31 Ekim 2008 Cuma

Yine rüya..

Rüyamda gördüm dün gece...
Alakasız bir yerde karşılaştık, görünce çocuklar gibi sevindim.
Nasıl da özlemişim...
Heyecanla gittim yanına, gülümsedim.
Bakmadı bile.
Ne oldu dedim.
Kızmış bana, aramıyormuşum hiç.
Bahaneler uydurmaya çalıştım, "ama arayamadım ben..", dinlemedi.
Kızmıştı, bakmadı bir süre yüzüme.
Yumuşadı sonra, sanırım epey bir ağladım rüyamda, kızmış bana diye.

Uyandım, aramak istedim, arayamadım işte yine. Nereden nasıl ulaşacağımı bilmiyorum ki..

Lise yıllarımın çok yakın arkadaşlarından biriydi rüyamdaki.
Hani bazen hayatınıza öyle güzel insanlar girer ya, bir dostta ya da bir sevgilide isteyebileceğiniz herşey vardır o insanlarda. Gitmek zorunda kaldıklarında ya da gitmek istediklerinde çok acıtırlar hani, istediğiniz gibi biri olduğu için sevmezsiniz onları belki, bir sebebi yoktur sevginin ama başka insanlarla o boşluğu dolduramayışınızın bahanesi bellidir artık.
Onlar.

Her dediğimi anlayan insanlarla yolum kesişmeseydi eğer, şu an daha iyi olabilirdim insan ilişkilerinde. Bu kadar yüksek olmazdı kesinlikle beklentilerim. Daha kolay olurdu arkadaşlık ilişkilerimi yürütmek mesela. Ama olamıyor işte. Dünyanın bir yerlerinde hâyâl edebileceklerimin en iyisi olan insanların varlığını bilirken ve o insanlarla bir şeyler paylaşmışken, önüme gelen herkes "cnm arkadaşım" olamıyor mesela. İhtiyacım bitene kadar herkesle arkadaş olurum, herkesin yüzüne gülerim, arkasından çok pis iş çeviririm moduna geçemiyorum. Çünkü biliyorum ki aslında arkadaşlık denen şey sahiden güzel bir şey ve son zamanlarda karşıma eskisi kadar fazla çıkmıyor oluşu benim şanssızlığım. (hâlâ çıkıyor ama eskisi kadar değil.)

Ama artık kovalamıyorum biliyor musunuz.. Umursamaz bir insan oldum diyorum ya, bu konuda da öyleyim. Tepkisiz kalmayı tercih ediyorum.

Kavga etmiştik bir gün, konuyu hatırlamıyorum. Konuşmuyoruz birbirimizle. Tenefüste sınıfın penceresinden bakıyorum, bizimki ortalarda yok. Birkaç dakika sonra baktım yanıma geldi pencereye. "Ne istiyorsun" der gibi baktım, ama tek kelime etmedim. Çikolata aldım sana dedi. Kantine inmiş ikimize de benim en sevdiğim çikolatadan almış gelmiş...

Neredeyse 7 sene geçmiş üstünden, ama aklımdan çıkmamış o gün...
Tuhaf oldum dün gece öyle görünce.
Kızmıştı aramıyorum diye, uyandım yine aramanın bir yolunu bulamadım..

Benim İstanbul'um (2)

2oo5'te Ortaköy'de çekilmiş bir fotoğraf.
Bankta 2o'li yaşlara yeni giriş yapmış iki kız oturuyor.
O vakitler sevimli hâyâller kurmaktalar bolca.
Bu satırları yazan kişinin her türlü hâyâlinde muhakkak bir şekilde yer alır "Ortaköy". Bir süre gitmese hemen özlediği yerler vardır sLn'in. İstiklâl gibi, Cihangir gibi, Ortaköy gibi..

O gün orada bahsedilen şeyler konuşmalarına konu edilmiyor artık. Yazan kişi de yanındaki kişi de epey değişmiş geçen 3 yıl içinde. Pek olumlu bir değişim geçirdiklerini söyleyemeyiz ama değişmişler işte... Aslına bakarsanız çok da net hatırlayamıyorum o zamanlar ne istediğimi.

Aradaki o 3 yıl bolca kalp kırıklığı bırakmış kendilerine galiba. O zamanki pozitifliklerini kaybettiler sanki biraz. Gerçi hâlâ umut dolu olmayı başarabiliyorlar zaman zaman. Bu da bir şeydir :)

Yine de hayat sürprizlerle oldu, evet o zamanlar istediklerimle şu an istediklerim çok farklı ve yarın isteyeceklerimden de emin değilim. Ama belki bir gün olmasını istediğimiz gibi keyifli olur bu hayat!
Neden olmasın di mi?

30 Ekim 2008 Perşembe

Karışıyorum


Karışıyorum yine.


Sana...

Hani şarkıda diyor ya "sen ve ben ayrılıyor birbirinden, bir ben kalıyorum kelimelerden" diye, ben kalmıyorum işte, bir sen kalıyorsun geriye...

Kendi kelimelerim sanıyorum seninkileri, "aaa çok severim bu şarkıyı" diyorum, sonra bir düşünüyorum da ben değilim ki onu seven, sensin.

Hayatıma kattığın şeylerin de yeri anbean büyüyor seninle beraber.
Gözümü açtığımda ilk aklıma gelen şeysin, uyumadan önce düşündüğüm son şey.
Diyorum ya gitgide daha fazla karışıyorum sana diye. Sen baskın geliyorsun. Ben diye bir şey kalmıyor geriye. Tüm benliğim "sen" oluyor.

Benim olduklarını sandıklarım aslında senin kelimelerin, senin şarkıların, senin tavırların, senin hareketlerin, senin düşüncelerin.. Hiçbiri benim değil, "ben" diyebildiğim ne kaldı ki hem?
Bir "sen" kalıyorsun içimde, herşeyin önünde...
Geri kalan hiçbir şeyin önemi kalmıyor...

Aynı şarkı çalıyor yine, ne yaparsam yapayım kaçamıyorum.
Hem belki kaçmayı da istemiyorum.

Yazıyorum durmadan, kimsenin okumadığı, okumayacağı yüzlerce kelime..
Benden başka kimsenin varlığından dahi haberdar olmadığı yüzlerce kelime.
Belki binlerce...

Sağımda solumda kimseyi görmek istemiyorum bazen.
Günlerce, aylarca uyumak istiyorum.
Uyandığımda herşeyin yoluna girmiş olduğunu görmeyi istiyorum.
Öyle çok şey istiyorum ki aslına bakarsan..

Bu ara yaptıklarımı düşünüp gülüyorum kendime, biraz da kızıyorum.
Kızıyorum-gülüyorum.
Gülüyorum-kızıyorum.

Anlamını yitirdi birçok şey ve geriye kalanlar da hızla yitirmekte.
Daha ne kadar değişeceğim?
Nerede duracak bu değişim?
Daha ne kadar?...
Nereye kadar?

