21 Eylül 2008 Pazar

Yazıyorum, yazıyorsun, yazıyoruz. Okuyorum, okuyorsun, ama o okuyor mu bilmem..

Kendimi bildim bileli hep yazıyorum...
Okuma yazmayı ilk öğrendiğimde okula başlamama bir kaç yıl varmış henüz. Yaşıtlarım "oyuncak al" diye ağlarken annelerine, ben "kitap al" diye ağlarmışım anneme. Yapmak istemediğim bir şey olduğunda hep aynı şekilde kandırılırmışım.

"Yaparsan kitap alıcam sana"

Defter sayfalarına kelimeleri aklımdan yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Futbolcu isimleri yazardım mesela. Süper kahramanım Rıdvan o dönem. Yazıyorum da yazıyorum.

Okula başlıyorum sonra. Tüm sınıf ders boyunca düz çizgi çizmeye uğraşıyorken ben çizgilerimi hemen çizip kitap okuyorum. Tenefüslerde tüm sınıf çevreme toplanıyor, çok sevdiğim 3 tane kitabım var, Ezop (Aisopos) masalları, Andersen Masalları (Hans Christian Andersen) ve İcatların öykülerini anlatan bir kitap. Onun yazarını anımsayamıyorum. Hikaye seçiliyor, ben okuyorum.

İlk tepkiler komik, "okuyabiliyor musun" diye soruyorlar, ben onların okuyamamalarına şaşırıyorum çünkü ben hep okurdum, harfleri öğrendiğim dönemi hatırlamam mesela, hatırlayabildiğim tek şey yazmaya çalıştığım futbolcu isimleri. Bütün çocuklar da öyle sanırdım. "eveeeet" diyorum şaşkın şaşkın. İnanmıyorlar, cümleler gösteriyorlar kitaptan, okuyorum, şaşırıyorlar. Seviyorum aslında insanların böyle ilgilenmesini o dönem. Ukalalık da bulaşmamış henüz kanıma :) (sonradan oldu ne olduysa :) ), okur musun diyorlar, işi gücü bırakıp kitap okuyorum onlara..

Sonra bir gün öğretmenimiz günlük tutmaktan bahsediyor. 4. sınıftayım. Türkçe kitaplarında yazan her şeyi okuyorum. Orda da yazıyor aynı şey, faydalıymış, tutmalıymışız.

Lacivert bir ajanda alıyorum, başlıyorum yazmaya..

"Sevgili günlük, bugün sabah okula gittim, ders yaptık, bedene çıktık, eve geldim, tv izledim, zeynep geldi ödev yaptık."

Her gün aşağı yukarı aynı şeyler oluyor, ama ben azimle yazıyorum.
5. sınıftan sonra cümleler uzamaya başlıyor, o gün Power Rangers'ta ne olduğunu anlatıyorum bazen, bazen hâyâllerimi anlatıyorum. Defter yine lacivert.

2 senelik bir boşluk, sonra yeniden kapkalın lacivert bir defter. En yakın arkadaşım diyor ki "boşver günlüğü, bu çok güzel bir defter, söz falan yazarsın ya da hatıra yazdırırsın"
Olmaz diyorum, "bu günlük olacak"

99'da başlıyorum yazmaya o lacivert deftere. 2oo4'te bitiyor.
17 Mayıs 2oo5, yeni bir defterin ilk günü, renk yine lacivert. Hâlâ aynı deftere yazmaya devam ediyorum. Şu anki bir tür günlük değil aslında. Karalamalarım var içinde diyeyim siz anlayın :)

3 nisan 2oo8'de Freudiye'nin bloguna yorum yazabilmek için bloggerda oturum açıyorum ve diyorum ki:
"bi dk. yaa ben neden yazmıyorum ki?"

İlk defa okumasına izin veriyorum insanların yazdıklarımı.

Yazmak benim için terapi oldu hep. Hâlâ da öyle. Rahatlamak için yazıyordum, kimseye ulaşmak falan değil amaç. Uff işte Büşra okur, Eda okur, aa Dilara'nın blogu varmış e o da okur.. Kim niye okusun ki başka yazdıklarımı?!

Sonra zaman geçiyor, tanımadığım insanlar yorumlar yazmaya başlıyor, seviniyorum içten içe. İade-i ziyaret yapıyorum bloglarına, insanların yazılarından karakterlerini çözmeye çalışmak, psikolojilerini anlamaya çalışmak oldum olası sevdiğim bir şeydir. Yine onu yapıyorum, okuyorum, duymadığım şeyler öğreniyorum bazen, seviyorum insanları okumayı. Blogunu okuyup "hıı mantıklı bir insan" dediğim insanlar yazdıklarımı okumak için zaman ayırıp bir de yorum yaptıklarında daha bir mutlu oluyorum.

