19 Ekim 2008 Pazar

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz..

Geçen ay biletini aldığımız oyunu bugün nihayet izledik efenim şehir tiyatrolarında.. Bir haftadır sürekli bir asabiyet söz konusuydu bende, hâlâ da öyleyim. Ama bugün 3 saat süresince koptum gittim.
Eğlendik, güldük, duygulandık vs.

Konu tiyatro olduğunda ben kolay kolay eleştiri yapamıyorum galiba, hep iyi taraflarını görüyorum. Yine yapamayacağım:) (kötü taraf var mıydı ki hem?)

Şahane bir oyundu "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz". Sadabat sahnesinin de içinde yer aldığı Kağıthane Kültür Merkezi'nin bahçesini o kadar kalabalık görünce önce bir şaşırdık. Harbiye'de tiyatro izleyebildiğimiz zamanlarda oranın kalabalığına alışkındık, ama sonra sahnemizi aldılar...

Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesi kapandığından beri oyunları "Kağıthane Sadabat Sahnesi"nde izliyorum, gayet güzel bir sahne ama çok kalabalık olmuyor.

Bugün gördüğüm kalabalığı ilk görüşte tiyatro kalabalığı sandım, şaşkınlığım iki saniye sonra geçti. Nikah Dairesi açılmış kültür merkezinin içine. Nikah kalabalığıymış...

Ama sahne tamamen doluydu, geçen yıl Lüküs Hayat'ta bile (ki bilet bulması en zor olan oyundur.) boşluklar olurdu, bugün özellikle baktım, boşluk görmedim.

Tiyatro kültürünü edinememiş insanlar da vardı sağda solda tabi, ama kalabalık olunca oluyor böyle şeyler. Tiyatroda telefonunun sesini kısmayanlara uyuz oluyorum, telefonunu çıkarıp o karanlıkta mesaj yazanlara uyuz oluyorum, kendisi sağımda solumdaysa karanlıkta telefonu parlıyor ve ister istemez dikkatimi çekiyor. En çok da fotoğraf çekenlere uyuz oluyorum. Anonslar yapılır, her yere yazılar yazılır, kıt mıyız? Anlamıyor muyuz okuduğumuzu? Hah ne oldu şimdi, boyun uzadı mı fotoğraf çekince?

Bir de oyundan sonra alkışlamaya tenezzül etmeyenler var, tamam ayağa kalkmıyor oluşunu bir derece anlayabilirim. Ben bunu içimden geldiği için yapıyorum, hâyâl edebileceğinin çok ötesinde bir saygı ve sevgim var o sahnedekilere karşı. Sen duymuyor olabilirsin. Ama en azından alkışlayabilirsin di mi? "ben para verdim oynayacak tabi" diye düşündüklerini hâyâl ediyorum, sinirleniyorum, dönüp laf atasım kavga çıkarasım geliyor. Konu tiyatro olduğunda ben kendimi kaybediyorum...


Oyuncuların hepsini yazmamış ibb sitesine, ben yazayım, umarım eksik yoktur.

Derya Kurtuluş, Ezgim Kılınç, Nur Saçbüker, Hasibe Eren, Ergün Işıldar, Şevket Avşar, Mehmet Bulduk, Can Doğan, Savaş Barutçu, Tuğrul Arsever, Mert Turak, Yalçın Avşar, Mevlüt Demiryay, Osman Gidişoğlu, Volkan Ayhan, Murat Güleç, Murat Üzen, Hamit Erentürk, Reyhan Karasu, Selin Türkmen, Senem Oluz, Berna Adıgüzel, Nurdan Kalınağa, Tolga Coşkun, Tankut Yıldız, Özgür Efe Özyeşilpınar, Göksel Arslan, Cihan Kurtaran, Yasemin Güvenç, Özge O'neill, Bahar Özge Göze, Yılmaz Arda Alpkıray, Okan Patırer, Doğan Şirin, Berk Samur.

İbb'nin sitesinde olmayan bir şey daha. Oyunun yönetmeni Kenan Işık'ın oyun üzerine sözleri:

Adı ne olursa olsun bütün yönetim biçimleri bireyin dolayısıyla bireylerden oluşan toplumun mutluluğu ve huzuru için örgütlenir.

Eğer bu örgütlenme şu veya bu nedenle görevini gerektiği şekilde yerine getiremezse, hedeflerden uzaklaşır ve toplum kaos ortamına sürüklenir. Bu kaos ortamında sistem tıkanır ve devletin bütün kurumları bu tıkanıklık içinde kendilerine trajikomik çıkış yolları ararlar. Daha doğrusu aramak zorunda bırakılırlar.

Tıpkı bundan aşağı yukarı elli yıl önce yazılan "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" oyunundaki gibi...

Her şeyin yolunda gittiği şirin, sevimli kasabasında mutlu, huzurlu yaşayan bir birey-adına Yaşar diyelim- bürokrasinin bilmeyerek, kimi zamanda bilerek yaptığı bir yalnışlık nedeniyle huzurlu kasaba ortamından bürokrasinin çarklarına takılır ve bir suçluya dönüşür. Sonrasında da devletin başına dert olacak bir metafora...

"Kara Kaplı Nizami"ye...

Kim ve ne olduğu bilinmeyen devletin de üstünde "Yasadışı bir karabasan"a dönüşür.

Bu dönüşüm sırasında Yaşar'ın yaşadığı ve tanık olduğu olaylar onu masum bir bireyden bir suçluya dönüştürürken bu olayların diğer kahramanları olan rüşvetçi memurdan, avukatına, polisine, doktoruna hatta siyasetçisine kadar herkes en az Yaşar kadar masumdur belki de... Cezaevinde asıl olması gerekenler onlar değil, onları cezaevine yollayan bürokrasidir...

Belki de "Asıl yaşamayan" ve toplumun huzuru ve mutluluğu adına yaşaması elzem olan "bürokrasi"...

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?