23 Ağustos 2008 Cumartesi

Günlerden bir gün 2

Efenim hepiniz bilirsiniz, özellikle düğünlerde bolca bulunur oğluna evlenecek kız arayan teyzeler. Anneme musallat olurlar zaman zaman, cnm annem onlara sert davranır eve gelince anlatır anlatır güler :D

Yadırgamıyorum o durumu, çünkü iddialarına göre kendi yetiştirdikleri oğulları birer melek ve kötü kızlarla (kötülük de göreceli aslında ya neyse) evlenmelerini istemezler tabi, kim ister. Savunmalarına bakınca "tabi yaa anne işte, kıyamıyor çocuğuna" diyorsun. Düğünlerde görülen akrabanın akrabası olan o kızların iyi olduğunu nerden anlıyorlar? O kızın iyi olduğunu söyleyen kişi onunla ne kadar zamanını birlikte geçirmiş olabilir? Evde çıkıp gülümseyerek hoşgeldin diyen ve sonra ortadan kaybolan kız hakkında kötü bir şey tabi düşünmezsin, ne gördün ki? Bu durum onun iyi olduğu anlamına gelir mi? Sorulacak en önemli soru da aileler neden çocuklarının hayatına burunlarını bu kadar sokma çabasındadır? Niye onun da bir hayatı olduğu kabul edilmez, hep müdahale edilir? (genelleme yapmayalım ama çoğu ailede var bu durum benim gözlemlediğim kadarıyla) Misal kardeşlere benzer isim koyarız ya hani, alakasız olursa "aaa niye ablasının/abisinin ismine benzer bir isim koymamışlar" diye yadırgar yurdum insanı. Onu da anlamıyorum işte ben. O insanlar sizin oyuncak bebekleriniz değiller. Şimdilik size bağımlılar evet ama ileride birbirlerinden bağımsız hayatlar kuracak o insanlar, oyuncak bebeğe ya da ev hayvanına isim koymuyoruz ki canım. Bırak birbirlerine benzemesin isimleri. İki ayrı birey onlar.. "Ayrı"

Her neyse konu bu değil.

Geçtiğimiz günlerde otobüste başımdan geçen bir durumu anlatacağım size.

Efenim otobüse bindim, gittim cam kenarına oturdum. Kulaklıklar her zamanki gibi kulağımda, Alanis Morisette hayatın ironisinden bahsederken ben de içimden eşlik ediyorum ona, dünyada değilim yani. (merak eden olursa şarkının adı "ironic")

İki durak sonra yeni insanlar bindi. Yanlarında bol bol minik çocuk olan ve çocuklardan daha büyük çantalar taşıyan teyzeler vardır, bütün otobüsü birbirine katarlar, işte binenler onlar. Teyzelerin biri çocuklarını çaprazımızdaki koltuğa oturttu, kendisi benim yanıma oturdu. Arada çantasıyla çarpıyor ama elleri o kadar dolu ki ben de ses etmiyorum, yerleşince nasılsa çantalara yer bulacak diyerek. O ara baktım eğildi önüme doğru bir şey söyledi. Muhtemelen çarptığı için özür diliyordur dedim kafa salladım baktım devam ediyor çıkardım kulaklıkları, "ah ben de sen duyuyorsun diye konuşuyorum" diyip baştan aldı söylediklerini.

Buyrun diyalog başlıyor:

Teyze: Ben de sen duyuyorsun diye konuşuyorum, kulaklık varmış, çok çanta var, çarptım kusura bakma, eltim var izmitte de oraya gidiyoruz.
sLn: Önemli değil.
Teyze: Ayyy sen benim yeğenime benziyorsun, o da böyle senin gibi güzel.
(iç ses: offf yandık şimdi)
Sahte, sevimsiz bi gülümseme, benden cevap yok.
Teyze: Nişanlı mısın?
(iç ses, yuhhh nerden çıktı şimdi bu, nerden geldik bu konuya :s O ara yüzük parmağına yüzük takmayan bir insan olmama rağmen elime şöyle bir baktım acaba yüzük mü var diye. Baş parmağımdan hiç çıkarmadığım bir yüzüğüm vardı ama artık onu bile takmıyorum, ve yine de baktım.)
sLn: hıı, yooo.
Teyze: ayy güzel güzel. Kaç yaşındasın?
(iç ses: Allahım neydi günahım)
sLn: 22
(Kabalık yapmak istemiyorum ama muhabbetin gidişatı canımı sıkıyor, sevimsiz bi surat ifadesiyle kafa sallıyorum sadece)
Teyze: Benim de oğlum var 3 tane.
(iç ses: anlaşıldı derdi.)
Teyze:Geçenlerde trende iki tane kızla konuştum ikizlermiş, aynı senin gibi güzeldi onlar da. Telefon numaralarını almadığıma pişman oldum, istesem verecek gibilerdi, belli ilgilendi onlar da. Seninkini alayım bari.
(iç ses: oha yuh vs. Şaka yapıyor di mi?)
Teyze devam eder: Oğullarımı ben çok iyi yetiştirdim, o yüzden çok korkuyorum yanlış birilerini bulmasınlar diye. İstiyorum ki kendim de seveyim kızları. Bak seni çok sevdim mesela.
(iç ses: hah ben bu konuyu ama önemli olan çocuklarınızın sevmesi değil mi diye girip başka yere bağlarım, bana uyuz olur, beni rahat bırakır)
Teyze hâlâ konuşuyor: Eve gidince anlattım o kızları oğluma, oğlum kızdı.
(heh tamam, bu cümleyi de bi bitir he he he)
Teyze cümleyi bitirir: Niye almadın kızların numarasını dedi.
(iç ses: ohaaa bunlar ailece manyak :s Allahım kurtar beni.)
O sırada karşı koltukta oturan küçük eltiye (ki kendisi çorumlu, aynı binada oturuyorlar, sessiz ama çok iyi biri. Yol boyu aklınıza gelebilecek her şeyi anlattı bana, ben şu an size benim dahil olduğum kısmı anlatıyorum sadece. 45 dakika susmadan konuştu.) işaret etti:
Teyze: Bak bak oğluma kız buldum.
aynı anda sevgi gösterisine başladı, ben cama yapışmayı diledim o an.
Teyze: Evlenmeyi düşünüyor musun sen?
sLn: hayır okuyorum ben.
Teyze: hııı.
(vee zayıf nokta bulunurr :D )
Teyze: Ben oğullarımı okutmayı çok istedim, durumumuz da iyi, okuturduk ama istemediler, çalışmak istediler. Büyük oğlum şurda çalışıyor şu kadar maaş alıyor, ortanca oğlum şu kadar maaş alıyor...
(sonrasını hatırlamıyorum kulak asmadım, bir yerden sonra sadece kafa sallama moduna geçtim.)
Teyze: Benim bilmem neyim üniversite mezunu, mühendis, gitti ilkokul mezunu bir kızla evlendi, çok da mutlular, isteseydi kendine üniversite mezunu bulurdu ama istemedi. Senin için önemli mi okumuş olması?
(iç ses: Tahsil cehaleti alır eşeklik baki kalır teyzecim ama ben bunu sana söyleyecek miyim? Hayır söylemeyeceğim. Gerçi en son okuduğu kitabın Cin Ali olmasıyla övünen insanların eğitimlilere b.k atmak için bu sözü kullanmalarından da rahatsızım. O adam hâlâ eşek belki ama cehaletinden kurtulmayı başarmış, sen hem cahilsin hem eşek demezler mi adama? Her neyse iğrenç olma zamanı!)
sLn: Önemli tabii, kültürlü-eğitimli olmasını tabi ki isterim, ben okuyorum, o da okumuş olsun.
(iç ses ha ha ha ha ha ve bilimum kahkaha efektleri :D )
Teyze o sırada konuyu değiştirir.
Aradan biraz zaman geçer ve hayatımın sorusu gelir. Bir de teyze her saniye iltifat etmese daha mutlu olacağım ya neyse.
Teyze: eh bu kadar güzel kızsın, konuştuğun vardır şimdi senin.
(iç ses bu sırada gülmekten boğuldu, hatta dışarı da yansıdı bir kısmı, cevap veremedim gülmekten, verebilseydim evett teyze konuştuğum var, çıkıyoruz (!) hatta biz diyecektim :D O ne demek istediğimi belki anlamayacaktı ama olsun. Şimdi efenim ben çok şükür konuşma yeteneğine herkes kadar sahip bir insanım ve zaman zaman insanlarla konuşuyorum. Ben onlarla konuşurken onlar dinleyici konumunda oluyorlar ve pekâlâ "konuştuğum insan" tamlamasını kullanabiliyorum onlar için. Sonra insanı düşürüyoruz, adlaşıyor bizim sıfat falan filan, türkçe dersi vermeye gerek yok şu an :) Demek istediğim şudur ki konuştuğum onlarca insan var :) ama teyzenin kullandığı anlamda değil.)