Sıkıldım yine.

Hümanist Hüseyin Hocama..

Hümanist Hüseyinimi anlatacağım. (Ümanist Üseyin daha doğrusu.)

Kim bu Hüseyin yau sorusunun cevabı için şuraya tıklayıverin bir zahmet. Şimdi biraz daha yaşlı, biraz daha tonton, bıyıksız ve sevimlidir kendisi. Zaten hocalarımın hiçbiri o fotoğraflardaki hallerine benzemiyorlar. Ayrıca okulumun sitesine girmişken notlarıma falan bakmaya kalkmayın, Marmara Üniversitesi'nin internet sitesinden notlarımızı göremiyoruz biz öğrenciler olarak, siz nasıl göreceksiniz :p Yok efendim, gelişmiş bir okul değiliz, havamıza bakmayın siz!

Ümanist Üseyin'imiz bizim canımızdır. Yabancı diller bölüm başkanıdır kendisi, canı ister ders yapar, istemezse yapmaz. Üniversitede olduğumuzu hissettiren tek hocamızdır zira bütün hocalarımız lise yıllarımızdaki gibi kafamıza vura vura maksimum katılımla ders yapmaya çalışmaktayken, Üseyinimiz anlatır, isteyen dinler istemeyen dinlemez, orası ümanistlerin en ümanisti üseyinimizi ilgilendirmez.

Okula başladığımdan beri Fransızca dersler içinde en sevdiğim hatta belki tek sevdiğim onunkidir. Formasyon derslerini severim bir de ümanistimin "Fransız Edebiyatına Giriş" dersini sevmiştim şimdi de "Çağdaş Fransız Edebiyatı" dersini seviyorum. Senin verdiğin ders sevilmez mi be ümanist!

Şimdi bu şeker Trakya şivesiyle Fransızca konuşur ortaya sevimli bir şey çıkar. (Fransızca konuşan hüsmen dayı hâyâl edin.)

Sizi her gün de görse unutur. "Sen bizim bölümde miydin hı" diye başlar her konuşmasına.

İkiniz de aynı şeyi söylerken sizinle kavga edebilir, yapar o.

Elektrik kesildiğinde "ahaaa" tepkisi verir. "Oha" gibi çıkar, sınıf gülme krizine girer. zaten o ne dese sınıf gülme krizine girebilir. Çünkü her tepkisi komiktir :)

Türkçedeki noktalı harflerle sorunu vardır, i'leri ı, ı'ları i yapar. "Geldın mı" gibi ifadeleri vardır bolca. Ayrıca şapkalı harf kullanmayı da sevmez, rüzgârın a'sını yumuşatmaz mesela. Hele bir de söylemek için savaş verdiği kelimeler vardır ki anlatılmaz yaşanır. (bkz.adrenalin)

Her cümlesinde en az 3 tane "ıh" vardır. Sesi gider gider gelir konuşurken, daha da sevimlileşir.

Hatırladığım en sevimli hali geçen yılın dördüncü sınıflarına sınavda kitabı serbest bırakacağını söyleyip sınavdan bir saat önce karar değiştirdiğini duyurduğu andır. Çok hoş şeyler hissetmişti öğrenciler onun için.

Marmara Fransızcada yüksek lisans yapmamak için en geçerli sebeplerden biri olabilir Ümanist Üseyinimiz. Zira Marmara Fransızcada yüksek lisansı bitirip öğretim görevlisi olduğunuzda bile kendisinin ayak işlerinden kurtulamazsınız.

Gözünün önünde uyuduğum zamanlarda beni rahatsız etmediği için ayrı bir sevgi duyarım kendisine.

Kalbimdeki yeri büyüktür.

Seni seviyoruz Ümanist.

İmza: ümanist kuupillerden biri!

29 Ekim 2008 Çarşamba

Benim İstanbul'um


En amatör, ışık bilmem ne ayarı bilmez halimle fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Uğraşmaya niyetlensem 2 haftada sıkılırım biliyorum, böyle canım istedikçe çekmek daha keyifli...

Gecenin bir yarısı İstiklâl'de çekmişim mesela yukarıdakini. Gördüğünüz gibi bomboş :))

Muhtemelen saat sabahın 4'ü filan. Günün hikayesini anlatmaya girişmeyeceğim, daldım mı çıkamıyorum çünkü :-/

Böyle aklıma estikçe orda burda çektiğim fotoğrafları paylaşırım belki. Diyorum ya ne ışıktan anlarım ne açıdan ne başka bir şeyden. İstanbul'u da fotoğraf çekmeyi de seviyorum, o kadar..

Ömrümü yedin digiturk 1 haftada

T.C.
Google Arama Motoru Müdürlüğü
Arama Formu

1. Aramak istediğiniz sözcüğü yukarıdaki kutuya okunaklı olarak yazınız.
2. Bu sözcüğü bulmanız halinde ne amaçla kullanacağınızı ayrıntılı bir şekilde anlatınız.
3. Daha önce bu sözcüğü aradınız mı ya da ailenizde arayan var mı, belirtiniz.


Ad-Soyad :
T.C Kimlik No :
Adres :



Blogger açıldı diye seviniyor insanlar ama her an yeniden kapatılmaları mümkün. Digiturk'un "bütün blogları kapatın" diye bir isteği olduğuna hâlâ ihtimal vermek istemiyorum, hadi hakimlerimiz internetten bihaberler, "Türkiye'nin dijital platformu" da mı bihaber? (Türkiye'nin dijital platformu digiturk müydü, dsmart mı emin olamadım şimdi :s)

Digiturk'un sitesini açmaya çalıştım ama açılmadı, kaspersky internet security şöyle bir yazı çıkardı önüme:

The requested URL http://www.digiturk.com.tr/ is forbidden

Güleyim mi ağlayayım mı bilemiyorum, benim blogum digiturk yüzünden kapatıldı, virüs programım da ondan intikam alıyor sanki :))

2 gündür yine kendileriyle yoğun telefon trafiğindeyiz, bir digiturk bizi arıyor bir biz onları. Digiturk kanallarımızın hiçbiri açılmıyor 3 gündür. Telefonla arayıp yardım istemek aslında akıllı insan işi değil, ama hatalarımızdan ders almıyoruz biz de. Her seferinde sinir hastası oluyoruz, sorunu yine kendimiz çözmek zorunda kalıyoruz.

Eskiden "diji diji dijitürkleeeeer mutlu mesut aileleeeer" şarkısını yüzlerce kez dinlerdik hatlar boşalana kadar.

Şimdi de "futbol futbol lig tvde" şarkısı eşliğinde coşuyoruz, eğleniyoruz. Futbol lig tv'de ama benim lig tv'm 3 gündür açılmıyor kardeşim!?!?!?

