13 Ekim 2008 Pazartesi

Bir Mürebbiye Adayının Güncesi (2)

Kazık no:3

Okuldaki hocaya söylenir müdürle görüşmesi gerektiği, laf kalabalığıyla geçiştirir hoca, kızlar sabah okula giderler, okul müdürü der ki;

"İstediğiniz kadar program yapın, gelin, gidin hocanız benimle görüşmeden evrakları işleme koyamam!"

İnsan bir şeyin sorumluluğunu alıyorsa sonuna kadar uğraşmalı değil mi? Çok meşgul olmak bahane değil. Yetişemiyorsan 3 ayrı yerde ders vermeyeceksin o zaman!

Okul izlenimlerimden bahsetmek istiyorum yine. Kılık kıyafetimizden dolayı bize kazık atmaları muhtemel olan hocalar okulda spor ayakkabılar, kot pantolonlar, göbek hizasında biten dekoltelerle dolaşıyorlar. Ama biz aynı kılıkla gitsek muhtemelen papaz oluruz birileriyle.

Hocalar aslında sevimli insanlara benziyorlar ama hayat bize ne öğretti? Herkesten kazık yiyebiliriz, o yüzden kimse için "çok iyi bir insan"demiyoruz...

Okulda öğrencisi öğretmeni herkes elma yiyordu gittiğimizde, vardır bir hikmeti ama bilmiyoruz şimdilik. Bir de anoreksiya hastası olduğunu bakar bakmaz anladığımız hocaların diyet bisküvilerle beslenmesi gün içinde dikkatimizi çeken bir diğer ayrıntı idi. Üzüldük kendileri için, bir deri bir kemik dolaşıyorlar ortalıkta ama stajdan çıkar çıkmaz kendimizi yemeğe verince unuttuk onlar için hissettiğimiz üzüntüyü :p Yaşasın yemek yemek :D

Öğrenciler minik, ben 2. ve 4. sınıfların derslerine gireceğim mesela. Normalde çocuklara bayılırım ama bu okulun öğrencilerinin her sene başında kayıt olmak için ortalığı yıkma görüntülerini düşünüyorum, 6-7 yaşlarındaki çocukların diğerlerini geçme hırsıyla doldurulup kura boyunca ağlama görüntülerini düşünüyorum ve gözümdeki bütün sevimliliklerini yitiriyor o çocuklar :-/ O yaşta hırs denen şeyle tanışmak güzel bir şey değil :-/

Bizimle ilgilenecek olan hocanın da fransızca konuşurken zorlandığını gördüğümde kendimi iyi hissetmedim desem yalan olur :p Şayet fransızca konuşma konusunda kendimize yeteri kadar güvenebilseydik okulun genç ve yakışıklı fransızca hocası Antoine'ın stajyerleri olacaktık ama kısmet değilmiş :p 

Bir kez gördüğüm bir insanı ikinci görüşümde genelde hatırlamam. Bu adamı bir yerden hatırlıyorum diye düşünmemin hemen ardından kendisinin eskiden Fransız Kültür Merkezinin kurslarında öğretmenlik yaptığını öğrendik. Zamanında orada kurslara katılmaktayken diğer sınıfın hocasını görmüş "milletin hocalarına bak bir de bizimkine bak" diyip üzülmüştük :D Sanırım diğer sınıfın hocası Antoine idi :p Yoksa nerden tanıyacağım elin Fransızını :p 

Minicik çocuğa zorla Fransızca konuşturmaya çalışması ve çocuğu korkutması sevimsizdi tabi, çocuk ısrarla "x hoca burda mı" dedikçe Antoine "en français" dedi, çocuk en son sesini daha çok yükseltip "x hoca buuuda mıııı" dedi biz onun "buuda" diyişine koptuk, ardından Antoine bozuk Türkçesiyle öğretmenler odasına dönüp bu kez o sordu "x buuda mı" diye, bir daha koptuk :D Sevimli bir görüntü oluşturdular birlikte :) (kelimeleri eksik ve yanlış telaffuz eden çocuklara bayılıyorum ne yapayım :p )