Benim gülmeye başlamamı "evet var ama bahsetmeye utanıyorum" olarak algılayan teyzeye algılamasının yanlış olduğunu söyler miyim hiç :D Varsın utanıyorum sansın.
Teyze: Okuyor mu o da senin gibi?
(iç ses: işte kilit soru, kaçırma bu fırsatı, tek kurtuluşun bu!)
sLn: Hı hı evett tabi.
(iç ses hâlâ tuhaf sesler çıkararak gülüyor bu sırada :D )
Teyze: Nerelisin kızım sen?
sLn: istanbul ama aslen Makedonya.
Teyze: hııı ne güzel. Benim beyim Zonguldaklı, ben Balıkesirliyim. biliyor musun Balıkesir'i?
sLn: hıııı
Teyze: O nereli peki?
sLn: hı?
Teyze: Konuştuğun nereli?
(iç ses, dış ses hep birlikte koparlar :D )
Teyze telefon numarası için bastırmaya devam eder, konuştuğun var mı dediğinde benim gülmekten boğulmamı evet cevabı olarak alması onu yıldıramaz. Okul mevzusunda yaptığım uyuzluk biraz sarstı kendisini ama yıkamadı! Çok tuhaf değil mi? Birine aşık olmamla zerre kadar ilgilenmiyor, okumuş olsun tabi dememle ilgileniyor. Bu arada insanları iyi kalpli-kötü kalpli, dürüst-yalancı gibi şekillerde haddim olmayarak sınıflandırıyor olabilirim kendi kafamda. Aslında bi dakika bunu yapmalıyım zaten, hayatımda kimin nerede olacağına karar verebilmek için yapmam gerek bunu! Ama insanlığın diplomayla alakalı olmadığını, okumamış insanların okumuşlardan çok daha ileride olabilme ihtimallerinin var olduğunu çok şükür biliyorum. Yanlış anlaşılma olmasın...
(iç ses: salak niye demedin "hıı konuştuğum (!) var teyze, evlenicez biz" diye. Baksana bunun vazgeçmeye niyeti yok)
Detaylarını hatırlamadığım uzun konuşmalar geçti arada. Daha doğrusu o konuştu ben dinliyor gibi yaptım.
Teyze: Kardeşin var mı peki?
sLn: hı hı.
Teyze: o da güzel mi böyle senin gibi?
(ya kardeşim erkekse? Bu soruya "yok ben daha güzelim" diye cevap verecek insanlar tanıyor olmakla birlikte ben böyle bir soruya cevap verebilecek insan değilim. Şu yaşıma geldim hâlâ iltifat edilince utanıyorum sanki utanılacak bir şey varmış gibi. Böyle bir itiraf olsun bu da. Cevap verecek insanlar vardır ama ben veremem böyle bir soruya.)
Güldüm sadece, o zaten ben gülünce istediği anlamı çıkarmaya alıştı.
Teyze: O napıyor, kaç yaşında?
sLn: Okuyor o da, 21 yaşında.
Teyze: Üniversite mi?
sLn: hı hı.
Teyze: tüh yaa o da okumuş ister şimdi di mi?
(iç ses: ya sabırrrrrrrrrrr)
Karaköy'de ineceğim durağı gördüğüme hiç bu kadar çok sevinmemiştim efenim! Arkama bakmadan kaçtım!
Şu an ismini bile bilmediğim insanların aileleriyle ilgili bir sürü şey biliyorum, unutmaya çalışıyorum. Nereli oldukları, akrabaları, 30 senelik evli olmalarına rağmen eşiyle bir kez bile kavga etmedikleri ki ben bunu pek yemedim... Sevimsizleşmeyi sevmiyorum, tamam normalde de sevimli bir insan değilim ama kaba davranmayı sevmiyorum ve keşke bazen mecbur kalmasam. Otobüste kızlardan telefon numarası istemek nedir yaa? Oğlunun bulacağı, tanıyıp seveceği kızdan daha iyi olduğumu kim garanti edebilir? Her iki durumda da aynı risk var.
Evet evlendikten sonra ailesinin yüzüne bakmayan erkekler kadar kadınların da bu konuda suçlu olduğunu ben de düşünüyorum, o kısmı kabul. Büyük konuşmaktan korkmakla birlikte sevdiği insanı ailesinden ayırmaya çalışmanın nasıl bir mantığın ürünü olabileceğini de algılayamıyorum. Ama "oğlum bulamaz şimdi ben bulayım, bakar bakmaz anlarım nasıl biri olduğunu" diye de bir mantık yok! Bazı insanlara aşk, uyum vs. gibi şeylerden de bahsedemiyorsunuz. (o konu iyice karışık, bir gün girmeyi düşünüyorum ama çıkabilir miyim onu bilmiyorum. "Çıkan" insanlar "yalnız kalmaktan korkma, hıı güzel/yakışıklı/zengin takılalım o zaman psikolojisi, biri olsun da kim olursa olsun düşüncesi" gibi şeylere "aşk" diyorken, ben demek istemiyorum. Böyle de ukalayım! EG'nin bir şiiri geldi tam şu an aklıma, kurcalamadım.

