5 Ekim 2008 Pazar

Sıradan bir pazar

Sıradan bir pazar günü, dışarıda çok güzel yağmur yağıyor...

Aslında çocukluğumdan beri hiç sevmem pazar günlerini. Ertesi günün pazartesi olmasıyla, pazarın okula hazırlık günü olmasıyla falan ilgisi yok. Pazar günleri bana hep karmaşayı çağrıştırır. Eskiden pazar kurulurdu evimizin çok yakınında, hemen evin önü bile diyebiliriz. Herhangi bir şey için pazara uğrayan bütün tanıdıklar muhakkak bizim eve de uğrarlardı, banyo yapmalısın, ödevler bitmeli, durmadan birileri gelip giderken hiçbirini yapamazsın, zil sesini duymaktan tiksinmeye başlarsın vs. Evi uzak olanlar aldıklarını bizim evde bırakırlar, her taraf sebze-meyve dolu poşetlerle dolar, sonra eve gidip çocuklarını gönderirler, bu kez onlara kapı açarsın poşetleri almaları için. Biraz da onlar otururlar. Tam anlamıyla kabustu benim için. Şu an sevmiyor oluşum da sanırım o günlerden kalma bir şey.

Bu pazar da farklı olmayacak, hayatımı bir anda değiştirecek bir olay beklemiyorum bugünden.

Ramazan boyunca yenmemesi gereken her şeyi yemiş, (ramazanda şunları şunları yemeyin, sağlığa zararlı derler ya, o yenmemesi gerekenler listesi benim yediklerim listesiyle aynı işte.) ama zerre kadar mide problemi yaşamamış bir insan olarak neden yine ramazan öncesindeki halime döndüm bilmiyorum. 3-4 gündür içtiğim su bile mide ağrısı yapıyor. Dur bakalım ne olacak...

Bu ara çok sık düşündüğüm bir şey var, acaba kim olduğumu bilmese miydi insanlar, başka biriymişim gibi mi yazsaydım, tanıdığım kimse okumasa mıydı yazdıklarımı...
Bazen bazılarına "sen okuma, yalvarırım sen okuma" demek istiyorum! Kendin ol yaa, başka biri olma, hele "ben" olmaya hiç çalışma, inan keyifli değil!

Bugün oturup tüm gün boyunca film izlemeye karar verdim. Şimdilik ne izleyeceğimi bile bilmiyorum, ilk filmimi seçtim ama, 2oo5 yılında izlenmiş pek sevilmemiş yine de yer etmiş bir film. En yakın arkadaşımla izlemiştik, birlikte film izlemekten keyif alabildiğim arkadaşlarımın sayısı epey az galiba. Biri o işte. Zaten çoğuyla da yıllardır izlemedik, eskiden keyif alıyorduk evet ama hâlâ aynı mıdır bilmem..

Bugün harakiri yapasım varsa bundan kime ne :)

6 kişi de demiş ki:

Simto ALEV dedi ki...

Pazar günlerini hiç sevmem ben de. Herkes bir tarafa dağılır. İşim pek olmaz (bugün çalıştım gerçi biraz), evde küçük düzen değişiklikleri olur tatilin getirdiği. Ve programsız geçen her pazar günüm bugünkü gibi sıkıcı geçer..

Ve ben;
senin kim olduğunu bilmiyorum. Sanırım benim gibi seni tanımadan okuyan kişi sayısı da az değildir. Bırak okusun tanıdıkların. Özensinler de.. Ben birilerine, okuduklarıma özenerek yazmaya başladım. Yazdıkça da kendi tarzımı şekillendirdim. Dışardan bakınca ne kadar tanınır bilmiyorum ama kendime ait bir üslubum var ve bu aslında bir kalıba da dahil değil..

Filmi seçmişsin ama ne olduğunu söylememişsin :D

sLn dedi ki...

beni rahatsız eden şeyi anlatmak için benzemek doğru kelime mi bilmiyorum aslında, çevremde henüz kendilerine kimlik seçememiş insanlar var ve durmadan birilerine benzemeye çalışıyorlar. bazen buraya yazdığım cümlelerle konuşuluyor, hele hele benim söylediklerim, benim okuduklarım, benim izlediklerim vs. başkasının ilgisini çekmek adına kullanılıyorsa iyice sinirim bozuluyor. 3 yaşında çocuklar gibiyiz, normalde lafı bile yapılmayacak basit şeyler konusunda yarışlara giriyoruz "ama sen de yapmışsın" dendiğinde ve bahsi geçen iki şey yarıştırılamayacak kadar farklı olduğunda şiddet uygulamak istiyorum :D şuraya yazdığım alıntı cümleleri yazanları tanımasalar da msn iletisi oluyor bu cümleler. Birkaç kişi var, basbaya benim hayatımı yaşamaya çalışan. Hani küçük kardeşler ablalarına özenir ya onun gibi, işte ben o birkaç kişinin okumasından rahatsızım feci halde... Nasıl anlatsam bilmiyorum tam olarak ama özeti bunu gibi birşey herhalde.
özenmek daha sevimli bir kelime, bu yapılan özenmek falan değil. herşeyimi burada önlerine serince de tam açık hedef haline geliyorum kendileri için...

Simto ALEV dedi ki...

Uhm.. Bu cümlelerle daha anlaşılır oldu. Haklısın da.. Herkes kendi için bir "ben" olmalı. Herkesin kendi salt fikirleri, tarzları, tavırları. Ama bizim eğitimmimiz bile aksi yönde.. İnsanlar inançlarını, siyasi görüşlerini, tuttuğu takımları, görgü kurallarını vs. her şeyi ailesinden alıyor ve aileler de "evladım bu budur, biz buna inanırız ama böyle de seçeneklerin var. Kendi aklını kullan ve bu konuda bir özfikir sahibi ol" demiyor.
Hem hayatlarını başkalarından ödünç almaya alışıyor insanlar, hem de özfikirlerini oluşturamıyorlar. Sonra da başına gelenler oluyor.

Polyanna'nın da söyleyecekleri var:
En azından taklit edilmeye değecek güzellikte şeyler yapıyorsun..

sLn dedi ki...

Pollyanna eksik olmasın :) tercih ederdim tabi kendine ait fikirleri olan insanlarla arkadaşlık edip zaman zaman tartışabilmeyi, sinemadan, tarihten, siyasetten, dinden vs. konuşabilmeyi. Konuşabildiğim insanlar da var elbet ama şu ara genel olarak başkası olmaya çalışan o 2-3 kişiyle muhattap oluyorum ve sinirimi bozuyor bu durum :-/

Simto ALEV dedi ki...

Çerez olsunlar.. Hem istemedikçe ne derece muhattap olabilirsin ki?

sLn dedi ki...

biraz fazla şu ara, ama bitecek yakında...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?