Kanal kurulumu yapmak, fişi çekip 10 dakika bekletmek, kanalı açıp 20 dakika bekletmek gibi tavsiyelerini ezbere bildiğimizden her birini yapıp öyle arıyoruz. "Yaptık biz onu" deyince, "bir de birlikte yapalım" yanıtını alıyoruz. "Eh seni mi kıracağım" deyip tekrar deniyoruz, aaaa bak yine açılmıyor bu kanal?!?!

Yoğun telefon trafiğimiz sonucunda "bizim yapabileceğimiz bir şey yok, receiver'ınız arızalanmıştır" yanıtını aldık yine, bu cevaba da alışkınız tabi.

Akşam da maç filan var işte, futbol futbol lig tvde hem, ama bizim lig tvmiz açılmıyor, olsun... digiturk önce bloglarımızı kapattı, sonra lig tvmi de kapattı, öyle yani.

Bu bir reklamdır!

Hayır yau reklam işine girmedim, para falan kazanmıyorum.
Okuduğum bir yazıyı çok beğendim de onun linkini vereceğim sadece..


Altına imza atılacak cinsten..

Yayın yasaklarıyla ilgili bir de video:



Epey eski bir video ama kafa hâlâ aynı..

(video yasaklanmış bir sitede tabi :) ama artık biliyorsunuz youtube'a girme yollarını değil mi?)

umut..


"Umut bu topraklardan gideli çok oldu" der éomer Two Towers'ta.

Ne zaman kendime sahte umutlar uydurmaya ve yoluma onlarla devam etmeye çalışsam bir duvara çarpıyorum...

Her cümleme 3 nokta koymak istiyorum, virgüller kullanmak istiyorum bolca.
Ama olmuyor, hep durmak zorunda kalıyorum bir yerde.

İnsanları susturmak için uydurduğum sahte mutluluklardan, sabah evden çıkarken takmak zorunda kaldığım o sahte maskelerden en çok ben bıktım.

Belki gerçek bir umut bulsam kendime... Herhangi bir şeye dair. Ne olduğu önemli değil, tek bir gerçek umut...

O zaman daha kolay olur belki yürümek. Duvarlara çarpmadan!

Ama galiba umut bu topraklardan gideli de epey oldu.

Geri gelir mi?

Bilmem...

28 Ekim 2008 Salı

Devrim Arabaları


Dedik ya bu ara sinema trafiğimiz yoğun diye, her bulduğumuz boşlukta kendimizi sinemaya atıyoruz. Bugünkü filmimiz Devrim Arabalarıydı..

Dram filmlerini ve özellikle tarihi filmleri genel itibarıyla severim, istisnalar elbet vardır. İnanç öykülerini de oldum olası sevmişimdir. ("ya yaparsak?")

filmin konusu:
Devlet Başkanı Cemal Gürsel tümüyle yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiği bildirilir. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri ´Türk insanının makus talihine karşı bir meydan okuma´ olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları´nın Eskişehir´deki Cer Atölyesi seçilir. Zaman müthiş dardır. Ekibin Cumhuriyet Bayramına kadar yalnızca 130 günü vardır. Türkiyenin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: Devrim.

1961 yılında 23 Türk mühendisin geceli gündüzlü çalışarak 4.5 ay gibi kısa bir sürede tamamladıkları iki Devrim arabası‚ Eskişehirden Ankaraya trenle taşınır.Yolda meydana gelebilecek bir kaza ihtimali düşünüldüğü için arabalara benzin konmamıştır. Ancak mühendisler Ankarada arabalara benzin koymayı unutunca büyük bir skandal yaşanır. Devrim‚ Cumhurbaşkanı Cemal Gürseli Cumhuriyet bayramına götürerek‚ hem tanıtımını hem ilk vazifesini gerçekleştirecek iken benzininin bitmesi nedeniyle sadece 100 metre gidebilir.

Gürsel´in "Garp kafasıyla araba yaptık‚ şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk" sözü ise tarihe geçer.

Devrim arabasının bej renkli bir kopyası hala Eskişehirde saklanmakta ve çalışır halde tutulmaktadır.


Yönetmen: Tolga Örnek

Senaryo: Tolga Örnek‚ Murat Dişli

Oyuncular: Halit Ergenç‚ Uğur Polat‚ Onur Ünsal‚ Vahide Gördüm‚ Serhat Tutumluer‚ Selçuk Yöntem‚ Taner Birsel‚ Ali Düşenkalkar‚ Altan Gördüm‚ Sait Genay


http://www.devrimarabalari.com/oyuncular.html

Filmin dikkatimi ilk çekmesi müziklerde Demir Demirkan imzası olduğunu fark etmemle oldu :) Maşallah pek de güzel yapmış, seviyorum onu :)
Müzikleri Prag Flarmoni Orkestrasının canlı olarak çalmış olduğunu da ekleyelim.

Kendi tarihimizi anlatan kaliteli yapımlara ihtiyacımız var diyip duruyorduk, Devrim arabaları kendi tarihimizi anlatan şahane bir yapım efendim.

Oldukça etkileyici bir filmdi. Ben sevdim... Bir şeyler yapmaya çalışan insanların önünü kesmeye çalışan birileri hep olmuş tarihimizde. Diyoruz ya böyle geldik böyle gideceğiz diye...

*Blogger açıldı, aman ne sevindik ıdı vıdı yazmayacağım. Olması gereken buydu zaten.

*Şizofren diye bir mizah dergisi çıktı bu hafta. "çok kişilikli mizah dergisi" imiş. Bu hafta Uykusuz İstanbul'da da perşembe günü çıktı, çarşamba bayiye gittiğimde Penguen'in yanında Şizofren vardı, ben Uykusuz sandım, yaklaşınca fark ettim Uykusuz olmadığını. Bugün de alayım bir göz atayım dedim. İçine bakınca gördüm ki sadece uzaktan değil yanından da Uykusuz'a epey bir benziyor :s
Özellikle düzeni, tasarımı vs. tamamen Uğur Gürsoy'un köşesiyle aynı olan bir köşede Uğur'un çizimlerinin tamamen aynısını görünce "oha" demekten kendimi alamadım. İki dergiyi elinize alıp incelerseniz, epey bir benzerlik görebilirsiniz. Sevmedim yani. Okurken sıkıldım..


*Telekomun sabit ücret ıdı vıdı olarak bizden aldığı bütün paraları Cem Yılmaz'a yatırmasına da kılım. Filmlerden önce sinemada 3 film tanıtımı dönüyor, ikisi arog. Bir oha da buraya gelsin. Türk Telekom sponsorluğuyla! Film vizyona girecek, hayır cem yılmaz'ı sevmiyorum, izlemeyeceğim diyeceğim, "aaaaa çok komik amaaaaaaa" diyen tiplere herkesin komik anlayışının farklı olacağını anlatamayacağım. Sen de mizah dergilerini okumuyorsun, ben neden okumadığını soruyor muyum?