Bazen mesaj kaygısı taşıyorum yazarken :) Mesajın yerine ulaştığını hissettiğimde daha bir mutlu oluyorum, bazen yanlış yerlere ulaşmasından korkuyorum, açık adres verememek canımı sıkıyor, ama vermeyi de aslında istemiyorum. Çoğunlukla kısıtlıyorum kendimi yazarken. "Hayatıma dair her şeyi herkesin bilmesine gerek yok neticede" diyorum.

Sonra günlerden bir gün, bazı şeylerin içinde tutamayacağın kadar yoğunlaştığı o anlardan birinde küçücük bir parça bahsediyorum bir şeylerden ve bir kaç saat sonra siteleri dolaşırken şöyle bir görüntüyle karşılaşıyorum:



"Ama, ama, ama beeen" diyip kalıyorum.

Okuyanlar 2 gün sonra unutur nasılsa, ben de yazınca bir nebze olsun rahatlarım diyip hissettiklerime dair 2-3 kelime yazdığım yazıyı normalde beni okuduğunu bildiğim insanlardan biraz daha fazla insan okuyor. Blogu orada görüp tıklayanları benim blog yazdığım 6 aylık dönem içerisinde kırıntı boyutunda da olsa cesaret gösterebildiğim 3-5 yazıdan biri karşılıyor. Aslında biraz utanıyorum. Siteye 4 gündür üyeyim, zerre kadar fikrim yok işleyiş konusunda, ama insanların zamanında epey tartışmış olmasına bakılırsa ortadaki mevzu büyük :) Bulaşmaya niyetim yok.

20 gün içinde 28 yazı yazdığımı fark ettim geçenlerde, kendimi biraz tanıyorsam bunun iyi bir şey olmadığını söyleyebilirim. Kendi durumumu irdelemeye karar vermiştim, kısmet bugüneymiş.

Yazarken çok eğleniyorum, terapi işlevini hâlâ sürdürüyor yazmak benim için. Bir dönem yazılarım yoğunlaşmışsa, içerikleri her ne olursa olsun, bu, o dönemin sıkıntılı olduğu ve kendime beni oyalayacak şeyler aradığım anlamına geliyor galiba. En azından ben böyle hissediyorum.

Yazmak terapi etkisini sürdürdüğü müddetçe devam edeceğim. Bana tahammül etmeye kimler devam edebilecek işte ondan emin değilim :)

Bir de kendi geçmişime baktığımda şunu görüyorum, hayat iyi gittiği zaman konu ne olursa olsun yazmayı pek beceremiyorum. İyi şeyleri anlatmaktan biraz da korkuyorum galiba :) Neyse, girmeyeceğim o konuya şimdi. Belki bir gün hayat yine güzel olursa...

Öyle yani :)

Şuraya kadar okumaya tahammül eden insan,
kimsin bilmiyorum ama sağol be!
İnsanlar en yakın dostum dediklerini bile dinlemeye tahammül edemezken, adını bile bilmediğin insanları okumak, hatta yorum yapmak valla güzel bir şey!
Bak sevgi doldum tam şu an, sevgi pıtırcığı olmama ramak kaldı hatta, susayım di mi?
Peki.

13 kişi de demiş ki:

magnum opus dedi ki...

benim sıra arkadaşım okumasını yazmasını bilirdi ilkokul 1 deyken. böyle tenefüslerde sürekli bir şeyler okurdu. o okudukça ben verem olurdum, ne bileyim çok kıskanç adammışım demek ki :) bütün herkesin gözü onun üstündeydi. ama ne oldu okuma bayramı denilen zımbırtıda ben okudum sunuşu takdimi ben yaptım. otta bokta sidik yarıştırma huyumda burdan geldi sanırım. souçda hala okuyorum ama hiç bişi yok 20 yıldır okul okuyorum bitmedi gitti lanet şey.

yabani kuzu dedi ki...

yazıların hep hoşuma gitti benim blogunu farettigimden beri blograzzinin en iyi secimlerinden biriydin canım :) yazmak insana cok şey katıyor okumakta bana bunları okuttugun için tşkler :)

Ukturk dedi ki...

Ben hepsini okudum hemen belirteyim kaynamasın arada sonra:P:p Ben hayatımda hiç günlük tutmadım tutanlarada ahaha diye içimden gülerek bakmışımdır..Ama şimdi kendimden uatnıyorum böyle birşey yaptığım için.

Yazıların güzel 20 günde 28 post bence fazla değil yazılar güzel oldıkta sonra bir önemi yok bence:D

m.c.a dedi ki...

ben söyliim senin sırrını: akıcı, samimi ve sempatik bir dil, üslup.
yani en azından ben onun için okuyorum..

Pharos dedi ki...

