18 Aralık 2008 Perşembe

Yarım...

Otobüs ya da vapur beklerken bir an önce binip gitmeyi istiyorum, aynı yerde uzun süre kımıldamadan duramıyorum bu ara. Bindikten sonra da bir an önce inmek istiyorum.

Herhangi bir şey için beklemem gerektiğinde tüm vucudumu sinir kaplıyor, bir şey yapamayınca delirecek gibi oluyorum.

Gecenin bir yarısı sıçrayarak uyanıyorum, "slayta resim ekleyecektim", "yazıları yazacağıma söz vermiştim", "x benden notlarımı istemişti" vs. Şöyle bir şey için neden insan sıçrayarak uyanır çözemiyorum.

Otobüste, vapurda, yolda, okulda tanımadığım biriyle gözgöze gelince sinirli bakışlar atıyorum.
Tek başıma giderken düşündüğüm şeylerin iyi mi kötü mü olduğu yüzümden çok rahat anlaşılabiliyor. O an ne düşünüyorsam yüzüme yansıyor. Arada gülüyorum, sonra birden gözlerim doluyor. İnsanlar bakınca da ters ters bakıyorum karşılık olarak.

Kasım ve Aralık ayının dergileri masamın altında okunmayı bekliyor, elime alınca kapağını açıp bakıyorum, aynı hızla geri bırakıyorum.

Hayatta beni en çok güldüren adama gülemiyorum (Yiğit Özgür). Ersin Karabulut'u okurken ruhum daralıyor. Uğur Gürsoy, Fırat'ı ya da Faik'i çizmediğinde (mesela bu hafta) Uykusuz'un kapısına dayanıp "neden çizmedin ha neden" diye sormak istiyorum. (Yiğit'in "içimizden biri" karikatürlerine normalde deliler gibi gülerdim mesela, bu hafta da çizmiş ama ı ıh. Gerçi "Ali Sait Meydey'in çocuğuna "sen dizime yattın, ben seni tokatladım, sonra sen büyüdün, ben senin dizine yattım, sen beni tokatladın, bu işler böyledir" demesi yüzünden insanlara rezil oldum bugün, kabul etmeliyim.)

İpek ve Burak'ı okuyup duygulanmaya devam ediyorum. (İpek Burak'ın o yokken yazdıklarını buldu bu hafta, okurken çok duygulandık.)

Dünyadaki bütün yamuklukları ben düzeltmek istiyorum.

Bush'un kafasına o ayakkabıyı atan insanın yerinde olmayı istiyorum.
Ya da gidip Iraklılarla sokaklarda yürümek istiyorum serbest bırakılması için.

Son günlerde en çok sevdiğim dizinin bitmesini istemedikleri için ellerinde reyting sonuçlarıyla yapım şirketinin kapısına dayanıp "Bu dizi çok izleniyor, bitiremezsiniz. Ayrıca Vivy'nin yaşama sevinci birçok kanser hastasına da umut oldu, bitirmeyin diziyi" diyen grubun arasında olmayı istiyorum. (ikinci sezona devam etmeyeceklermiş, halbuki etmelilerdi!)

Bir anda bütün vücudumu tuhaf bir gerginlik sarıyor, o anlarda bir şeyleri parçalamak istiyorum.

Okumaya başladığım bütün kitaplar uzun bir zamandır yarım.

Film izlemeye niyetleniyorum, yarıda bırakıyorum. Sonra devam ederim diyorum ama unutuyorum...

Canım nescafe istiyor, kalkıp yapıyorum, yarısında bırakıyorum.

Çaydan 3 yudum içiyorum, onu da yarım bırakıyorum.

Yemeğin yarısında sıkılıyorum ve bırakıyorum.

Ne yapmalıyım, ne demeliyim, ne yazmalıyım soruları beynimin içinde dönüp duruyor. Felaket senaryoları yazıyorum, sonra kendimi kandırmaya çalışıyorum.

Kendi kendime şiirler okuyorum içimden.

Yazarken de büyük harflere taktım mesela şimdi. Cümleye küçük harfle başladığımı gördükçe kendime sinir oluyorum. Geri dönüp düzeltmeden yazmaya devam edemiyorum, onu düzeltirken de yazacağımı unutuyorum. (Normalde bittikten sonra kontrol ederim hataları.)

Dün için yaptığım bütün plan programların içine edildi, hayat sürprizlerle dolu! Bitirilmesi gereken her şeyi yapacaktım güya ama bütün gecemi bilgisayar başında geçirmek zorunda kaldım. Dosyaları kurtar, format at, programları kur...

Format sonrası bilgisayar kadar da kıl olduğum bir şey yok. (Aslında vardır) Masaüstünde piknik alanı görüntüsü, yok olmuş msn iconları, bir türlü eski rengini bulamadığım için baktıkça sinirimi bozan bir msn penceresi, kendime ait düzenimin karmakarışık olması, dosyaları yeniden düzenlemek zorunda kalmak...

