bir gerçek nedeni var: Daha çok petrol, daha çok mal satmak ve bütün dünyayı küresel sisteminin önünde diz çöktürmek isteyen kapitalizm! Irak'ı işgal eden, Filistin'i, Afganistan'ı, kan gölüne çeviren, İran'ın tepesinde savaş kılıcını sallayan hep aynı aç gözlü sistem... Son yüzyıl içinde iki büyük dünya savaşını çıkaran, milyonlarca insanı öldüren, çok daha fazlasını sakat, yetim ve aç bırakan, atom bombası gibi bir insanlık suçunu başımıza saran, Kore'den vietnam'a, Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Afrika'dan Ortadoğu'ya dünyayı bir ateş topuna çeviren savaş patronları hala iş başındalar.


Savaş tamtamlarının sesini bastırıp, hayatı savunmak için BarışaRock'ta barış şarkıları söylemeye devam ediyoruz.
Milliyetçilik ve onun bir adım ötesi Irkçılık insanlık ailesini bölüyor. İnsanlığın büyük bölümünü yoksul, çaresiz ve umutsuz bırakanın bu sistem değil de "ötekiler, berikiler, kalleş Yunan, hain Ermeni, maganda Kürt" olduğuna inandırılıyoruz. Kanımızın diğerinden daha asil, bir tekimizin bile dünyaya bedel olduğuna, titreyip kendimize dönersek gerçekten üstün ve mutlu olacağımıza inandırılıyoruz. Ayrımcılık kimi zaman kültürler, kimi zaman da kafatası ebatlarımız üzerinden yapılıyor. "Bizim üstün, diğerlerinin aşağı" olduğu yargısı sorunlarımıza sahte suçlular buluyor, sahici sorumluları gizliyor, çözümü imkansızlaştırıyor. Bu biraz komik, biraz safça inanış yüzünden insanlar ölüyor, halklar birbirini boğazlıyor, ülkeler işgal ediliyor. Öyle trajediler yaşanıyor ki acısı nesiller boyunca geçmiyor. Oysa ırkçılık ve milliyetçilik insanlığa mutluluk vaadetmiyor. İnsana değil, kana, soya, sevgiye değil nefrete inandığı için yapamıyor bunu. Üstelik aynı kandan olana da vaadettiği sadece sürekli bir savaş, kavga hali.


Evimiz dünya, Ailemiz insanlık demek için BarışaRock'ta kardeşlik şarkıları söylemeye devam ediyoruz.
Festivalimizde 5 senedir haykırıyorduk: "Hükümet Kyoto'yu imzala!" diye. Nihayet Türkiye Atmosfere sera gazı salmayı sınırlayan ve dünyanın neredeyse hepsinin (ABD hariç) imzaladığı Kyoto protokolünü imzalayarak bir ayıptan kurtuluyor. Ama bizim ayıptan kurtulmamız yetmiyor ki. Dünyanın da kurtulması gerek. Buzulları eriten, iklimleri değiştiren, susuzluğa kuraklığa neden olan küresel ısınmayı mutlaka durdurmalıyız. Hükümet Kyoto'yu imzaladı ama şimdi de başka bir felaketin kapısını aralıyor: Nükleer bela! Nükleer santrallerin nasıl bir tehlike olduğunu çernobil bize öğretmedi mi? Hem pahalı hem güvensiz bir teknoloji olan nükleer enerji zannedildiği gibi bağımzılaştırmıyor da. Nükleer lobisi yalanlarıyla iş başında!


BarışaRock'ta, tükenmez kaynaklar olan güneş ve rüzgar enerjilerini görmezden gelen iktidarlara karşı yeşil şarkılar söylemeye devam ediyoruz.
Bizi savaşlar, ayrımcılıklar, küresel felaketlerin kıskacına alan kapitalizme müziğimizi terketmek niyetinde değiliz. Herşeyi yüzeyselleştiren, ehlileştiren endüstriye şarkılarımızla direniyoruz. Çürüyen "piyasa gerçeklerine" karşı hayallerimizi savunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki müzik, insanın kendini gerçekleştime macerasında insanın en önemli dayanağı. Onunla ağlıyor, gülüyor, yüreğimizi döküyor, direniyoruz.


