26 Kasım 2008 Çarşamba

Bir mürebbiye adayının güncesi (5)

Vizeler dolayısıyla verdiğimiz 2 haftalık aradan sonra staj mekanımıza geri döndük, her şey bıraktığımız gibi. Sadece ben geçen 2 haftada staja gitmemeye öyle güzel alışmışım ki bugün çok yadırgadım.

Şimdi efendim benim evim Avrupa yakasında, okulumsa Anadolu yakasında. (milyon kere yazdım.) Okula gitmek için kullanabileceğim iki yol var.
1-ev-Mecidiyeköy-Göztepe
2-ev-Eminönü-Kadıköy-Göztepe

1,5-2 saat civarı sürüyor okula gitmem iki türlü de. Ama daha rahat olduğu için Eminönü'nden gitmeyi tercih ediyorum bir süredir. Sabah 8.30'da dersim olduğunda, 6.50'de evden çıkıp çok şahane bir şekilde dersime yetişebiliyorum. Staj yaptığım okulda dersler 8.00'de başlıyor. Ben yetişebilmek için 6.30'da evden çıkmak zorunda kalıyorum, nasıl iş anlamadım :s Lisem de Mecidiyeköydeydi, 7.40'ta evden çıkıp 8.30'daki derse çok rahat yetişirdim. (10 dakika kadar da yürürdüm.) Sinir oluyorum sabahın o saatinde evden çıkmaya. Çok uzağa gitsem neyse..

Sabah saatler henüz 6'yı gösteremeden attık kendimizi yataktan dışarı. Şeklen öğretmene benzer benzemez de kendimizi yollara attık. Sabahın o saatinde otobüsler feci kalabalık ve yollardaki kadın sayısı epey az. ("bayan" kelimesine kıl olduğumu bir kez daha dile getirmek istedim şu an.) En süslü halimle sabahın o saatinde yollarda yürümekten hem nefret ediyorum hem de açık söyleyeyim tırsıyorum.

Neyse efendim gittik okula, normalde bu dönem gözlem stajı yaptığımız için hocalar istemedikçe ders anlatma durumumuz olmuyor. Daha doğrusu birinci sınıfın gözlem stajında sınav hazırlamış ve değerlendirmiş bir insan olarak şunu söyleyebilirim, stajda başınıza neler gelebileceğini sadece Allah bilir. Hocanız manyaksa bırakın kaçın.

Staj okulumuz yabancı dil eğitimine epey fazla önem veren ve bu alanda epey isim yapmış bir okul olduğundan hocalar her işi bizim başımıza yıkmıyorlar. O açıdan şanslıyız.

Ama hocalar da insan, bazen acil işleri çıkabiliyor ve kabus anı!
Çocuklarla başbaşayız!

Lise çocuklarını disipline vermekle tehdit edip korkmalarını sağlayabilirsiniz çok azıttıklarında ama bahsi geçenler ilkokul ikinci sınıflar olunca bu da mümkün olmuyor.

Hocanın bıraktığı alıştırmaları yaptıracağız ama çocukları yerinde tutabilene aşk olsun!

Bir önceki ders yapılanların kontrolünü çok güzel şekilde yaptık. Sessiz-sakin. Tahtaya gelip yazmak için birbirlerini ezdiler ama olsun.

Sonra yeni kağıtları dağıttık ve sorular başladı.

Sınıfın yarısı "abla" diyor yarısı "öğretmenim". Hepsine yanıt veriyoruz. Birinci sınıf stajımda "hocam" dediklerinde dönüp bakmazdım, hatta Dilara'yla şaşkın şaşkın birbirimize bakıp "bize mi diyor" diye sorduğumuz gün hâlâ aklımda. Şimdi "öğretmeniiiim" diye bağıranlara dönüp "efendim çocuğum" demeyi öğrenmişim, bugün onu gördüm :)