Gerçi Şahan Gökbakar'ı tanıdıktan sonra Cem Yılmaz'ın aslında katlanılabilir bir adam olduğunu fark ettim, hani zorlasam severmişim. Daha antipatikleri varmış! Beterin nihayeti yokmuş sahiden.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Mektup gibi..


Tepkisiz bir insan oldum çıktım biliyor musun?


ki ben hep severdim her şeyi açıklamayı di mi? Yanlış bilinen, açıklanmayan hiçbir şey kalmamalıydı...


Yok artık.


Anlatamıyorum kimseye kendimi. Anlatmıyorum.


Evet yanlış bildikleri şeyler var görüyorum, ama tepki vermiyorum.


Tek kelime edesim yok hiçbirine.


Hem bilseler ne olur ki?


Beni.


Seni.


Onu.


Boşver bilmesinler.


Böylesi daha güzel değil mi?


Bir gün şartlar öyle bir hâle gelsin ki yanıldıklarını görsünler istiyorum.


Hayır kimsenin acı çektiğini görmek falan değil niyetim. Yanıldıkları konulardan sadece bana dair olan kısımla ilgileniyorum ben. Kendi hayatlarına dair olan yanılgıları konusunda haklarında hayırlı olan neyse onu yaşamalarını dilerim hepsine. O bana dair, benim hayatıma dair kafalarında uydurdukları saçmalıklar var ya, bana dair zerre kadar şey bilmezken ahkam kesiyorlar ya her fırsatta, işte ben hiçbir şey söylemeyeyim, onlar bir gün, doğru zaman geldiğinde ne kadar yanıldıklarını anlasınlar... O an mutlu olacağım galiba.


Kimseye kendimi anlatacak gücüm kalmadı. Açıkçası umrumda da değil artık kimse. Hem birilerini umursayınca kaybolup gidiyorlar, belki umursamamak daha iyidir olamaz mı yani?


Kimseyle konuşasım yok.


Biriktiriyorum kelimelerimi galiba :)


Lazım olacaklar bir gün.


Söyleyecek öyle çok şeyim var ki...


Ama daha zamanı gelmedi sanırım...


Görüyor musun bilmiyorum, durmadan değişiyorum, her saniye...


Değişmeyen bir tek sen kalıyorsun işte.


Hepsi bu.

Lost 5.sezon geri sayımı..



http://www.movieweb.com/video/V08JbjltyzLOPY

Lost'um geri dönüyor yakında :)) şu son dönemlerde beni Lost kadar oyalayan, derdimi sıkıntımı her bi şeyimi unutmamı sağlayan başka hiçbir şey yok sanırım. I love Lost :p (izlediğim şeyler içinde yani, yoksa Fenerbahçe klasman dışıdır, hayata dair her şeyi unutturanlar listesinin ilk sırasındadır..)

Şubat'ın ilk haftası başlıyor, ne kaldı ki şunun şurasında di mi 8-) haftaları, günleri sayıyorum resmen...
Başla artık başlaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

26 Ekim 2008 Pazar

Aşk tutulması

Asabiyeti bir kenara bırakıp yazmaya karar verdim, nasıl gireceğini bilemeyen ne kadar çok insan olduğunu düşünürsek yazdıklarımız normalin yarısı kadar insana ya ulaşır ya ulaşmaz ama sorun değil, kendim yazar kendim okurum :))

Bu ara yoğun bir sinema trafiği beni bekliyor, izlemeye niyetli olduğun bol bol film var gösterime giren ya da girecek olan. Başlangıcımızı dün "Aşk Tutulması"yla yaptık.

Aslında sLn duygusal-komedi filmlerini izlemekten nefret etmekte birkaç yıldır. Ama filmin yönetmeni Murat Şeker'in röportajını okuduğu saniye filmi izlemeye karar verdi :)

Duygusal komedilerden nefret ediyor olabilirim ama anlattıklarında kendimi bulduğum bir Fenerbahçelinin yaptığı bir filmi, üstelik de konusunu okuduktan sonra izlememem mümkün olamazdı ki...

Şu anda okumakta olduğunuz (eğer yüce devletimiz izin verdiyse ya da tunneller sayesinde girebildiyseniz) insan kişisi yakın arkadaş kişilerinin "beni mi daha çok seviyorsun Fenerbahçeyi miiii" sorularıyla muhattap olmuş, "cevabını bildiğin sorular sorma Fenerbahçe tabi ki" demiştir en suratsız halini takınıp. (Canan haklı, insanlar ii tahammül ediyorlar bana.)

Eğer soran kişi "arkadaş"tan daha fazlasıysa, ki sLn zaten bu konuda değer vermediği adamı yanında tutmamaya programlanmış bir şahsiyettir, Fenerbahçesiyle de kıyaslamaya girmez, farklı şeylerdir sonuçta, aynı derecede sevilmez ki... Kısa yoldan "klasmanlarınız farklı, beni böyle bir tercih yapmak zorunda bırakma, hayatta kıyaslanmayacak şeyler vardır, anneni mi babanı mı çok seviyorsun sorusuna cevap verilmez, verilemez ya da çikolatalı gofret mi vişneli soda mı sorusunun benim için cevabı yoktur, aynı şekilde bunun da cevabı yoktur" denir. sLn "ayyy ikinizi de çok seviyorum" diyebilecek bir sevgi pıtırcığı olmayı asla başaramamıştır, başaramayacaktır, kem küm ediyorsa bu zaten anladığınız anlama gelir. Ha sLn bu güne kadar kaç kişiye "Fenerbahçe tabi ki sorma bu soruyu" demiştir kaç kişiye kem küm etmiştir bu sorunun cevabını kendisi elbette ki bilir ama paylaşmaya ne gerek vardır ki? (bilen bilir değil mi hem..)

Erkek arkadaşının futbol sevgisinden tiksinen kızlardan biriyseniz kendinizi Pınar'da bulabilirsiniz aslında, ben daha ziyade Uğur'da buldum kendimi :))

Zerre kadar batıl inancı olmayan, "kara kedi uğursuzluk getirir" zırvasından dolayı siyah kedilere daha bir sevgiyle bakan, merdiven altından geçerken duyduğu yegâne korku "merdivendeki adam üstüme düşmesin şimdi" olan bir bünye olarak konu Fenerbahçeyse her türlü totem bulunur bende. Maç izlerken giydiğim uğurlu pijamalarım, maç günleri asla giymeyeceğim giysiler vs. vardır. (ve bir sır daha deşifre olur.. pijamayla maç mı izlenir forman yok mu senin diyenlere sevgilerimi sunuyorum, o da ayrı bir totem :D forma maçtan sonra...) Zamanında maçları radyodan katiyen dinlememe totemim vardı mesela. Bundan birkaç yıl önce, evimizde lig tv yokken radyodan dinlerdim maçları ve ben radyoyu açtığım saniye gol yenirdi. Birkaç hafta sonunda aynı şey devam edince bıraktım tabi :D Maça gol yiyerek başladığımızda "selin kapat radyoyu" şeklinde mesajlar almıştım efendim zamanında :D Bütün totemler komiktir ama bunu bilmek onları uygulamaktan vazgeçmeyi gerektirmez :p Film boyunca da gülme krizlerine soktu beni filmdeki karakterlerin totemleri :D

