11 Eylül 2008 Perşembe

Bugün...

Biraz yoldan geçenleri izledim önce.
Rock müzik efsanelerinin sözleri ağır olmayan (keyif kaçırmayacak, depresyona sürüklemeyecek) şarkılarından bir liste yaptım dinledim.
Led Zeppelin'ler, AC/DC'ler, Bruce Springsteen'ler, U2'lar, onlar, bunlar, şunlar... (Listede Pink Floyd olmamasının sebebi var elbet..)
Bazı şarkıları bir kez dinlemek kesmedi, bir daha dinledim.
Kulaklıklarıma aldırmadan oturduğum yerde headbang yapmaya çalıştım, her defasında olduğu gibi yine kulaklığı düşürdüm.
15 dk.da bir mail box'ımı kontrol ettim, Aslında 15 değil, 5 dk.da bir 8-) Neden bu kadar sık kontrol ettiğime anlam veremedim. Abuk sabuk şeyler geldi durdu zaten.
Msn listeme yaklaşık 35 kez baktım, geyik insanlarını silmek istedim, silemedim. (geyik insanları dediklerimin nasıl olduğunu bilirsin di mi? vardır herkeste. kesin sende de vardır.) Kimseye tek kelime edecek gücüm olmadığını fark ettim, simge durumuna getirip bıraktım.
Masaüstündeki Butterfly Effect wallpaper'ında yazan "Change one thing, change everything" yazısına bakıp belki 50. kez aynı şeyleri düşündüm. Hatta bunu yazarken öğlen düşündüğüm bir şeyi anımsadım. "Geçmişe dönebilseydim, o zaman bana küçük görünen ama büyük olduklarını yeni yeni fark ettiğim şeylerden hangilerini değiştirirdim?" Yaptığım tek bir şeyi değiştirip geri kalan herşeyi olumlu yönde bir değişime acaba itebilir miyim? Yapamam di mi? Yine de düşünmek güzel...
Takvime baktım, bana sürekli sıkıntıyı ve depresyonu çağrıştıran eylül ayını görünce yüzümü ekşittim. Yıllar yıllar önce bir eylül ayında, hatta tam bugün yaşanmış bir anı geldi aklıma, komik geldi güldüm. O zaman komik değildi tabi. Hayatım boyunca cesaretli olmayı başarabildiğim 3-5 günden biriydi sanırım. "Eğer saat 17.14'se.........." saat 17.14'tü. Aşk denen şeyin insana her yaşta farklı şeyler ifade etmesi ne tuhaf di mi? O yaşlarda yaptıklarınız çok başka, daha sonra yapmayı göze alabildikleriniz çok başka. Zaten tanımı da değişiyor durmadan. Sevimsiz şeyler yazmaya başlayacağımı hissediyorum, susayım.
Kafeinin gerginliği arttırdığını bile bile kalkıp kendime kahve yaptım. Sinirliyken Nescafe-coffee mate oranını tutturamadığımı bir kez daha fark ettim. Her sinirli anımda kötü kahve yapmam beni "sinirliyken kahve yapamıyorum" genellemesine götürmemeli tabi. Yine de bir bağ olabilir.
Önce coffee mate az gibi geldi, gittim biraz daha ekledim. Bu kez fazla geldi, iğrenç oldu, içemedim. Evet kahve bağımlısı değildim ben, hatta sevmezdim bile, yeni oldu bu.
Tekrar döndüm, sandalyeme oturdum, MSN'e baktım bir daha, nşa onlarca laf edeceğim şeyler gördüm yine ama onu yapacak gücü de bulamadım, sinirlenemedim bile kimseye. "Salla gitsin" dedim.
Sonra aklıma Orhan Veli geldi. Misafir şiiri. Olur olmaz anlarda aklıma şiirler gelir benim. Hep böyleydim di mi? Daha önce de bahsetmiştim sanırım aramızın baya iyi olduğundan. Ben kendilerini çok seviyorum ama onları bilmem.
Hayır efendim "kalp kalbe karşı" ifadesi koca bir yalan! Lüküs hayat'ı izlemiş miydin? Rıza (Zihni Göktay) öyle diyor oyunun bir yerinde. Bak sahnede devleştiğini düşündüğüm o muhteşem oyuncuyu düşününce gülümsedim şimdi. Perde kapanırken öyle bir bakışı var ki, her seferinde içim bir tuhaf oluyor. Perdesine, sahnesine, izleyicisine olan saygısı takdire şayan. Allah uzun ömürler versin üstadım. Versin ki devam edelim sizi izlemeye. Suna Pekuysal'ı izlemeye yetişemedik, Zihni Göktay hâlâ kadrodayken izlemelisin bence...
Bir ara Lüküs Hayat üzerine de yazarım bir şeyler.
Neyse.
Sandalyemden kalkıp şiir kitabını almaya öyle üşendim ki bir an... Google ne güne duruyor dedim. "Orhan Veli Misafir" yazıp search'e tıkladım. Hemen buldu tabi..