Yanyana oturan iki canavara alıştırmalarını yapmalarını defalarca söyledim. Her defasında "tamam öğretmenim" dediler, ama yanlarına her dönüşümde bomboş kağıtlarla karşılaştım. Yetmiyormuş gibi birbirlerini sandalyeden itip düşürmeye çalışıyorlar falan. En son Eda'ya "ya şunları susturmanın yolunu bul ya da ben fena şeyler yapıcam" dediğimi hatırlıyorum :D Eda haklarından geldi :D

Ön tarafta bir canavar kağıdını bitirdi, çantadan yoyo çıkardı, "koy onu çantana" diyorum, "ama bitirdim yaaa onlar bitirene kadar oyniiim" diyor. Kızlar daha akıllı davranıyor. Yerlerinden kalkmak için izin alıyorlar vs. Kağıtları kestikten sonra "est-ce que je peux aller à la poubelle de papier" seramonisi başlıyor. Atılacak kağıtları kağıt kutusuna atıyorlar bu soruya "oui" cevabı aldıklarında. (sınıfta çöp kutusu ayrı, kağıt kutusu ayrı.)

Biri "ikiye kessem olur mu?" diye soruyor, diğeri "bitirdim, boyamaya başlayabilir miyim?" diye soruyor, biri ortasından katlayıp "böyle yapıştırsam olur mu?" diye soruyor... Durmadan soru geliyor.

Öndeki yoyolu canavar elinde kağıtla yaklaşık 5 kez yanıma geldi, aynı soruyu sordu, gitti. En son "daha kaç kere soracaksın?" dedim, gülmeye başlayıp kaçtı. Arkadaşlarına şov yapıyor şeker şey.

Arka tarafta çalışkan bir grup var, onlar genelde "örtmeniiiim bu un müüü olucak une müüü", "örtmenim bunu doğru mu yazdıııım" diye soruyorlar her yakaladıklarında. (article'lere karar veremiyorlar, gerçi ben de karar veremiyorum tabi zaman zaman.)

Kağıttaki iki resimde olan nesnelerin ismini hatırlayamadım, Eda'ya sordum, o da benimle aynı durumdaymış. Sınıfta sözlük aradık, bulamadık. Sonra sınıfta kağıt kontrolü yaparken çalışkan olduğunu tahmin ettiğim öğrencilerin kağıtlarından kopya çektim :D Utanmıyorum, yine olsa yine yaparım. Öğretmenler her şeyi bilmek zorunda değildir, "bana sormayın sözlük kullanmaya alışın" diyen öğretmen yüksek olasılıkla kelimeyi bilmiyordur :D

O nesnelerin ne olduğunu yazıp kendimi rezil edeceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz..
:D

Öndeki yoyolu canavardan yine sesler gelmeye başlayınca gittim yanına, arkasında oturan kız arkadaşının ağzını bantlamaya çalışıyormuş. Kız "örtmeniiiim ağzımı bantlamaya çalışıyo bu yaaa" dedi. 
"Dur ben onu sandalyesine bantlayayım, bir daha kalkamasın da görsün gününü" dedim. gülüşmeye başladılar. Öndeki yoyoludan şöyle bir isyan geldi. 
"Yaa bu kızlar hep böyle yaaaa, yalan söylüyorlar yaaaaa"
8 yaşında çocuk kızlar hakkında tespitler yapmış, üstüne genelleme yapıyor ve isyan ediyor :D Çok dertli çoook.. Şaka gibi...

Başka çocuk olsa ne olduğunu öğrenmeye çalışacağım ama bizim yoyolu canavar bir vukuatın içindeyse kesin iş onun başının altından çıkıyordur. Akla zarar bir çocuk. 

Tombul yanaklarından tuttum, "peki bu erkekler niye böyle hiç susmuyorlar" dedim. Cevabı "he he he" oldu. Daha büyük olsa "peki bu erkekler niye böyle" diye başlayan bir cümleyi çok çeşitli şekillerde devam ettirebilirdim ama 8 yaşında çocuğun kafasına şimdiden böyle şeyler sokmaya gerek yok.
Gerçi o 8 yaşında değil, içinde kocaman bir adam var onun.