Rakip takım ataklarında elimi kolumu bağlamak gibi totemlerim yoktur mesela.
Ha bir de penaltı atıyorsak (ki çok nadir yaptığımız bir şeydir.) işte o anlarda tv'ye asla bakmam.
Rakip takım atarken de bakmam.
Geçen sezon Sevilla maçında yüzümü yastığa gömmem sonucu havasızlıktan ölebilirdim ben, bakamadım efendim, şu an şu satırların yazarı diğer tarafa göçmüş olabilirdi.
Her neyse, filmden bahsedecektim ben.
Uğur'da kendimi bulmamın temel sebebi totemleri, ikinci sebebiyse odasının benim odamın eski haline çok benzemesi..

Filmi izlemeden önce Fahriye Evcen konusunda ön yargılarım olduğunu itiraf etmeliyim, Yaprak Dökümü reklamlarında sürekli sinir bozucu şekilde bağırıp çağırdığını görüyordum kendisinin. Hiç oturup izlememiştim ve o kısacık reklamlar yüzünden çok abartılı hareketleri olduğunu düşünmüştüm ve oyunculuğu da yapmacık gelmişti. Ama değilmiş. Gayet de güzel bir tercihmiş.

Tolgahan Sayışmansa ara ara da olsa izlediğim tek dizinin (netten indirdiklerim ve cnbc-e'den takip ettiklerim dışında) Tıbbiyeli Mustafası olarak sevimli bir yere sahipti gözümüzde.

Tim seyfi'yi yönetmenin bir önceki filmi "iki süper film birden"den hatırlamaktaydık, geçtiğimiz yıl içinde 5 ayrı ülke yapımı filmde başrol oynadığını öğrendim, maşallah demekten başka bir şey gelmedi elimden..

Murat Akkoyunlu yüzüne baktığımız an gülmeye başladığımız bir insan kişisi, ailece hayranıyız!

Ali Erkazan, Suzan Aksoy ve Ayten Uncuoğlu da şahane tercihler olmuşlar.

Keyifle izledik.

Aşklı meşkli filmlerle aram iyi değil bu ara (memo tembelçizer der ki "duygusal komedi pornodur!") ama izlerken pek bir eğlendim.

İzlediğim en güzel ilan-ı aşk sahnelerinden birini barındırmaktaydı film, işte o sahnede normal kız moduna geçip kıskandım, itiraf edeyim :p Komikti falan ama bir o kadar da duygusaldı aslında yani...

Futbolu seviyorsanız, üstüne bir de Gülşen Bubikoğlu, Tarık Akan vs. gibi oyuncularımızın eğlenceli aşk filmlerini özlüyorsanız, çok keyifli dakikalar geçirmeniz mümkün filmi izlerken...

Edit: yazının yayın saati 19.07 olmuş :)

edit2: bir arkadaş neden beni mi çok seviyorsun Fenerbahçeyi mi mealinde sorular sorar sorusuna toplu cevap: Yapılacak bir organizasyon maç saatine denk gelir "aşk olsun yaa salla bir haftalık maçı, Fenerbahçeyi bizden/benden daha mı çok seviyorsun" şeklinde sorulardır bunlar. Sorulur, bana sorulurdu yani. Artık insanlar beni kendi halime bıraktı, kimse uğraşmıyor :))

Serbestyazarlar.com

Uyandığımdan beri yağmur yağıyor, yağmurlu günleri severim, yağmur sesi eşliğinde yazmayı da çok severim ama şu an zerre kadar yazma isteğim yok... Yazmaya kalkınca da sevimsiz kelimeler çıkıyor hep, yasaklamalar, yasaklayanlara sövmeler vs. vs.

Bu adamlar bunu bu millet okumasın, yazmasın, görmesin, bilmesin diye yapıyor zaten, istediklerini veriyoruz galiba yazmayarak...

3 video Atatürk'e hakaret etmiş diye bütün site mi kapatılır? Hem de o site şikayet edilen videoları kaldırıyorken... 2 gerzeğin hazırladığı video benim Atatürk'e olan sevgimden bir şey götürmüyor ki.. Bilmek isteyen zaten o videolardan değil, adam gibi kaynaklardan öğreniyor onu, bilmek istemeyen, sadece kendisine verileni yemeye alışmış adam varsın oralardan tanısın onu, zaten o sevse ne olur sevmese ne olur...

Ya da 3 blogta artık ne yapılmışsa bilmiyorum, açıklamıyorlar çünkü, o 3-5 blog yüzünden binlerce insanın blogu mu kapatılır? Kapattın da ne oldu? Biz göremiyoruz artık pkk propagandası mı yapılmış yoksa Atatürk'e mi küfredilmiş her ne yapılmışsa. (bloglara girebiliyoruz, istesek görürüz tabi ama hangi bloglar olduğunu bile bilmiyoruz ki.) Ama o yazılar orda durmuyor mu? Duruyor! E ne anladım ben bu işten. Öyle ya da böyle onlar yazmaya devam edecekler, olan onlara değil diğer blog sahiplerine olmadı mı? Onların yaptıkları yüzünden biz neden cezalandırılıyoruz?

Böyle düşününce insan ister istemez düşünüyor değil mi amaç gerçekten gösterildiği gibi mi diye. Bu ülkede yıllardır yasaklanmıştır insanların okuma, yazma, düşünme özgürlükleri. Bu da o 3-5 siteye yapılan bir yasaklama değil, bu ülkenin geri kalanına yapılmış bir kısıtlama. Okuma, yazma, bilme, görme, duyma!

Sinirimi yatıştırmayı hâlâ başaramadım ben.

Göz atın bir ara:

25 Ekim 2008 Cumartesi

İmza kampanyası...



Türkiye’de aktif olarak blog yazan binlerce kullanıcının suçsuz yere bloglarının kapatılması konusuna ilişkin olarak sesimizi üst makamlara duyurabilme kapsamında hazırlıklarına başladığımız imza kampanyası bugün itibariyle tüm Blogcuların kullanımına sunulmuştur.

Diğer yazıya ukturk'un yazdığı yorumu daha fazla dikkat çekmesini umarak buraya ekliyorum. Yasak kalkana kadar bir şekilde devam edeceğiz girmeye...

Çalışan dns adresleri.Kaldığımız yerden devam edelim.100 de yüz çalışıyor.