"Dün fena sıkıldım akşama kadar;
İki paket cigara bana mısın demedi;
Yazı yazacak oldum, sarmadı;
Keman çaldım ömrümde ilk defa;
Dolaştım,
Tavla oynayanları seyrettim,
Bir şarkıyı başka makamla söyledim;
Sinek tuttum, bir kibrit kutusu;
Allah kahretsin, en sonunda,
Kalktım, buraya geldim."

Sonra biraz hüzünlendim canım sıkıldığında "kalktım buraya geldim" diyecek bir yerimin olmamasına. Bana kendimi iyi hissettirecek birini arayıp konuşmak istedim, onu da yapamadım.

Zamanında böyle bir şey okudum ve aklımda mı kaldı yoksa uyduruyor muyum bilmiyorum. Orhan Veli'nin gittiği yerin bir sevilenin mezarı olduğunu düşündüm bir an. Sonra hemen düşünmekten vazgeçtim.
Yıllardır bildiğim bu şiir farklı şeyler düşündürtmüştü farklı zamanlarda ama ölümü ilk defa dahil ettim şiire.
Kavga edilmiş bir dost vardı, bir ara oydu ziyaret edilen ya da yıllar önce çeşitli sebeplerle kopulmuş bir dost oldu bahsi geçen yerin sahibi. Bir ara bir sevgiliydi, Orhan Veli çıkmıştı onun hayatından bir şekilde, dayanamamıştı sonra, özlemişti. Peki ev sahibi ne yapmıştı? Dost olan hemen iki fincan çayla gelmişti dostunun yanına. Sevgili olansa ağlayarak sarılmıştı belki.
Bunlara benzer şeyler düşündürtmüştü şiir hep bana. Altında bir sebep ya da anlam aramıyorum ama zaman geçtikçe daha karamsar, daha umutsuz bir insan olduğumu hissediyorum, yine hissettim bak...
Düşünmeye devam ettim sonra (başka şeyleri tabi) iyice canımı sıktı hayat. Şu an yazmaya cesaret edemediğim bir sürü şey düşündüm, arada gülümsedim (sevimsiz bir gülümseme bu aslında. mutlu olduğun için gülümsemiyorsun, neyse..) arada gözlerim doldu.
Ne yaptıysam can sıkıntımı geçiremedim bugün.

Eee sen ne yaptın?

15 kişi de demiş ki:

diamandi dedi ki...

bu duruma cevabını önceki gün vermişrtin... gezmiştin sokaklarda.. müzkler dinlemiştin.. içinden sözlerini karıştırarak.. sonra gülerek sınava girmiştin bide... ben canım sıkıldıgımda canımın sıkıldıgı sandaliyeyi terk ederim. çogunlukla sıkıntım benle gelir evet ama. sandaliyeyi çok sever derim orada gelir üzerime biner sanki... umarım o sıkıntı uykunla hasıl olmamıştır iyice de ertesi günkü hayatı etkilemez...

delikanlı dedi ki...

Bilgisayarın başına oturdum kalkmadım,canım sıkıldı google a girdim,blogları okudum kafamdaki şeyi başka şeyler okuyarak uzaklaştırayım dedim,uzaklaştıramadım,kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı durmadı... uyudum,uyandım,aşkımı aradım kötüyüm dedim,ama nedenini biliyorum dedim,o da biliyordu ne yapmam gerektiğini,susmadı bi de o söyledi...
kaçtım,korktum,umutlandım.
sainkho namtchylak dinledim,coca cola içtim ve genç olduğumu hissettim,
özledim bi de çok özledim

sLn dedi ki...

6 eylül'e ait bir yazı bu, not olarak eklemeyi unutmuşum :)
Üzerimdeki sıkıntıdan kurtulabilmem için sıkıntının dibine vurmam gerekiyor, bu da o dip noktalardan birinde stres atmak için yazıldı. İyice dibe iniyorsun, biraz orda kalıyorsun, sonra bir bakıyorsun yeniden yukarıdasın. Sabah sabah boş yollarda yürüyüp şarkı söylüyorsun, insanlara gülümsüyorsun sebepsiz yere, günler sonra sıkıntı yine geliyor, yine dibe vuruş, yine çıkış... Bu döngü yıllardır devam ediyor... Alıştım artık, sorgulamıyorum :)

sLn dedi ki...

@ delikanlı
kafamı kurcalayan şeyi uzaklaştırmaya çalıştıkça o daha çok yayılıyor, kendi haline bırakıyorum. Bir şeyi düşünmemeye çalıştığımda daha fazla düşündüğümü fark ettim. Yanlış mı düşünüyorum bilmiyorum ama kendi haline bırakıyorum, gitmesi gerektiği zaman geldiğinde gidiyor o düşünceler sanki :)
bir de özlemek feci bir şey... Bugünkü sıkıntıda payı yok desem kocaman bi yalan söylemiş olurum.

diamandi dedi ki...

o zaman önceki yazın ise çaresini bulmuşsun zaten.. bide sorgulamamk tamamdır işte....daha ne olsun ki :)

Güllerevurgunum dedi ki...

keşke insanın beyninde turn-off düğmesi olsa değil mi?



http://kimseokumasindiye.blogspot.com/2008/04/beynimin-turn-off-dmesi-olsayd.html

sLn dedi ki...

Sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi muhakkak bir hikmeti vardır böyle olmasının ama insan düşünmeden edemiyor zaman zaman kapatsam, ileri-geri sarsam olmaz mıydı diye...

kNtli dedi ki...

keşke geri dönüp deiştirebilseydim yahut yeniden yaşayabilseydim demeden edemio insan..mesela lüküs hayat'ı yeniden izlemek isterdim ben ''kim ne derse desin bize
sen benimsin ben de senin..'':) şansimin nadiren beni ziyaret ettiği günlerden biriydi o gün.. Ama bir şeyleri değiştirmek ayri bişi.. birini yaparken öbürü bozulur illaki butterfly effect de bunu gayet ii anlatio saolsun insan hayalini bile kurarken onu düşünüo 'bunu böle yapsaydım...hmm ozamn da öbürünü bozardım' gibi.. Orhan veli desen ayri bi alem ''kim ne derse desin!!'' demeyi başarabilmiş mühim insanlardn biri aslında anlayabilmek marifet.. O gün ne hissediyorsa öyle yorumluyor insan çünkü her satırda kendini ariyor.. ama ben en çok şunu merak ediorum acaba O bunları ne hissederek yazıyor..

sLn dedi ki...

@ kntli
Aslında yazının en güzel tarafı o, karşıdakinin ne hissederek yazdığını bilmiyorsun, istediğin gibi yorumlamakta özgürsün. Bazen herhangi bir şey düşünerek yazıyorum, sonra yorum yapılıyor. Bakıyorum ki yazarken düşündüğüm şeyin çok dışında şeyler anlaşılmış yazıdan. Aslında bu durumu biraz da seviyor gibiyim :)
Kendimi kötü hissettiğimden bahsettiğim bir yazıda ertesi gün sınav olduğundan da bahsediyorum, kötü hissedişim sınava bağlanıyor, aslında zerre kadar ilgisi olmuyor mesela :)
Belki Orhan Veli benim düşündüklerimden çok alakasız şeyler düşünerek yazmıştı şiirini ve belki ne düşündüğünü bilseydik bu kadar kendimizi bulamazdık yazılanlarda...

kNtli dedi ki...

ne düşündüğünü bilseydik onu düşündüğünü yargılardık yazdıklarını hissetmeye zaman kalmazdi.. böylesi elbetteki daha iyi.. :))

diamandi dedi ki...

çok garip... aslında hani bunların olmayacagı kesin tabiki ama ne bileyim hani beynimizi hep hard diske benzetiriz ya.. belki de çok teknolojik olsuk ondandır derim sora.. çevrim dışı kalsa baszen hayatta mesela görse bilse sadece istediğine istrediği zaman cevap verse ve bunun için bi sorumluluğu olmasa çünkü herks bizi yok bilse görse... nasıl olurdu... yadabelki ilerde olacak bilinmez :) atlas deney ne gtircek bize acaba :P bi kara delik olan beynimizi belki biraz aydınlanması için ipuçları gelri oradan... çağrışım en nihayetinde :)

m.c.a dedi ki...

"İyice dibe iniyorsun, biraz orda kalıyorsun, sonra bir bakıyorsun yeniden yukarıdasın. Sabah sabah boş yollarda yürüyüp şarkı söylüyorsun, insanlara gülümsüyorsun sebepsiz yere, günler sonra sıkıntı yine geliyor, yine dibe vuruş, yine çıkış..."..
Sabah sabah yaydığın pozitif enerjiye kendin de şaşırıyosun, mutlusun ve insanları seviyosun, hep böyle olailmenin sırrını araştırmaya kalkıyosun ama elle tutulur bişii çıkmıyo..
:))
kısır döngü olduğunu söyledin içim burkuldu, ben de biliyodum ama inanmak istemiyodum galiba

sLn dedi ki...

ben artık kendimi kandırmayı beceremiyorum pek, kendimi dipte hissettiğimde çıkacağımı biliyorum, ii olduğumda da geldiğim yere döneceğimi biliyorum, aslında böylesi çok sıkıcı. insan kendini kandırabilmeli galiba ara sıra ve ben o yeteneğimi kaybetmiş olabilirim :-/
Hep öyle olmanın bir sırrı yok ya da ben bulamadım henüz, tek yapabileceğin içinde bulunduğun anın tadını çıkarmak ki ben bunu da yapabildiğimden emin değilim. Yine de hep öyle olmanın sırrını keşfedersen öğrenmek isterim nasıl olduğunu :)

m.c.a dedi ki...

olur, bulursam söylerim..Bu arada kendini kandırmak dediğin ümit etmek mi? Böyle bi sonuç çıktı galiba..

sLn dedi ki...

aslında ikisi de söylenebilir :) kastettiğim şey keyifliyken o anın hiç bitmeyeceğini umabilmek, ümit etmeye tabi ki daha yakın ama o durumun biteceğini iyi bilince kendini kandırmak ifadesi daha uygun gibi geliyor. Öyle bir şey işte...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?