20 Kasım 2008 Perşembe

Tekrar Çal Sam!

Casablanca filminin en önemli repliği sanılmakla birlikte aslında Casablanca filminde hiç kurulmamış bir cümle..
"Tekrar Çal Sam"
("Play it again Sam" ya da "Replay Sam" gibi cümleler var internet sitelerinde ama filmde yok.)

2oo8'in şubatından beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından oynanan Woody Allen'ın oyununun ismi aynı zamanda.. Bahsi geçen şubat ayından beri izlemek istiyorduk, geçtiğimiz pazar gününe kısmetmiş...

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnemiz kapandığından beri yeni mekanımız Kağıthane Sadabat Sahnesi. Sadabat "as time goes by"la karşıladı bizi bu hafta, herhalde oyundan dedik. Sonra The Beatles'tan "Let it be" geldi, ardından Cat Stevens "Wild World", Bob Marley "No Woman No Cry", şu an hangisi olduğunu hatırlayamadığım bir Sting şarkısı, sanırım "Shape of my heart"tı.. Keyifli anlar geçirdik oyunu beklerken yani.

Oyun Casablanca'nın ayrılık sahnesiyle başladı. Rick Blaine'in şu sözleri söylediği sahneyle:
"If that plane leaves the ground and you're not with him, you'll regret it. Maybe not today. Maybe not tomorrow, but soon and for the rest of your life. "

Biraz değişiklik yapmışlar çevirirken. Demişler ki:

"Onun yanında olmazsan pişmanlık duyacaksın... Belki bu gün değil, belki yarın değil... Ama bir gün mutlaka..."

Oyunu Woody Allen yazmış. Yalnız bir adam oyunun baş karakteri Allan Felix, karışık bir adam. Nancy'nin gidişinin bıraktığı boşluğu nasıl dolduracağını bilemeyen bir adam. Yeni kadınlarla tanışmayı beceremeyen, ilk dakikadan her şeyi eline yüzüne bulaştıran bir adam.

Allan rolünde Arda Aydın'ı izledik. Arda Aydın'ı oyuncu olarak bilir misiniz bilmem ama sesini duyduğunuz saniye tanıyacağınızdan eminim. Şu ara Lost'umun Hurley'sini seslendirmekte kendisi, Hurley'nin dude'larının "moruk" olarak çevrilmesi tabi ki onun suçu değil :) Şehir Tiyatroları'nda şu ana dek kötü bir oyuncuya rastlamadığım için oyunculukları şöyle böyle diye anlatmayacağım, zaten haddime düşmez :) Arda Aydın diyince "yaa sesi çok güzel" diyorum otomatiğe bağlamış gibi, o yüzden bu konudan bahsetmek istedim.. (şarkı söylerken sesi güzel olan insan çok ama hem güzel şarkı söyleyen, hem de aynı derecede etkileyici konuşan kaç insan tanıyorsunuz?)

Woody Allen'ın oyununda olmayan "Evin Perisi" var, ağzını açıp tek kelime etmiyor. Ama eklenmesi pek şık olmuş...

Humphrey Bogart rolüyle Sezai Aydın'ı izledik, Arda Aydın'ın sesini kimden aldığı belli :) Rol için şahane bir tercih...

Allan'ın en yakın arkadaşı Dick rolünden bahsetmezsem çatlarım. Zira Dick rolünde ailece hayranı olduğumuz, şehir tiyatrolarında rol aldığı oyunların çoğunu izlediğimiz Emrah Özertem vardı :) Yine seslendirmeleriyle anlatayım bilmeyenlere. Yüzüklerin Efendisinin Frodo'su, Ratatouille filminin sakar aşçısı Linguini desem hatırlanır muhtemelen.

Dick'in her türlü sinirsel hastalığa sahip karısı Linda rolünde Sevtap Çapan'ı, Sharon, Gina, Vanessa, Entel Kız, Eskimo Kız, Betty ve Barbara rollerinin hepsinde birden Sevinç Erbulak'ı izledik.