67.138.54.100
207.225.209.66


66.76.175.71
69.111.95.106
ve
66.234.185.2
77.220.15.4

24 Ekim 2008 Cuma

cinnet, nefret, tiksinme hepsi bir arada

-Biz yutupta bi video gördük, beğenmedik, o zaman hiçbiriniz girmeyeceksiniz.
-Yau şikayet edelim kaldırsınlar bi video yüzünden koca site kapanır mı. milyonlarca üyesi var sitenin, bi kişi yüzünden kapatmak pire için yorgan yakmaya benzemiyor mu?
-Yassah kardeşim, girmeyeceksin dedik
-peki

-blogırı da kapattık
-niye
-açıklamıyoruz,sürpriz
-yani diyosunuz ki tek bi dallama yüzünden milletin yazma, okuma zevkini tamamen elinden alıcaz. bu mudur yani?
-yassah kardeşim

evime ne zaman geleceksiniz sevgili devletimin yüce büyükleri? alın bilgisayarı gidin, bize fazla geldi bu kadar özgür bir dünya.

bütün yutubu ya da blogırı kapatan hakim sahiden internet kullanan bir adam mı? biliyor mu yutubun, blogırın ne olduğunu?

rahatsız mı oldun?
okuma o zaman. okumak isteyeceğin bir şey elbet bulursun. illa kapatacağım mı diyorsun? kapat o zaman beğenmediğin blogu gitsin, bütün bloggerı kapatmak nasıl bir mantığın nasıl bir zihniyetin ürünü?

fazla özgürlük dokundu di mi bize? internetteki milyarlarca siteden hangisine gireceğimize siz karar vereceksiniz tabi, biz küçük beyinlerimizle ne anlarız ki seçmekten.

ne güzel evleri dolaşıp milletin okuduğu kitapları topluyordunuz bir aralar di mi?
şimdi de okudukları siteleri kapatıyorsunuz.
var mı arada bir fark??
ben küçük beynimle ayırdına varamıyorum, okuyacağım siteleri bile seçemeyeceğini düşündüğünüz küçük bir beynim var benim, öyle düşünüyorsunuz ki kapatıyorsunuz di mi bana zararlı olacağını düşündüklerinizi? ya da işinize gelmeyenleri!!!

evime gelip bilgisayarımı alıp gideceğiniz günü heyecanla bekliyorum yüce devletimin pek yüce büyükleri!

Şu ülkede yaşamaktan tiksinir hale getirdiniz ya yasaklarınızla bunca insanı, tebrikler size, alkışlar her bi şey size!!!!!

msn iletimde bir şeyler yazdım sizler için, bir ara biriniz dava açsın da msnimi de kapatsınlar olur mu?

hangi videoları izleyeceğime siz karar verin!
porno siteleri ayıp, kapatın hepsini, aaa neler öğreniyor çocuklarımız oralardan. biz salağız tabi, çocuklarımıza zararlı olacağını düşündüğümüz siteleri engelleyemiyoruz!
hangi siteleri okuyacağıma siz karar verin!
bir ara kanalları da kapatıp duruyordunuz, ne izleyeceğimize de yıllarca siz karar verdiniz!
okula girerken ne giyeceğime siz karar verin!
gelin evde okuduğum kitaplara bir bakın bakalım, beğenmediğiniz varsa sorun değil yakarız!

bu zihniyetteki insanlarla aynı ülkede yaşamaktan nefret ediyorum bazen.
bak yine ettim!

aaa gördün mü bak girmişim ama ben bloguma!!!!!!

şu ülkede düzeltilmesi gereken binlerce yamuk varken gelip benim yazı yazma özgürlüğümle uğraşıyorsunuz ya, ben daha ne desem boş di mi?!

23 Ekim 2008 Perşembe

bu da oldu.

Yıllarca Fransızca çok hoş diyen herkese dehşetle baktım, öğrenmeye başlamadan önce de nefret ederdim, hâlâ ediyorum. Bir de Fransızcayı çok seksi bulanlar var, "ne alaka yaaa" sorumun cevabını aşağıdaki videoyla birlikte buldum.
Hiçbir şey imkansız değilmiş, Fransızca benim bile kulağıma hoş gelebilirmiş. (kimin konuştuğu önemli tabi..)



youtube'a vtunnel, ktunnel vs olmadan giremeyenler videoyu izlemek için şu linki kopyalayabilirler.

http://www.youtube.com/watch?v=Cc5M3vuSeoM&feature=related

Ne diyor bu güzellik?

"Je vous remercie, je ne comprends pas vraiment le concept des prix en général, mais je déteste l'idée des compétitions, le seul contre lequel je me bats, c'est moi, pour aller plus loin chaque fois dans mon travail, personne n'est meilleur qu'un autre, nous sommes juste tous différents. Mais je suis très honoré de recevoir ce cadeau de la France, parce que j'aime et je respecte bcp votre pays."

Yani; teşekkür ettiğini, aslında ödüllerin neden verildiğini pek anlamadığını, yarışma fikrinden nefret ettiğini, hepimizin birbirimizden farklı olduğumuzu, yine de bu hediyeyi aldığı için çok mutlu olduğunu çünkü Fransa'yı çok sevdiğini ve saygı duyduğunu anlatmış özetle.

gugıl analitiks

Kıskandım bütün insanlar site trafiklerini, istatistiklerini inceliyorlar diye, bir de ben yapayım dedim, yaklaşık 2o gün önce google analytics'e blogumu kayıt ettim. Sonra unuttum. Geçenlerde yine birinin blogunda görünce "aa ben de yapayım" dedim, bir de baktım ki zaten yapmışım :s
Unutkanım, dalgınım, kafa bi dünya!

Bakın insanlar ne aramış da gugıl onları bana göndermiş :)) (hepsi değil sadece ilgimi çekenler ;) )
"arama 130 anahtar kelimeler üzerinden toplam 147 ziyaret gönderdi" 2o gün içinde gelenler:

Öncelikle tam olarak beni aradıklarını ama adresi unuttuklarını sandığım insanlar var, "voodoo girl slnnn" yazıp gelmişler, ben vudu görl filan değilim, sıfatım gibi olmuş bu :)) "voodoo girl" sevdiğim bir şiir sadece :))

Bebek patiği yazıp gelenlere patik modelleri sunamadığım için özür dilerim :D Sadece bir yazımın başlığıydı "bebek patiği"...

"ersin karabulut arabesk" no comment

"heroes.s03e04.hdtv.xvid-lol_175mb"
yardımcı olamadığım için özür dilerim arayanlardan :))

"1.sınıf hayat bilgisi arkadaşımla benzer ve farklı yönlerim"
Hangi etiketler ya da hangi yazılar bu arkadaşı yönlendirdi
bilmem ki :s
Hepiniz çocuksunuz, oyun oynamayı seviyorsunuz,
öğretmeniniz baş
kahramanınız, okula alışamadınız ortak yönler bunlar,
farklılıkları da sen bul şekerim.

