9 Aralık 2008 Salı

Tesadüfler ki tesadüfî değildir...

Son günlerde en çok dinlediğim şarkı Sakin'den "Küçük Prens". Doğal olarak da canım Küçük Prens okumak istedi, hani şu Antoine de Saint-Exupéry'nin çocuk kitabından çok daha öte bir şey olan kitabı "Le Petit Prince" var ya, o işte...

Dün akşam "Ben (6)"yı yazdıktan sonra başladım okumaya.

Ben (6)'da şöyle bir paragraf yazmıştım:

*Kendimi her saniye güçlü numarası yapmak zorunda hissediyorum! Zamanında bütün gece ağlayıp, sağlam bir sinir krizi geçirdiğimi biliyorum, sadece ertesi gün güçlü olabilmek için, yanında ağlamamak için bütün gece kendime telkinler vermeye çalışıp berbat şeyler yapmıştım. Güçlü göründün de ne oldu diye sorarsanız cevabım "hiiiiç" olur. Ya da daha kötüsü, aslında kendimi berbat hissediyorken "umursamıyormuş gibi" göründüm... Bu durum gurur falan değil, tanımlayamadığım bir şey. "Aptallık" gururdan daha uygun bir kelime sanırım.

Sonra Le Petit Prince'de şöyle bir paragraf okudum:

"Elveda," dedi çiçeğine. Çiçekten bir karşılık gelmedi. "Elveda," dedi bir kez daha. Çiçek öksürdü, ama soğuk aldığından değildi öksürük.
"Saçmaladım," dedi sonunda küçük prense. "Bağışla beni, mutlu olmaya çalış..."
Küçük prens çiçeğinin ona sitem etmemesine şaşırmış, elinde cam fanusla kalakalmıştı. Bu sessiz tatlılığı anlayamıyordu.
"Tabii, seni çok seviyorum." diye konuştu çiçek. "Bunu şimdiye dek sana belirtmemiş olmam benim hatam. Aslında bu da önemli değil. Ama sen... Sen de benim kadar aptalca davrandın. Mutlu olmaya çalış... Fanusu da istemem."
"Ama rüzgâr..."
"Soğuk algınlığım o kadar kötü değil. Gecenin serinliği iyi gelir bana. Çiçeğim ben."
"Ya hayvanlar?.."
"Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım. Çok güzel olmalılar. Kelebekler de, yani tırtıllar da olmazsa kimle dostluk edeceğim ki?... Sen uzaklarda olacaksın... Büyük hayvanlara gelince... Onlardan korkmuyorum. Pençelerim var benim."
Bunları söyledikten sonra küçük prense dört tanecik dikenini gösterdi. Sonra da, "Haydi sallanma. Gitmeye karar vermiştin. Git!" dedi.
Çok gururluydu. Ağladığını görmesini istemiyordu küçük prensin...

Sayfaya boş boş baktım bir süre.. Tesadüf mü dedi biri :) Yok canım, daha neler!

Sakin söylemeye devam etti sonra:

taze durmayı unuttuğum şu şubat gününde ben nasıl naif olsam?
söyledim pek ince işlerim ben; sen bakar, dalar, konuşur ve şahlanırsın..
birden susturdum tüm dünyayı sen konuş diye, nasıl sağırsın kendine
ilk defa toslayınca bir incelik abidesine yarattın yenisini...
bildiğim tüm küçük hayatlar yıkık ya, sen onarma istemem.
sevdiğin bu gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğim...

koş dur, iyi ölü renkleri arasında bu gezegenin,
herşeye sahipsin ..
emin ol bu içtenlik senin ben zaten yaşarken bambaşka bir alemde..
bildiğim tüm küçük hayatlar yıkık ya, sen onarma istemem.
sevdiğin bu gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğim...


Yazıya son noktayıysa Küçük Prens koysun yine:

"herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."

not: Başlık arayışındayken Elif Şafak yetişti imdadıma. "Tesadüfler ki tesadüfî değildir" Elif Şafak'ın Siyah Süt'te kullandığı bir ifade...

5 kişi de demiş ki:

melankolikdeli dedi ki...

tesadüf yoktur diye ahkâm kesmek istemem (: ama cidden yoktur (: tamamen zaman-mekan-insan kesişmesi.

ayrıca, insan, gökyüzündeki bütün yıldızlara "bakar" ama görmek istediği "yıldız"ı "görür". ;)

Vladimir dedi ki...

Bu yazıyı çoksevdim ben. Ve küçük Prensteki çiçeğin gizlemeye çalıştığı gözyaşları ile çok güzel bağlanmış birbirine.

sLn dedi ki...

@ melankolikdeli
ben dünyada tesadüf diye bir şeyin olamayacağına inananlardanım zaten :) sadece bu tür şeyler anlattığımda "hoş bir tesadüf olmuş" diyenler oluyor, işkence yapmak istiyorum :D minik minik koşullar bir araya geliyor, mükemmel düzen işliyor, yazmakla yazmamak arasında gidip geldiğim cümleleri yazıyorum, yazı bitiyor günlerdir okumayı ertelediğim kitabı okumaya karar veriyorum aslında başka planlarım varken, sonra bu bölüme denk geliyorum :)arada ikisini aynı güne denk getiren kimbilir daha ne kadar çok küçük şey var benim göremediğim... bu kadar mükemmel işleyen bir düzen bu olayların gerçekleşmesine sebep olurken "tesadüf" diyip geçmek hakaret gibi geliyor bana. başlık da tam olarak onu anlatıyor aslında. birilerinin "tesadüf" dediği o şeyler aslında tesadüfi gerçekleşmiş olaylar değil. binlerce şey bir araya geliyor da bu olaylar gerçekleşiyor :))

@ Vladimir
teşekkür ederim :) o iki yazı kendi kendilerine karar vermişlerdi aslında birbirlerine bağlanmaya, ben bir şey yapmış sayılmam...

Haşim Arıkan dedi ki...

"Aslında evren olduğu haliyle mükemmeldir. Değişmesi gereken sensin." diye yazıyordu okuduğum bir kitapta. Hakikaten ihtiyacımız olan herşey evrende hazır ve yanıbaşımızda. Sadece bizim onları görebilmemiz biraz zaman alıyor galiba. İnsanın kendisi için evrenin içine gizlenmiş o minik zarflarını bulabilmesi onlarda yazanları anlayabilmesi için önce onu anlayabileceği olgunluğa ulaşması gerekiyor galiba. Sevgilerimle:))

sLn dedi ki...

O olgunluğa ulaşabilmek en büyük temennilerimiz arasında:)
Teşekkür ederim...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?