Piknik alanından şu an kurtuldum, masaüstü artık simsiyah. Yarım bir kelebek var. "The butterfly effect" yazısı, altında da sosyal mesaj: "Change one thing, change eveything".
Kelebeğim bile yarım..

Kendimi "yarım" hissediyorum ben de. Beden ve ruhun farklı yerlerde ikamet etmesine bir süredir alışkınım ama ara ara rahatsız edici boyutlara varıyor bu hissiyat. Mesela bugünlerde...
"Sensin benim eksik yarım" diyor şarkı.


12 kişi de demiş ki:

mustafa can poyraz dedi ki...

yazıyı yarım bırakmamıssın düzelmeye işaret olabilir.:D

melankolikdeli dedi ki...

en azından yazıyı "yarım" bırakmamışsın (: geçer merak etme bu sıkıntı (:

sLn dedi ki...

epey zorladım kendimi :p

"yayınla"ya tıklayınca aynı şeyi ben de düşündüm, gelişme sayılabilir sanırım bu, bir şeyi bitirdim en azından :))

melankolikdeli dedi ki...

mustafa ile pişti olmuşum (:

öğrencilik ile ilgili bir durum olabilir bu. incelemek lazım aslında. çünkü ben de zamanında çok sıkılmıştım hayattan. dersler, kampüs, hatta hayatımın en güzel günlerini yaşadığım öğrenci evi bile dar gelmişti o zamanlar (çok yaşlıymışım gibi konuştum (: )

bir süre sonra geçiyor galiba. yeni bir meşgale bulmak, farklı şeylerle uğraşmak iyi geliyor benden küçük bir tavsiye sana (:

mustafa can poyraz dedi ki...

estafurullah efendim o piştileşmek bana ait.:D

pRncfRn dedi ki...

İyi bir tatil istiyorsun galiba! Evet, kesinlikle...

CaRtMaNtR dedi ki...

Şu anlattığın ruh haline geçtiğim zaman blogda yazı yazmaya başlamıştım. Kendi içimde olan bitenleri anlatarak rahatlamıştım. Ama sen bunu zaten yapıyorsun ondan dolayı ne tavsiye edebilirim bilemiyorum doğrusu :D

a.nur... dedi ki...

öğrencilik değil de başka bir şey sanki bu8-)seni çok derinden etkiliyor ve etki yaşama vuruyor...aslında hep orda duran ama varlığını(ya da yokluğunu) bazı zamanlar kuvvetlice hissettiğin duygular.
her şeyi yarım bırakan tamamlamadıkça eksikliğini,geçmez bilirim.
ama beklenmeli,inatla umut edilmeli...
biliyorum "umut" var sende...
arkalardan bir yerlerden çıkar onu ve düşünme seni eksik bırakan her neyse...
umulmadık bir zamanda çıkar gelir belki:)

beenmaya dedi ki...

bazen gerçekten bitirebilmek için gerçekten başlamak gerekiyor sanki....

sLn dedi ki...

@ melankolik deli
benim sorunum uğraşacak şeylerimin az olması değil, uğraşacak ve düşünecek çok fazla şey bulabilmem galiba :) bir iki tanesi azalsa rahat edecekmişim gibi hissediyorum :-/

@prncfrn
haklısın galiba :-/

@cartmantr
Kendi haline bırakma dönemindeyim şu an :) Yazmak falan iyi gelmediğinde oturup geçmesini bekliyorum bu durumun. Bulabildiğim tek çare bu :)

@a.nur
Bir insanın yaşadığı her şeyi, hissettiği her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmeden de anlayabilirmiş demek ki bazen biri bir diğerini. Bu yazı bana onu gösteriyor... Tam olarak bu, hissettiğim de söylemek istediğim de bu. Mükemmel bir teşhis olmuş. Teşekkür ederim...

@beenmaya
kendimi başlamak için zorluyorum herhalde, belki o yüzden bitmiyor başladığım hiçbir şey...

RedPharos dedi ki...

bu aralar ben de herşeyi tamamlamadan bırakıyorum. Ama sebebi benim diğer yarımın burada olmaması sanırım. Yani bitirmek içimden gelmiyor. Şu bilgisayarıma durup dururken format attım tek bir hatası yüzünden kafayı yemiştim çünkü bütün gece de programları baştan kurmak doyaları transfer etmek vs ile uğraştım. 2. ye vereceği en ufak hatada camdan dışarı fırlatacağım. pöfünüz. :/

sLn dedi ki...

yazının son cümlesinde "sensin benim eksik yanım" yazışım tam olarak aynı sebepten :-/

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?