Bu yüzden BarışaRock'ta yeryüzüne şarkılar söylemeye devam ediyoruz.
Gelenlerin okuduğundan emin değilim. Hani bir iki kelime bir yerden yakalar belki birilerini, fena mı olur yani :)
Neyse efendim benim şikayetlerim bitmez.
Son olarak sağımda solumda minik bebeklerini almış gelmiş genç anne-babaları görüp kıskandığımı da söylemeden geçmek istemiyorum. Kıskanmak olumsuz şeyler ifade ediyor ama daha güzel bir kelime bulamadım. (özenmek mi demeliyim acaba?) Doğuştan rocker olacak o çocuklar beee :D
Ölüme yaklaştığımız ana geçebilirim artık :p
Parklardaki hız trenlerine binmeyi çok seven bir insan olsam da hızlı giden şey otomobil, otobüs vs. ise ve ben içindeysem inanılmaz tırsıyorum! Çok çabuk panik olup heyecanlanan bir insanım zaten ben. Trafikte en sıradan bir sollama halinde bile direksiyonu bırakıp çığlık atma ihtimalimin yüksek olduğunu bildiğim için ehliyet alma fikri hayata dair planlarım arasında yer almıyor. O kadar söyleyeyim siz anlayın ne denli uzak olduğumu :p
Festival alanından çıktık, gördüğümüz ilk taksiye bindik. Amcam alkol olayını epey abartmış muhtemelen, hareketlerden anlaşılan o. İlk bindik vay efendim polisler bana burda durma dediler! Ben de dedim ki geçen sene iki tane adam öldü o zaman nerdeydiniz, şimdi gelip bana bulaşıyorsunuz falan filan şeklinde girdi olaya. Biz de festival sırasında iki kişi öldü sanıyoruz tabi. Amcam genel konuşuyormuş meğer. Nasıl ya ne oldu falan derken, biri benim yeğenimdi dedi. Aa nasıl olmuş diye sorduk bıçaklandı falan derken anladık ki amcamın yeğeni falan ölmemiş. Direksiyonu bırakıp "elini böyle yapmasa bıçaklayacaklardı çocuğu. böyle yapmış da bıçak eline gelmiş" dedi.
Burdan çıkan sonuçlardan biri amcam gerçekten feci sarhoş, diğer sonuç amcamın polislerden kurtulmak için hikaye yazdığı ve bize de anlatıyor olduğu, sonuç 3 başımız belada :D
Festival alanından kalkan servislerden biri önümüzden epey yavaş giderken amcamız delirdi, sollamaya karar verdi. Hem de virajda!
Otobüsün soluna geçer geçmez karşıdan gelen diğer taksiyi fark ettik. Ama amcanın umrunda değil. Bizimkinin geçmesi için hem diğer taksi hem de otobüs yavaşlamasa biz diğer taksinin üzerinden atlardık ya da ezer geçerdik, amcam için sorun değil böyle şeyler!
Bir de doğru yolda giden sanki kendisiymiş gibi yolunda sakin sakin giden diğer taksi şöförüne laf atmaz mı!
Bir yandan sağ salim inmek için dua ederken bir yandan da "ama amaaa benim söylemem gerekenler vardı, bir dakika hemen ölmemem lazım yaa, mesaj evet mesaj atmalıyım" psikolojisine girdiğimi itiraf etmem gerek :)
Sağ salim indik, söyleyeceklerimizi mesaja dökemedik, kaldı mı yine içimizde :D
Saatlerce ıslak çimlerde ve epey serin bir alanda takıldıktan sonra eve girdiğimiz anki mutluluğu unutabileceğimizi sanmıyorum epey bir süre. Bize evinin kapılarını açan, sıcak bir yuva veren Didemciğimize teşekkürü borç biliriz.
Neyse efenim Edanın eve erken gitmek istemesi üzerine saat 7.45'e kuruldu. O yorgunluğa rağmen bir süre yatakta debelendim, bir ara uyuyakalmışım. Güzellik anlatan sıfatların tarif etmekte yetersiz kaldığı türde bir rüya görüyorum, "hiç uyanmasamm bunlar rüya değil gerçek olsaaaa" modundayım, tam o sıra dünyanın en sinir bozucu melodisiyle telefon çalmaya başladı! Saat 7.45!
Siemens telefonların otomatik olarak seçtiği alarm sesini bilir misiniz bilmem. Dünyanın en kötü melodileri arasında ilk 5'e girer bence. Ama değiştirmek istemiyorum, çünkü o kadar iğrenç bir ses ki kalkıp kapatmak için acele ediyorum ve uykum açılıyor. (hatta çoğunlukla telefon çalmadan uyanırım ben)
Çok sevdiğim ve kullanılmayacak hale gelene kadar değiştirmeyi düşünmediğim sevgili telefonumu o an parçalamak istedim.
Bir gün hayat bazı rüyalarda olduğu gibi güzel olsaaaaaaaa diyip arkasından iç çekip yazıyı bitiriyorum efenim.
Kendinize iyi davranırsanız sevinirim.

3 kişi de demiş ki:

freudiye dedi ki...

2 yazının sonunda kirli converselerini sarhoş amcayı kendini ööle hissetmesinden ötürü sarışınlar bokturda kafa sallayan ablayı-başka bi sonuç çıkmıo çünkü-,g.tüne güvenen pogocu arkadaşımızı-yaşamakta mı- anlayabilirim
ama şu paragraf:''Kendisini demet akalın konserinde sanıp kırıtanlar mı ararsınız, sapsarı (o nasıl iğrenç bir renktir) saçları (boyaları), olmayan şortlarıyla arz-ı endam eyleyip sağda solda erkek kesen moroncanlar mı ararsınız, pembe gömlekleriyle güneş gözlüklerinin üzerinden kızlara tuhaf bakışlar atan erkek kişileri mi ararsınız'' bana şunu sordurtuo barışa rocka gitmiştiniz siz demi?
yuhunuz

sLn dedi ki...

her tür insan var anacım, Türkiye burası.
Bir de şöyle bir durum var, ben rock müzik seven bir insan olarak bir pop insanının konserine gitmem, ama pop insanı rock konserine gelir, hareket var, kalabalık var, müzik var, "ben zaten ne tür müzik dinlediğimi bilmiyorum o bakımdan her yerde olabilirim" mantığıyla. (rock müzikten nefret ediyorum diyip rocker insanların konserini en önden izleyen insan mantığından bahsetmiştim sana, hatırlarsın ;) )çok tuhaf yaa, ben algılayamıyorum e madem konser var hadi gidelim mantığını. alışıp umursamamak lazım aslında ama aynı şeyleri tekrar tekrar görmüş de olsam alışamıyorum, her defasında sinirim bozuluyor.
Neyse, en azından yüzüne bakınca bile anlaşılıyor kimin neden geldiği ;)
Saçlarını nasıl temizlediğini sorduğun rastalı insan da ordaydı bu arada :D

e.d dedi ki...

biz onu sonradan farkettik...hımmm adı neydi ???? ehehehehehe!

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?