"11 ekim pazartesi masabaşı talk show izle"
Ben bu ifadeden hiçbir şey anlamadım :s

"41 izmitli unuttum netlog"
Netlog üyeliğim yok, izmitli değilim, yanlış geldin
cnm :)

"Ali'nin 8 günü fragman"
İşte bunlara yardımcı oldum :))

"aöfte sınıf atlarken yapılması gerekenler"
Bilmem ki nasıl olur..

"bayramın ikinci günü ayın kaçıydı"
Yorumsuz :D Arayana selamlar, saygılar, sevgiler..
Öldürdü beni :))

"but what if we are two rights and everybody else
is wrong"
Cümlesinin çeşitli varyasyonları. Yazmaya çalışmış
da yazamamış,
değişik şeyler denemiş..
Ben de aynı soruyu soruyorum ama maalesef cevabı
benim blogumda yok...

"cahit külebinin abartma sanatı kullandığı şiiri"
Bir şiiriyle ilgili bir yazı yazmıştım ama şiirlerini incelemedim
maalesef :-/

"Cahit külebinin sen yokken adlı şiirinin konu ve teması"
Cevabı buldun mu yardımcı olayım mı??? Ortaokul
edebiyat ödevi bence bu :)

"can dündar mustafa belgeseli ntv gerçek atatürkçüler"
Sanırım Mustafa yazısının altındaki yorumlar sonucu
buraya geldi :))

"Cannot hangi ingilizce kelimenin ikinci anlamı"
Soruyu anlamadım :s Cannot bir şeyin ikinci anlamı
mıymış 8-)

"deli doluyum manyağım gibi tanıtma blogları"
Bu ne yau :s Öyle bir blog mu benimkisi :s
Deli doluyum manyağım gibi tanıtma blogu nasıl
oluyor :s

"demir demirkan hayat nedir şarkısı"
Giden gider, kalan kalır, ölen bilir, hayat nedir.

"disco kralı fransızca şarkı"
4 kelime de blogta var ama ayrı ayrı yerlerde :))

"ertan alpay"
Tanımıyorum :s

"facebooku bozdum"
Eeee naapiyim, bana mı sordun bozarken :s

"fransızca cümleler"
Öyle ararsan çıkmaz canım bir şey, ne aradığını söyle
yardımcı olalım..

"genç kız ahı"
Yorumsuz.. Hangi etiket, hangi yazı bu aramayı
buraya yönlendirdi bilmem ki :-/ Bulursam sileceğim
o etiketi :s
("Gasteci kızın ahı" başlığıymış, buldum.)

"gripken boğazdan kan gelir mi"
Geçmiş olsun, boğazını fazla tahriş edince gelebiliyor
sanırım,
sen yine de doktora danış bi

"grup maskara dükkana nasıl bir fotoğrafını
koyabiliriz"
Profilden hoş olur gibi, yine de sen bilirsin.

"gömü işaretleri"
???

"helden wir wie filmini izle"
Helden şarkısı yüzünden geldiniz buralara,
yorduk sizi de kusura bakmayın, aramalarınızda
"" kullanırsanız
daha verimli sonuçlar alabilirsiniz.

"heroes 03x05
heroes 03x05 angels & monsters"
Hep linklerim arasındaki heroes blogu yüzünden
geliyor bunlar :p Ben lost fanıyım oysa ki, gel
yardımcı olayım lost'la ilgili her konuda,
lost başlayınca da lost izleyicileri
gelecek aman ne güzell :))))

"heroes s03 e05 alt yazı"
Yaa sabırrrr

"idari işler amiri kadıköyde ne yapar"
Bilmem, ne yapar?

"ikiz misiniz"
Sabır yaaaaaa, google aracılığıyla da insanlar
sormaya başladı, hayır ikiz değiliz, benzemiyoruz
bileee :D

"insanlar buz gibi soğudum sen anlarsın"
İnsanlar, ben de buz gibi soğudum, anladım ben
seni merak etme.

"istiklal kar"
Doğru yerdesin :)))

"je t'oublierai ne demek"
Bende yazan o seninkinin olumsuz hali,
"jamais je ne t'oublierai" yazmıştım ben.
je t'oublierai seni unutacağım demek, benim yazdığımsa
seni asla unutmayacağım anlamına geliyor.
à la claire fontaine
diye bir çocuk şarkısında geçiyor bu, sevimli bir şarkı,
dinle istersen :p
"il y a longtemps que je t'aime
jamais je ne t'oublierai"

"josh holloway magnum çikolata reklam filmi izle"
Bence de izle, josh holloway'in olduğu herşeyi izle hatta,
o ne güzelliktir öyle bee :p

"josh holloway sensiz asla film video izle"
Hö :s

"kahve falı anlamları"
İnan ben de bilmem. Ayrıca fal filan hikaye, inanma
öyle şeylere...

"küçük çocuk patikleri"
Örgü modelleri paylaşmaya başlamalıyım sanırım :s

"kısmet açan kitaplar"
Gülmekten yerlerde sürünmeme sebep olan arama işte
budur, kısmet açan çiğköfte yüzünden geldiniz sanırım,
üzgünüm, kısmet açan kitapları bilmiyorum,
biliyorsanız siz yazın biz de
faydalanalım :p

Bunu okurken yaşanan diyalogu da yazmadan geçemeyeceğim.

sLn kişisi: zuhahahaha kısmet açan kitaplar aramasını gugıl
benim bloguma yönlendirmiş
anne kişisi: öyle bir şey biliyorsan oralara yazacağına
kendin kullan
Topluca kopuş :D

"kızlara ait düzleştiriciler"
Bunun benim anlamadığım feci bir anlamı olabilir,
inanın bilmiyorum, edepsiz bir anlamı varsa ki muhtemelen
vardır, işte tam olarak o anlam için kopyalıyorum :D
maksat uyuzluk, ben uyuz biriyim.

"lem nikodinovski"
Golemata voda yazısından dolayı geldin sen, hoşgeldin ama
pek ayrıntılı bilgi yok bende.

"lisenin ilk günü sözlük"
Ben bazen ekşi sözlük sonuçları çıksın diye aramamın
sonuna sourtimes yazıyorum, burdaki "sözlük" de öyle
bir şey mi acaba??? (başlığı tam bilmeyince ekşi sözlüğün
kendi araması işe yaramıyor.)

"mecidiye okulu"
Mecidiyeköy lisesi var elimizde olmaz mı?

"neşelenmek için yapılacaklar"
Ah cnm yaa hayatı internet olmuş bunun, google'da
aramadan bulamıyor nasıl neşeleneceğini :( Ama işin kötü
tarafı ben de bilmiyorum, bilsem kendim uygulardım zaten..

"nikah şekerinin üstüne isim yazma"
Evlilik konusuna çok takıldım bu ara, bunlar hep ondan geliyor.

"oğlak"
Efendim?