Nancy'nin hayatından bir anda çıkmasıyla ne yapacağını şaşıran Allan Felix'in yaşadıklarına çoğu zaman güldük ara ara oturup ağlamak istedik. Yönetmene göre oyun kadın, erkek, aşk, sevgi, dostluk, güven, güvensizlik, aldatma, bunalım, ilaç, psikiyatri, karı, koca, seks, alkol, uyuşturucu, hayal ve gerçekten söz ediyor. Hepsinden aynı anda. Bir yandan Allan'ın karmakarışık hayatını izlerken bir yandan kendi hayatımızı sorguluyoruz, bir yandan da Allan'ın yaşadıkları başıma gelse, Linda'nın yerinde olsam, ya Dick'e olanlar bana olsa gibi sorular dönüyor beynimizde...

2 hafta içinde 12 kez Casablanca'yı izleyen Allan'ı yadırgayamıyoruz. Bir filmi hayatının merkezine böylesine yerleştirmesi hiç tuhaf gelmiyor. Rick Blaine'in filmin sonunda kurduğu cümleyi bir kadına kurabilmenin hayaliyle yaşamasını saçma bulamıyoruz. Ya da Humphrey Bogart gibi olma hayalleri kurmasını...

Müzik sussa bile aynı şarkı hep çalıyor beynimizde. "As time goes by".. Oyunu izleyeli günler oldu, hâlâ müzik durmuyor...
Durdukça "play it, Sam. Play, as time goes by" diyoruz. Sonuna "for old times' sake" eklemeyi unutmuyoruz...

Gelmiş geçmiş en etkileyici aşk hikayelerinden birinin tiyatro sahnesindeki ve bir adamın yaşamındaki yansımasını izliyoruz, aklımızın bir köşesi filmde...

Pazar günü izledim, bugün perşembe, aklımda tek bir şarkı, Rick'in geride kalışı, Ilsa'nın iyi mi kötü mü yaptığına bir türlü karar veremeyişim, "ben olsam Rick'le kalırdım" diye durmadan büyük konuşmam, Allen'ın Nancy'nin gidişini kabullenemeyişi, boşluğunu dolduramayışı, umursamaz Dick'in aklının Linda'yı kaybetmeye yaklaşınca başına gelişi...

Günlerdir masamın üzerinde duran broşürün arka kapağındaki kelimeler...

"Onun yanında olmazsan pişmanlık duyacaksın... Belki bugün değil, belki yarın değil... Ama bir gün mutlaka"
Ardından çeviriye eklenmemiş kelimeleri ben ekliyorum..
".. and for the rest of your life"

Filmden görüntülerle yapılmış bir klip:


Youtube'a tunnellerden girenler için: http://www.youtube.com/watch?v=F_bMFVDu9yo

Filmden bir sahne:


Yine youtube'a tunnellerden girenler için: http://www.youtube.com/watch?v=q_904RjfdhQ

Bir de benden önce bahsi geçen günü anlatan sevgili kardeşimin yazısı :) http://chucky129.blogspot.com/2008/11/play-itplay-as-time-goes-by.html

6 kişi de demiş ki:

pRncfRn dedi ki...

Ben hala Casablanca'yı izlemedim biliyor musun!
Evet utanıyorum bundan.

sLn dedi ki...

ben de izleyeli çok fazla olmadı :) geç olsun güç olmasın ;)

Canan dedi ki...

biri bizi durdursunnn :P

sLn dedi ki...

bence deeee :D

Beyaz Çiklet dedi ki...

Ben de hala izlemedim,yalan yok,)

sLn dedi ki...

bi sinemayı ayarlayıp özel gösterim mi yaptırsak, ne yapsak. toplanır izleriz :D ben tekrar tekrar izlerim :p

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?