Tahtaya kaldırmadığım için küsenler mi ararsınız, "örtmenim çok sıkıştım tuvalete gidebilir miyiiim" diye zıplayarak yanıma gelenler mi... Sınıfın en sessiz kızlarından biri geldi önce, yalan söylemez nasılsa diye gönderdim, ardından rahat durmayan, Edayı üstlerine yolladığım canavarlardan biri geldi "tuvalete gidiim miiii" diye. "Olmaz arkadaşın gelmeden gidemezsin" dedim. "Ama o kızlar tuvaletindeee, ben erkekler tuvaletine gidiceem" dedi, "Arkadaşın sınıfa gelsin sonra göndereceğim, biri dışardayken gönderemem" dedim. "ama siz hep kızları tutuyosunuuuuz" diye bir cevap geldi :s

Biri notlarını gösterir, diğeri sevimlilik yapmaya çalışır, biri alakasız bir şeyler anlatır... Biri içinde büyük bir fransız saklıyormuş gibi uzun uzun cümleler kurmaya çalışır. İçine Fransız sakladığını düşünme sebebim cümlelerin doğru olması :))

Birinin yaptıklarını kontrol ettikten sonra "aferin sana" diyip yanağını sıktım, mutlu oldu. Dönüp arkadaşına "gördün mü olum naaptı bana örtmen" dedi, benim duymadığımı sanarak. Gülme krizine girmemek için zor tuttum kendimi :D

İçlerinde minik canavarlar saklasalar da sevimliler, küçükler neticede. Kızıp bağıramıyorsun, yaramazlık yapıp arkasından maymunluk yapmaya başlıyorlar. İçerde bir yerlerdeki o feci çocuk sevgisi anında ortaya çıkıyor, sen de maymunluk yapmaya başlıyorsun :D Mesela yerinde duramayan bir velete asabi asabi baktım önce, yanaklarını şişirip suratını şekilden şekile sokmaya başladı, son hatırladığım ben kafasını tutmuş sağa sola sallıyordum, o da gülüyordu :D

Staj okulumuzun gülü Antoine'a gelinceee, Fransadan böyle bir adam çıkmayacağına kanaat getirdik, kesin kanda İtalyanlık var. Hatta bu hafta kendimizi aştık, gayet sakin selam bile verebildik. İşin tuhaf tarafı 4'ümüz de gayet ciddi tipleriz, öyle ona buna asılma durumlarımız olmaz, zira hepimiz takıntı yapmışız, kalmışız bir yerlerde ;) İşin diğer tuhaf yanı da birimizin beğendiğini diğerimiz kolay kolay beğenmez. Ama staj için gittiğin okulda eli yüzü fiziği her bir tarafı düzgün bir insan evladıyla karşılaşınca insan ister istemez şaşırıyor :p İnsan evladı dedim ama biz onun insan olmadığı konusunda hemfikiriz. Hatta zaman zaman duymayacağı şekilde arkasından laf attığımız oluyor: "Sen insan mısın beee" diye. Yakın zamanda okul önünde çekirdeklerimizle bekleyip çıkınca asılmayı düşünüyoruz :P Bu hafta bonjour'una bonjour'la karşılık verebildik bu bir gelişmedir :D

(Antoine konusu tamamen şakadır, nşa "yakışıklı bir adam ama ben böyle tiplerden hoşlanmıyorum yau" diyeceğim bir insandır, hoşlanmadığım tiplere benzese de yiğidi vurup hakkını yemediğim ve cümleye "yakışıklı ama" diye başladığım dikkatten kaçmamalıdır. Ciddiye alınmasın lütfen yani :D )

2.sınıfların hayat bilgisi kitaplarını açınca karşılaştığım "Elife Gündoğan" ismi beni geçmişe götürdü, tanıdık bir isim. İlkokul kitaplarımın çoğunda imzası olan bir isim. Duygulandım bir an :s

Bir staj gününü daha bitirdik böylece. 

10 kişi de demiş ki:

melankolikdeli dedi ki...