"schhhde nasıl film izlen"

Önce sayfaya giren, sonra "giriş"e tıklan lobiye giden, ordan
izleyeceğin filmin afişine tıklan, filmi izlen.

"schweppes kısa film festivali magnifique izle"
Bence diğerleri daha güzel, onları izle ;)

"sen"
Ben? Google'da "sen" diye arama yapıp aradığını bulmayı
başaran olmuş mudur? Hemen deneme yaptım,
sonuç sayısı 277.000.000

"sen ne anlarsın dostluktan"
Ben di mi? Doğru diyorsun hiç anlamam :((

"she renkli lens"
hehehe :)) Ölü balık demişimdir eğer lensten
bahsettiğim bir yazım varsa :D

"side order of life altyazı"
Yok be güzelim, cnbc-e'den takip ediyorum ben ;)

"side order of life soundtrack"
sanırım hoş şarkılar vardı, çok dikkat etmedim ama.
Bulunca bana da yollasana :p

"sinirlenen insan iyi düşünemez hangi atasözü aittir"
Anlamadı ben :s

"slnnn"
Efendim???

"sylvia'yı göremeyeceksem ışığın anlamı ne"
Bence de :(((( Gerçi sylvia isminde birini tanımıyorum
ama anladın işte sen...

"tayt giyen girl"
Hobaaa aramaya gel :D Tayt giyen girl :D Bir fotoğraf
ekledim,
taytlı görller vardı ama çok itici, elimizde tayt giyen itici
görl
var maalesef, seksi görl arıyorsan yanlış yerdesin ;)

"tek bir cümlede anlattım anlatacaklarımı sana ihtiyacım var"
Bana mı :s :D

"that was just a dream ne demek"
"bu sadece bir rüyaydı" demek. Şarkının gerisine odaklan
bence, ben de burasına takılıyorum hep, kabus gibi
çöküyor sonra üstüme...

"the nightmare before christmas türkçe altyazı online izle"
Online izlenen siteleri bilmiyorum ama elimde alt yazı var,
ilgilenir misin?
:p

"the pins stick farther in."
Tim Burton'un voodoo girl şiirinin son dizesi. Benim sevdiğim
çevirisinde "saplanıyor iğneler daha içeri" diye çevrilmiştir
ama benim elimdeki kitapta (istiridye çocuğun hüzünlü ölümü,
altıkırkbeş yayın mayıs 2007) "iğneler daha da derine batar"
diye çevrilmiştir.
Hizmette sınır yoktur ayrıca. Hani olur da bir daha gelirsen
yardımcı olayım
dedim.

"tikky girl dalga geçtik"
İyi etmişsiniz.

"umut sarıkaya bengay"
Fotoğraf çekilirken tuhaf tuhaf pozlar veren ve boynu tutulan
kızları internetten bulan, onlarla buluşup boyunlarına bengay
süren bir kahramanı vardı Umut'un. Ben de çok gülmüştüm..

"voodoo bebeği yapımı"
Eğer büyü yapmak için kullanacaksan onu bilmiyorum
ama eğlencesine yapacaksan al kumaşını, bezini azıcık pamuk
da doldururuz içine, gel yapalım :p

"voodoo şiirleri"
Ben bir tane biliyorum valla güzelim, kusura bakma :-/

"www.mustafasayan.com"
Tanımamak benim ayıbım, tanımıyorum beyefendiyi :(

"yağmur falı"
Google'da kim niye böyle bir arama yapsın? Ben kendi kendime
can sıkıntısından uydurdum böyle bir şeyi, yoksa gerçekten
var mı :s
(arama yaptım hemen, çıkan tek sonuç benim yazım.)

"çok güzel hareketler bunlar ersin tayt giymiş izle"
Çok güzel hareketler bunları izlemiyorum, sevmiyorum,
hatta geçen gün sayelerinde pencereden atacaktım tv'yi,
3 dk
boyunca kanal değiştiremedim, çin işkencesi gibiydi. Ama Ersin
tayt giymişse izlerim tabi :p (ersin kimdir yahu :D )

"ösym"
Deli'nin şarkısı var, ösym dötümü yeee diye

"şarkılardan alıntı hüzünlendirici eğlendirici cümleler"
Fantastik bir ifade olmuş, ne desem boş, pek şahane.
Ama bende yok :(

"19 mayıs nasıl kutlarız ingilizce anlat"
Böyle arayınca çıkıyor mu sahiden?

"2oo8 yazın disco parçası laaaa laaaa"
Disco? Ben? Hem de bir arada? :D

"atsam atılmıyor satsam satılmıyor dinle"
Olur dinlerim.

"aşık evlenince ayda bıktım soğudum"
Eşime aşıktım evlenince soğudum mu demek istiyor,
yoksa sosyal
mesaj kaygısı mı taşıyor bilemedim.

"bebek patiği anlamı"
Rüyasında görmüş bu.

"bir ülkenin coğrafyası o ülkenin kaderidir hakkında
kompozisyonlar"
Kompozisyon paylaşımı yapan siteler olduğuna ihtimal
vermiyorum,
gençler şanslarını deniyor herhalde.

"bıyık hangi yüzlere yakışır"
Bana yakışmaz herhalde, ama bence sana yakışabilir,
uzat sen.
Tabi bıyık tek başına hoş olmuyor bence sakalla bir arada
uzat.

"dalgalı saç modelleri"
Ben bilmem, benim saçlarım düz :)

"disko kralı birinci hafta konukları",
"disko kralı ikinci hafta" gibi aramalar..

"ev hanımı"
Hayalimdeki meslek.

"gebe kalan kişide belirtiler"
Hiç başıma gelmedi bilmiyorum.

"gülünce 32 dişi görünenler"
Benim görünmüyor :D

"kahve falı anlamları"
Çok mu bahsettim fallardan ne yaptım?

"kuaför taciz"
Yuh :s

"lost sawyer magnum çikolata reklamı izle"
İzle tabi, bütün güzellikler bir arada.

"pc başında can sıkıntısını gider"
Google bunun için beni mi tavsiye etti?
Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim.

"saçlarımı kestirdim"
Sıhhatler olsun.

"sen yoksun tadım yok yaşıyorum ama tadım yok"
Oldu mu şimdi bu sence?
"Sen yoksun
kokun yok
yaşıyorum ama
tadım yok"
olacak doğrusu ;) Zaten bana geldiğine göre doğrusunu
bulmuş ve
okumuş olmalısın. Yazmıştım çünkü.

"tayt şort kombinasyonu"
Gözümün önünde hiç hoş şeyler canlanmadı.

"yaşar ne yaşar ne yaşamaz"
İzle.

"kafam seninle güzel en derine çekince seni dünya bana özel!"
Google Zardanadamla ilgili aramaları bana yönlendirdiğin için
sana minnettarım :p Seviyorum Zardanadam'ı, onu.
kafam seninle güzelll, seninle güzeeeeeeel!!!