8 Eylül 2008 Pazartesi

Sabah sabah...

Yürümek depresyona iyi geliyormuş. Şimdi tekrar "o sizin depresyon sandığınız depresyon değil, 1o dakikada insan depresyona girip çıkamaz" konulu konuşmalarımdan birini yapmayacağım, blog arşivinden bir örneğini bulmanız mümkün. O yüzden biz birbirine nasıl olduğunu anlamasam da sıklıkla karıştırdığımız depresyon ve can sıkıntısı arasına bir çizgi çizelim. Bahsettiğimiz konu can sıkıntısı.

Sıkılıyorum, günlerdir feci halde sıkılıyorum. Zamanında "3. sınıfta okul mu bırakılır beeee" dediğim için pişmanım, 3. sınıf okulu bırakmak için en güzel zamanmış, bilememişim.

Okuldan iyice tiksinme durumuna gelmenin verdiği sıkıntı bir yandan, bütün yaz yatıp 3 günde 4 derse çalışmaya çalışmanın, fakat yine çalışmayı becerememenin sinir bozukluğu bir yandan, daha başka problemler diğer yanlardan gelince koskocaman bir can sıkıntısıyla başbaşa kaldık yine.

Sınavlar üzerimde inanılmaz bir baskı yaratmasına rağmen neden çalışamadığımı bilmiyorum, "uff nolucak şimdi yaaaa" stresi çektiğim bütün saniyelerde ders çalışsam rahat rahat geçerim. (son birkaç aydır böyleyim ben.)

Üniversiteye başladıktan sonra edindiğim huylardan biri stresli zamanlarda tuhaf rüyalar görmek. Ne kadar tuhaf olduklarını anlatmama imkan yok. Bir gün şizofren oluyorum, bir gün tuhaf yaratıklardan kaçıyorum, başlı başına yazı konusu her bir rüya. Hem de en uzunundan 8-) Ama gerek yok.

Sabahın köründe en uykusuz halimle sınava gidiyorum. O kadar süre uykusuz kalmış bir insanın nasıl böyle bir enerjiye sahip olduğuna eminim inanamazsınız, ben kendime inanamıyorum. Okulun yerini bir an önce bulmak için elimden geleni yapıyorum ki sınav saatine kadar olan zamanı yürüyerek değerlendireyim.

Azcık sabretseydin ilk cümleye tekrar bağlayacağımı görecektin bak :)

Son 2-3 yıldır çok sık yaptığım bir şey bu. Sabah kendimi çok kötü hissederek uyanmışsam sabahki derse gitmiyorum, evden biraz geç çıkıyorum, otobüsten Şişli camii durağında inip yavaş yavaş yürümeye başlıyorum, yolu mümkün olduğu kadar uzatıyorum.. İyi geliyor biliyor musunuz...

Okula gitmek zorunda değilsem İstiklal'de yürümeyi tercih ediyorum elbette. Sabah saatleriyse ve yanımda kimse yoksa daha da keyifli oluyor. Yanımda kimse olmamasını özellikle tercih ediyorum, rahat düşünebilmek için. "Ne oldu, bişey mi oldu, anlat" ısrarları bir kat daha arttırıyor çünkü sıkıntımı. Ya da alışveriş yapma meraklısı insanlar... Tamam ya öyle anlarda hiç kimse olmadığında çok daha mutlu oluyorum, yanımda gelmek isteyenin kim olduğunun önemi yok. Ya da var. Ooooooooooooof...

Geçen sabah da böyle oldu işte yine. 7,45 civarı Aksaraydaydım, iyi bildiğime inandığım bir semt olduğu için okula önceden bakmadım, sabah gittim okulu buldum. Baktım saat henüz 8.oo. Sınava 1 saat var :)

Vatan caddesi ferah, güzel bir cadde. Sabahın o saatinde trafik yok, insan da çok yok. Sağımda solumda rengarenk camgüzelleri açmış.
Kendimi iyi hissediyorum!
Yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum.
Bir yandan düşünüyorum.
İçimden şarkı söylüyorum.