üşenmedim hepsini okudum :D

yol meselesinde, yüksek lisans yaparken senden daha beterdim. sabah saat 5 buçuk gibi kalkar 6 buçuktaki belediye otobüsüne yetişip, trabzondan rizeye gider saat 8'deki derse girerdim (:

o yoyolu canavara gelince, ileride çok canlar yakar o velet (:

Yabani Kuzu dedi ki...

Sende cok yufka yürekli bi örtmen olcak ben söliim :D:D Çok eglenceliydi yazın :D

sLn dedi ki...

@melankolikdeli

ben de o canavarın canını yakmayı çok istedim aslında, yoyonun ipiyle boğazını sıkabilirdim pekâlâ :p ama stajyerim, çocuklar benim öğrencim değil, yaptığım en ufak bir yamuk hareket başımı okuldaki hocalarımla belaya sokabilir :D staj yüzünden okulu uzatmayı istemem :p :D

@yabanikuzu

"sınıftan öğretmen olmak istemiyoruuum" diye çıktım :D çocukları çok seviyorum, eğer küçük öğrencilerim olursa sevimlilikleri yüzünden sert davranamayacağım kesin ama lise öğrencisi olurlarsa yapabileceklerimden korkuyorum :D Feci sinirli bi insanım çünkü :D

CaRtMaNtR dedi ki...

Yeni nesil çoşmuş :D

Bu arada sabahları toplu taşıma araçlarına binmekten tırsmakta haklısın sonuna kadar.

Bide bu sizin Antoine Koriskalı olmasın.

sLn dedi ki...

8 yaşında "bu kızların hepsi böyle" diyen çocuk 18 yaşında neler der düşünmeye korkuyorum :D

Antoine'la daha uzun diyaloglara girebilirsek soracağım nereli olduğunu :p iletişim problemi yaşıyoruz, sanırım ortada buluşup ingilizce konuşmalıyız :D

massimo dedi ki...

niye saat 8 e yetişmeye çalışıyorsunuz ki. bu gerizakalı okul beni hadımköye staja yolladı. ben saat 10 da gidiyordum staja :)

öğretmen gözüyle bakınca bir garip gözküyor öğrenciler. bizde böylemiydik diyor insan içinden. bir sınıfa girdim 23 erkek 1 kız var sınıfta. kız hiç birinden altta kalmamaya çalışıyordu. kıza bir laf söyle 10 laf işit o derece biriydi. öğretmenlerde tek kız olduğundan ona fazla birşey demiyordu.

Bilgicelli dedi ki...

off işin zormuş baya...Bende muğlada erken kalkıp 2 saat yol gidiyodum ama orada kaldığım için sorun olmuyordu.Ömrümüz yollarda geçiyor...

sLn dedi ki...

@ massimo
dersler 8'de başlıyor, 4 saat orda derse girip sonra kendi okulumuza gidiyoruz. sabah öğretmen, öğlen öğrenciyiz yani :))
sınavlara girince çok komik oluyor, kopya çekmeye çalışan öğrencilere bakarken insan düşünüyor "biz de böyle mi görünüyoruz" diye :D sonra sınavlarda yanındakiyle konuşmaya çalışırken aklına o görüntü geliyor falan :D aynı anda hem öğretmenlik hem öğrencilik yapmak tuhaf bir iş :))

sLn dedi ki...

@ Bilgicelli
lisem uzaktı, şimdi daha da uzağa gidip geliyorum, senelerdir durum değişmedi :-/ yollarda yaşlandık sahiden..

babegazelle dedi ki...

ahaa hep diyorum kendi stajımı okuyo gibi oluyorum senin staj hikayelerinde...o stajer olup bebeler tarafından kaale alınım alınmama arasındakiince çizgi yok mu ah yok mu...Arkla bigün staj okuluna gidioruz kapıdan girioruz önümüzden de iki kız yürüyo bunlar döndüler günaydın hocam dediler ama biz üstümüze alınmadık arkamıza döndük baktık acaba hoca varmı die şuursuz şuursuz birbirimize baktık arkla ulan bize mi diolar diye biz o bocalamadayken slm veren kız yapıştırdı lafı ayol bu stjerler de bi garip oluyo beeee biz magmanın dibi :))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?