21 Ağustos 2008 Perşembe

Şizofrenik zırvalar III

-Bak ne buldum. 5.5.2oo4. sLn Marmara'nın kapısından ilk kez girer ve burada okumak istiyorum der. Ne bilsin 2-3 ay sonra orayı kazanacağını ve her gün küfrederek gideceğini. Ama tebrik ediyorum yine de, kafana koydun ve yaptın.
-Dalga geçmesene!
-Tamam tamam. 2oo5'te bitiyor yazılar, devamı senin elindeki defterde. Bir saattir saklamaya çalışıyorsun, görmediğimi sanma, nasılsa alırım bir ara.
-Bırak yaa boşver. Daha hazır değilim sonraki döneme yorum yapmana belki, olamaz mı yani? Öncesi benim hayatım değilmiş gibi, sanki başkası yaşamış gibi anlatabiliyorum, ama sonrası biraz farklı... Eee yazdıklarımı okuyup gelmiştin sen, hadi yap bakalım ne yorum yapacaksan.
-Hımm anladım, yine konu değiştirmeye çalışıyorsun sen, peki istediğin gibi olsun bakalım. Dinle o zaman. İnsanların okuyacak olma ihtimalinin stresiyle kasıyorsun, kapatıyorsun kendini. İnsanlar derken bahsettiğim bütün insanlar, özel birkaç kişiden bahsetmiyorum. Herkesten korkuyorsun. İçinde 10 şey varsa ya birini yazıyorsun ya hiç yazmıyorsun. Evet anlattıklarında riya yok ama eksik. İçinde sakladıkların bu kadar az değil. Çok daha fazlası var. Diyorum ya hâlâ korkutuyor bazı kelimeler seni...
-Anlatamam ki...
-Korkuyor musun?
-Bilmem, gücüm yok belki.
-Sen pes etmezdin eskiden, hep inatçıydın konu ne olursa olsun.
-Ettirildim belki :)
-Haa bak ona sözüm yok. Yine de diyorum ki sıkmasan bu kadar kendini. Söylesen kafandan geçen her şeyi...
-Yapamam diyorum anlamıyor musun? Yapamıyorum...
-Değişiyorsun. Seni hiç bu kadar kendinden vazgeçmiş görmemiştim ve bu kadar...
-Tamam sus! İşin gücün yok mu senin gitsene artık.
-Benim tek işim sensin unuttun galiba, sen varsın diye varım, sen yok olduğunda ben de...
-İyi, tamam.
-Gidiyorum ben. Sen de çık şu yataktan artık. Bak hava günlük güneşlik, git biraz hava al.
-14 yaşımdan beri güneşli havaları sevmem, bilirsin.
-Bilmez miyim... Yağmur aşığı melankolik hatun tripleri. Bak ne diyeceğim, sana radyoda program ayarlasak, geceleri bir yandan şiir okursun bir yandan ağlarsın, olmaz mı? Tam senlik yaa, ben de dinler dinler gülerim sana.
-Aman yaa yüz verince hemen cıvıyorsun sen de.
-Tamam be, şaka yapmaya da gelmiyor buna, gidiyorum, ama yine geleceğim biliyorsun. Geldiğimde daha iyi ol, olur mu?
-Umarım.

(Küçükken boyumuzdan büyük laflar ederdik bir çoğumuz. Asla diye başlayan ne çok cümlem olduğunu hatırlıyorum da... Sonra büyüdük, dünya değişti, hayat değişti, en önemlisi biz değiştik. Şimdi peşimi bırakmıyor o zamanki sözlerim, durduk yere insanın aklına gelir mi yıllar önce söyledikleri? Geliyormuş. Sonra o zamanki sLn'le bu zamanki sLn arasındaki farklar başlıyor beynimde dönmeye. O zamanki inatçı sLn, şimdiki yılgın sLn, güçsüz sLn, korkak sLn... Bu kadar kurcalamak iyi değil belki ama... "the little scratch on the roof of your mouth that would heal if only you could stop tonguing it, but you can't" diye bir alıntı yapalım önemli filmlerin birinden...
Uykusuz ve sinir bozucu bir gecenin sabahında yazılmıştı bunlar. Fazla uzun olunca hepsini birden yazmayayım dedim. Böyle oldu. Şimdilik bitti. Bir daha gelirse, devam eder...)

2 kişi de demiş ki:

kNtli dedi ki...

Yağmur aşığı melankolik hatun tripleri... sevdim bu lafı.. kndimi bulduumdan belki biraz.. İnsan basen nasil da savaşiyor kendiyle..ne zor onunla ayni dili konuşmak lakin en gerçek dost o bence insana çünkü birtek o birtek o gerçekleri korkmadan yüzüne vurabiliyor..

sLn dedi ki...

Zaman zaman kızıyorum ama kendimle o savaşı vermezsem de olmaz biliyorum, kendimi yargılamalıyım, eleştirmeliyim, yeri geldiğinde kızmalı lanet etmeliyim... Belki yanlış düşünüyorumdur bilmiyorum ama ancak böyle "insan" olabileceğime inanıyorum. Dediğin gibi o iç ses en gerçek dost, çevrendeki kimseye onun kadar güvenemiyorsun. Riyası yok, yalanı yok, sahip olabileceğin en açık sözlü dost...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?