Nereden nereye değil mi?:) Ben biliyodum senin okuma manyağı olduğunu ve yazarsan gerçekten sevileceğini de biliyordum yanılmamışım:)Sakın bir gün vazgeçme diyecem ama vazgeçmeyeceğini de biliorum (:

diamandi dedi ki...

rica ederim diyerek başlamalı sanırım :) teşekkür etmişsin en nihayetinde... yazılarımı kim niye okusun diyorsun ancak kim niye okumasın sorusuyla cevap vereyim bende o zaman...
yazmak terapi demişsin ya; hani düşündümde daha nasıl iyi bi anlam verilebilirsin diyedüşündüm... aklımın çalıştığı şu dönemde en iyisi bu galiba. bu arada :) bende bu ay içindeki 29 yazına gıpta ile baktığımı söyleyebilirim:) yazıyorum ancak ben paylaşma kısmında biraz sıkıntılar çekiyorum sanki. ataletini hiç sevmeyen ama onunla sürekli yaşamak zorunda kalan biri olarak nedenleri hakkında, utanmaktan kim ne yapsın ki bunları demeye kadar bir sürü cevap var... en azından olayın farkına varıp günlük nevi blog yazmak gibi bana heyecanlı bir o kadar da eğlenceli bişey. sonuçta terepi :))

e.d dedi ki...

:) bazen sabrımı zorluyorsun selin

:)sevgi konusunda ve bugün ne yazmış demek konusunda.

ukala şey ya: P

Güllerevurgunum dedi ki...

Eda nın sabrını zorluyormuşsun Selin dikkatli ol :P

Kendi adıma sabırdan yana bir şikayetim yok. Sen yaz ben okurum. Yeter ki yaz...

Ama sana bazen çok kızıyorum. Bugün de kızdığım bir gün. "Bunu ben yazmalıydım" dedirtiyorsun bana.

Ama olsun yine de iyi ki yazıyorsun :)

kNtli dedi ki...

acemisiyim bu blog işinin daha.. ama keşfettiğimden beri her gün 'acaba bugun ne yazmış' die merakla beklediğim insanlardansin.. burda yeni arkadaşlar edinmiş gibi hissediorum kendimi sanki taniyormuşum karşilikli konuşuyormuşum gibi.. Okuma yazma bilerk başlasam da okula yazmanin ve okumanin güzelliğini geç tadanlardanim.. Ne mutlu ki sana yıllardir nereye gitsen bu güzelliği yaninda taşiyorsun.. :)

onurgn dedi ki...

voodoo girl ,
bu okuduğum ilk yazınız..ve tek kelimeyle.. Belki bir edebiyatçının yorumu kadar etkili olmayabilir yazacağım yorum ama .. o bir kelime.. ki bence herkes aynı kanıda olmalı bu yazı için.. Harika.. kutlarım..

sLn dedi ki...

Teşekkür ederim güzel düşünceleriniz için her birinize :)

@ güllerevurgunum: "bunu ben yazmalıydım" hissiyatı karşılıklı demek :)

Simto ALEV dedi ki...

Sonuna kadar okudum yazını. Aslında hiç senin gibi okur yazar bir çocukluk geçirmedim. Ve öyle de büyüdüm. Büyüdüğümde büyük bir utançla ilk kez sevdiğimi düşündüğüm kıza bir şiir yazdım. Komikti de. Kafiyeler, düzenli kıtalar vs. Uzun zaman da hemen herkesten gizledim. Sonra okundukça garip hissettim. Beğenilmek, beğendirmek ayrıca güzel tabii. Ama orada beğeninin önemi yoktu.. Yıllar geçtikçe, yazılanlar arttı. Artık şiir değil, "şiirsel" diyordum. Şiirden uzak, kendimce bir üslupta şiiri anımsatan edebi olabilecek yazılar. Paylaştım, paylaştıkça büyüdüm..

İşin sonu nereye vardı biliyor musun? Artık anılarımı dahi daha edebi bir dille anlatır oldum. Ve artık kalıplara sığamıyorum. Farklı üsluplar, edebi süslemeler deniyorum. Her zaman okuyan arkadaşlarım değil, herkes okusun istiyoum. Onlarca, yüzlerce insan okusun. Okuduklarını bileyim. Okundukça daha çok yazayım.

Kendim içi yazdım her zaman ve bunun hazzı başkadır.. Ruhsal bir masturbasyondur. Tatminkardır..
Ama okunmak da başkaymış.. Belki fazla narsist bir düşünce, ama öyle..

Bu arada şiirsellerimde hiç güzel şeyler anlatmadım. Hep ben'im karanlık yanım vardı. Ancak şiirle değil ama daha toplu yazılarla mutlu anıları paylaşmanın da hoş olduğunu fark ettim bu hafta..

Senin de okumanı isterim..

freudiye dedi ki...

kutlarım ayrıca kıskanırım da
yaparım hiç acımam hıh
:D bebeeem sen yazmiican da kim yazacak

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?