Birşeylerden anlamayacak insanlar var ve onlara onu anlatmanın mantığı yok, kendimi neden yorayım diye düşünüyorum bir süredir ve ona göre davranıyorum. Küçük görme değil bu, karşındaki bazen o kadar dar görüşlü oluyor ki saatlerce konuşman sonucunda sadece yorulmuş oluyorsun, başka hiçbir şey olmuyor.

"Ben görücü usulü evlendim, mutluyum" diye deli gibi savunan insana birini tanımaya çalışmanın, o dönemde geçirilen eğlenceli zamanların keyfini anlatamazsın ki!
Birilerinin "al bunu sev" diye sana zorla dayatmasının nesini savunursun bilmiyorum zaten. Tamamen kendin istediğin için sevdiğin biriyle geçirdiğin zamanın güzelliğini anlattığında içten içe haklı olduğunu o da bilir ama sana büyük ihtimalle diğerini savunmaya devam eder, çünkü biz insanlar haklısın demeyi kaybetmek olarak görüyoruz. (bu arada "kendi isteğinle sevdiğin" kısmında bir yanlışlık yok, ben sevmek de dahil neredeyse herşeyin temelinde istemenin olduğuna inanıyorum.)

Koşarak otobüsten inip Karaköy-Kadıköy vapuruna attım kendimi. Teyze yüzünden kapattığım mp3 player'i tekrar açtım, koltuğa gömüldüm. Konunun üzerine mp3 player her zamanki gibi uygun bir şarkı seçti:
DD-Aşktan öte..
Varsa sen söyle...

(Yine büyük konuşmuş olmaktan korkuyorum. hayat beni nereye götürecek bilmiyorum, o yüzden korkuyorum büyük laflar etmekten. Alıntı yapalım cnm arkadaşımdan "Tövbe büyük sözüme" diyerek. Dalga falan geçtiğimi sanma sakın dememe gerek yok, sanırım sen benim içimi biliyorsun :) )

1 kişi de demiş ki:

e.d dedi ki...

tüh bizden önce davranan birisi olmuşşş tüh tüh :) çaput bağlamış olabilir üstüne başına muska yapmış takmıştır çantana felan o kötü kadın. niyeti bozmuş o tozutmuş bildiğin...kontrol et!!! : )

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?