"I wish I was a punk rocker with flowers in my hair..." (severim sözlerini 8-) )

Kafam dağınık yine, şarkıyı ortasında kesiyorum "Koru Beni"yle devam ediyorum.

"Gün gibi aşikar, zaman kadar çaresiz, umulmadık zamanlardır katilim..."

Sonra karıştırdığımı fark ediyorum, tekrar diğer şarkıya dönüyorum.

"in 77 and 69 revolution was in the air, I was born too late, to a world that doesn't care..."

Çiçeklere bakıyorum, kedilere bakıyorum, eski dershaneme bakıyorum (aksaray dilfem), o günlerimi özlüyorum...
Sonra tekrar geri dönüyorum, okul tarafına doğru yürümeye başlıyorum.

"Farkına varmadan çoğalırken dertlerim, tüm bunlardan koru beni..."

Sınava keyifli giriyorum, çıkıyorum, yine daha uzaktaki durağı seçiyorum, yürüyorum...

"koru beni yağmurlardan
o simsiyah bulutlardan
yarım kalmış anılardan koru beni
acımasız sonbahardan
içimdeki korkulardan
paramparça sevdalardan koru beni"


(aslında cumartesi sabahı yürürken çok keyifli bir şekilde anlatmayı hayal etmiştim, ama şu anki ruh halim bundan daha keyiflisine müsaade etmiyor.)

7 kişi de demiş ki:

kNtli dedi ki...

hergün tiksinerek okula gitmenin, çalişmak yerine 'uff çok sıkıcı çalişamiyorum'larla geçen vaktin tadını öyle ii biliorum ki gayet ii anlıyorum seni.. bir de ben lise yıllarında çektim bu sıkıntıyı şimdi üni.de napicam bilmiorum..
Allah kolaylik versin..

sLn dedi ki...

Amin, hepimize..
Lisedeyken üni.ye başlamak için can atardık şimdi mümkün olsa liseye dönebilsem diyorum :-/ insan sürekli şikayet edecek bir şeyler buluyor mu ne :)

Güllerevurgunum dedi ki...

Üniversite zamanlarımı hatırlattı bu yazın. sürekli aynı döngü vardı benim için ve bende hep istiklalde yürürdüm. Sınavlara bir türlü çalışamazdım ve çalışmamak için hiç bir bahanem olmazdı. Sanırım tek farkımız ben İstiklal'de yürümek için saat ayrımı yapmazdım. 7/24 :)

Ama şimdi bakıyorum ve İstiklali de o günleri de özlüyorum.

Bir laf vardır "zevali elem dahi lezzettir, zevali lezzet dahi elemdir."

NOT:Depresyon ve can sıkıntısı arasındaki çizgiyide çizebilmiş olmanı takdir ettim. Süper teşhis.

sLn dedi ki...

İstiklal'e aşık bir insan için İstiklal her saat güzel :) Her saniye işimi gücümü bırakıp gidebilirim ama birkaç yıl önce sabahları daha bir güzel olduğunu keşfettim. Huzurlu.. Kafa dinlemeye müsait bir ortam :) Hem sabah saatlerinde Beyoğlu'nda dükkanlar en çok satanı çalmıyor. (bkz. Beyoğlu'nda bir öğle vakti-Murat Çelik) Daha güzel müzikler duyabiliyorsunuz etraftan. Bu da benim için önemli...

kNtli dedi ki...

evt.. bugun en çok istediğin şekilde bile yaşasan illaki Şöyle olsaydı daha ii olurdu dersin.. İnsanoğlu böle bi yaratık işte:D Üni.de kolay olmicak biliorum ama lise yıllarımı o liseyi ve içindeki nsanları özliceğmi pek sanmıorum.. Tabi bu söylediklerimle Allah pişman etmesin:D

sLn dedi ki...

Lise hayatım çok keyifli olduğu için üniversiteyi sevimsiz buluyorum ben, herkes için aynı olacak diye bir kaide yok :)
Umarım nasıl istiyorsan öyle olur üni hayatın ;)

kNtli dedi ki...

öyle tabi herkes için bir olmuyor benim ortaokul yıllarım da ii geçmemiştir mesela:D ünüverste için yeniden umuyorum..:)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?