10 Eylül 2008 Çarşamba

kaygılar..


Hadi can sıkıcı şeylerden bahsedelim.
Okul tatilde, fransızcaya dair hiçbir şey düşünmek zorunda değilsiniz (siz normalde de değilsiniz tabi, ben fransızca öğretmenliği okuduğum için düşünüyorum, fransızca kendimi bildim bileli en nefret ettiğim dildir, hatta nefret ettiğim tek dildir, o zaman orda ne arıyorsun diye soranlara içten bir gülücük gönderiyorum. En derin sevgilerimi de ösym'ye gönderiyorum.)
Hayatta en sevdiğiniz şeyi yapabiliyorsunuz. Nedir bu en sevdiğiniz şey? Günlerinizi kitaplarınız ve filmlerinizle geçirmek elbet. Bir yandan da internet denen şeyin nimetlerinden faydalanıyorsunuz, tarih okuyorsunuz, insanların bloglarını okuyorsunuz, arada fizik makaleleri, felsefi yazılar vs. vs.

Düşünmekten kaçmanın bir yolunu her şekilde buluyorsunuz yani.

Sonra bir sabah saatiniz çalıyor, hadi sLn kalk. Nikah var bugün...

Kalkıyorsunuz, giyiniyorsunuz, süsleniyorsunuz, topuklu ayakkabı denen şey kimin başının altında çıktıysa işte ona sevgiler sunuyorsunuz yol boyu, eve gider gitmez converselerinize ve kot pantolonlarınıza sarılmak istediğinizi düşünüyorsunuz. (converse diye belirtme sebebim converse'e spor ayakkabı demenin tuhaf gelmesi.. başka sebep aranmasın.)

Sınıf arkadaşınız evleniyor, bir yandan da ruh hastası başka bir sınıf arkadaşınız(o kendini bilir :p ) kariyer planlaması yapmamız lazım, hangi sınavlara giricez biz bu sene diyor. Bir evlenenlere bakıyorsunuz, sonra oturduğunuz yerde kendinize ve arkadaşlarınıza bakıyorsunuz.
Acı gerçekle karşı karşıya kalış anı!

Herkes az çok biliyor hayatına hangi yönde devam edeceğini... Birileri evleniyor, birileri evlenme planı yapıyor, birileri öğretmen olmak için deliriyor, birileri şirket hayalinde, birileri kurabiyeci olacak (o da kendini bilir:) ), birileri fransaya gitmek istiyor, birileri başka şeyler istiyor, herkes bir şeyler istiyor... Lise arkadaşlarımdan okulunu bitirip öğretmenliğe başlayanlar olduğunu öğreniyorum sonra, öğretmen olmalarına değil, istedikleri şeyi yapmalarına özeniyorum.
Eğitim hayatını aşık olduğu adama göre şekillendiren bir arkadaşım vardı, aynı okula gidebilmek için kendini yırtmıştı, gitmişti de. 2 yıldır evli olduğunu öğrendim, ama başka biriyle :) Hayatta kesin görünen hiçbir şeyin aslında kesin olmadığını, imkansız görünenlerin de imkansız olmadığını bir kez daha görünce mutlu oluyorsunuz, umutlanabiliyorsunuz bile kendi hayatınız adına.

En son tekrar kendinize dönüyorsunuz ve her sorduğunuzda cevap vermeden kaçtığınız soruyla bir daha başbaşa kalıyorsunuz. (biz daha o konuya gelmedik deme şansınız da yok işin kötü tarafı) "Ne yapmak istiyorum ben?" ya da "Ne yapacağım ben" ve bir üçüncü seçenek, birkaç gün önce eklediğim bir Uğur Gürsoy çiziminden alıntı bir cümle: "Ne bok yiycem ben?"

Her şeyi son ana bırakmaya bayılıyorum. Mümkün olan en son ana bırakma sebebim o sırada bir şeyler olması ve hayatımın kendimi kasmadan düzene girme ihtimalinin varlığı. Hayatta her şey mümkün ya hani...

Geleceğe dair bütün sorulardan kaçıyorum. Mümkün olsa kendimi bir odaya kapatıp okusam, okusam, okusam; okumaktan yorulduğumda izlemeye başlasam, arada sıkılıp yürümeye çıksam, geri gelsem tekrar okusam.

Ne iş yapmak istediğim konusunda hep kararsız oldum, hayatımın her anında. Aynı anda 3 işi istedim, bazen hiç birini istemediğime karar verdim, 3 ayda bir karar değiştirdim...
Şimdi geçmişe dönüp baktığımda, hayatımın değişik dönemlerinde istediğim meslekleri gözden geçirdiğimde hâlâ istediğim şeyin 8. sınıftan kalma bir hâyâl olduğunu fark ediyorum: Arkeoloji...

Fransızcaya ya da öğretmenliğe dair en ufak bir hâyâlim ya da isteğim yok. Hayatımın sonuna kadar dil öğrenebilirim ama ona itiraz etmem...

İşin en kötü taraflarından biri bu saatten sonra tutup bir üniversite daha okumaya gücüm de yok.

Fonda Bob Marley'den Redemption Song çalıyor şu an...

emancipate yourselves from mental slavery;
none but ourselves can free our minds.
have no fear for atomic energy,
'cause none of them can stop the time.





4 kişi de demiş ki:

delikanlı dedi ki...

okuma zaten git evinim kadını ol:)
fransızca bilen bi sevgilim vardı,malum zamanlarda fransızca konuşmasını istediğim için fransızcadan soğumuştu o da he he:)sonradan ilgim almancaya kaydı...:)

sLn dedi ki...

valla düşünmüyor değilim :p çocuk bakıcam ben yaa ne işim olur fransızcayla :D

kNtli dedi ki...

bence hayatı akışına bırak en azından şimdilik... Su Akar yolunu bulur:)

sLn dedi ki...

hayat devam ediyor, ben izliyorum :)
gittiği yere kadar böyle gidecek...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?