Anoreksiya hastası hocalar, elmalar, diyet bisküvilerle dolu bir staj dönemi bizi bekliyor galiba. Program yaptık kendimize ama muhtemelen okul programı tekrar değişecek, bizim program tekrar karışacak falan filan... Pffffff

Okuldaki hocalar eğer öğretmen olmak istiyorsak kendimize ek işler bulmamızı önerdiler şakayla karışık. "Zengin olmak istiyorsanız öğretmenlikten vazgeçin" diye de eklediler. "Zengin olma hırsım yok ama öğretmen olmayı da istemiyorum, bana ne önerirsiniz?" demek istedim tabi ama vazgeçtim... "Öğretmen olmayı istiyor musunuz?" sorusuna hiç birimizin "evet kesinlikle istiyorum" cevabı verememesi de ayrı bir ilginçliktir...

Okumaya tahammül edenler için günün Fransızca şarkısı Daniel Lavoie'den geliyor: tu vas me detruire (yine rastgele seçilmiştir. Notre dame de Paris'den bir şarkı. Azıcık depresif bir şarkıdır, bugün ben de öyleyim.. sözler için buraya tıklayın lütfen )

Ben yol boyunca Pink Floyd'dan "time" ve "comfortably numb" dinledim bugün... Bir de kesmeşeker'den "gerçekten özleyince".

Sevgiler, saygılar...

6 kişi de demiş ki:

e.d dedi ki...

selin hocamızı değiştrsek mi yahu? hani bayan fransızla bay fransız bize kök söktürdükçe belki galayana gelip konuşmak zorunda kalırdık: D

sLn dedi ki...

ebru demişti antuanın programını da vereyim mi diye, ayy başımızı hangi taşa vursak bilemedim şimdi :D gerçi ebru bak güzel kızlar geldi seç birini muhabbeti de yaptı antuana ama hadi duymamış gibi yapalım :p en son ebru dedikodumuzu yapıyordu ama kısık sesle konuşmasından dolayı duyamadım, bir kısmını duyar gibi oldum ama orayı anlamaya da fransızcam yetmedi :D ayy başımıza neler gelecek çok tırsıyorum :D nereye düştük böyle :D

Besimi dedi ki...

iyi allahtan beklenen korkunç sonuçlar belirmemiş 3.kazıktan sonra :) geçmiş olsun.

serdar dedi ki...

güzel yazı olmuş saolun.

mca dedi ki...

Bırak yaa mürebbiyelik de neymiş:)
Başka yazılarında da rastladım şu "büyüyünce ne olacağın" konusuna.. tamamiyle dışardan gören bir dost tavsiyesi: edebiyatçı olmalısın..
Görmüyomusun, yol belli..:)

Madem bişey bulamadın "olacak", sanatçı olacaksın demektir:)
nacizane fikrim gayet mümkün..
ama illaki yaptıklarının daha fazlası lazım gelecektir..
akımları kuramları felan araştırarak başla mesela, diyeti neyse öde işte, kurcala,daha fazla oku, yoğunlaş felan..

bir de;
"uğrunda ölmeyi göze alcağın bir amacın yoksa yaşamaya da değmez"
dimi :)
hadi kolay gelsin
:)

sLn dedi ki...

o amacı hâlâ bulamadım işte ben :) yani en azından meslek konusunda öyle tutkuyla istediğim bir şey yok diyeyim. edebiyata aşığım, değişik dönem edebiyatları, değişik ülke edebiyatları, Türk edebiyatının geçirdiği değişimler, akımlar, gelişimi vs. edebiyata dair herşeyi okumayı çok severim, o dönemlere ait eserleri okuyup kendi çapımda karşılaştırmalar yapmaya çalışmak en sevdiğim şeylerden biridir ama işin yazma boyutuna gelince orada dururum :) evet yazmayı seviyorum ama canım istediği zaman kafama ne eserse onu yazmayı seviyorum, meslek olarak düşünmek beni aşar :))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?