31 Aralık 2008 Çarşamba

2oo9


Yılları değil günleri yaşıyorum bir süredir. Ne yıllar önemli, ne aylar. Sadece günler var...

Ama bir yıldan başka bir yıla geçiş zamanlarında tüm algılarınızı kapatamıyorsunuz dünyaya.

2oo9;
Öyle ya da böyle geleceksin ya hani, gelirken güzel şeyler getir be!

2007'den 2008'den daha güzel bir yıl ol!

Çok büyük sürprizler beklemiyorum ama, olur belki be... Niye olmasın ki...

2010'a girerken "2009 ne kadar güzeldi be, inşallah 2010 da onun kadar güzel olur" diyebilelim.

Olmaz mı?

Olsun.

Neden olmasın ki?

Zevkle...

Alkol kullanmam, kokusundan dahi tiksinirim. O yüzden az sonra göreceğiniz şey katiyen bir reklam değildir, olamaz :)

Gazetede görmemle annemi korkutan bir kahkaha atmam bir olmuştur. Nette reklamı arayıp bulamadığım için koskoca gazeteyi küçücük tarayıcıya sığdırmaya çalıştım. Doğal olarak sığmadı :) Sığdıramadığım için de köşeleri almadım, bazı kısımlar havada kaldığı için net çıkmadı vs. Yine de görebileceksiniz, inanıyorum :D

Zevkle yapmışlar efendim.
Normalde cinsel çağrışım yapan reklamlara kıl olurum. (bkz: t-box reklamları) Ama buna güldüm bee :D
(alttaki yazıyı okuyabileceğinizi sanıyorum ama yine de "istanblue karpuzlu" reklamı olduğunu belirteyim...)

Bir mürebbiye adayının güncesi (7)

Bir şey söyleyememek ne kadar sıkıcıdır bilir misiniz?
Susmak zorunda olmak...
Koskoca bir yılımız birine bağlı olduğu için ağzının payını verememek!

Ekşiyecek yer aradığı belliydi zaten, gelmiyorsunuz dedi, hem biz hem diğer hoca itiraz edince ağız değiştirdi "öğrencilerle iletişim kurmuyorsunuz"a çevirdi bu kez.

Soramadık "öğrencilerle iletişim kurmak senin yaptığın gibi çocukları arkadaşlarının önünde rezil etmek midir" diye.

Soramadık "1.sınıf öğrencisine konuşuyor diye tebeşir atmak mıdır iletişim kurmak" diye.

Soramadık "sınıfta arkadaşıyla konuştuğu için 3. sınıf öğrencisini dışarı çıkartıp, yakasına yapışmak, duvara yapıştırıp azarlamak mıdır iletişim kurmak" diye.

Ben öğretmeninizin hatırı için stajyer kabul ediyorum dediğinde "sana ödenen parayı da kabul etmiyorsun o zaman öyle mi" diyemedik.

Olasılıklar:
1-Geçen seneki stajyerlerle yaşadıklarından dolayı okulun gözünde kötü duruma düştüğünün farkında ve şimdi kendisinin iyi olduğunu ispat etmeye çalışıyor.

2- Kompleksli. (bu olasılık falan değil, kesin bu.) 

3- Tüm küçük insanlar gibi o da egosunu böyle tatmin ediyor!

Bazı insanların içinin kötülüğü, çirkinliği sahiden dışlarına da yansıyormuş! 

Dilimizin ucuna kadar gelen kelimeleri yutmak adama koyuyor be! Koskoca bir senemizi bir gerizekalının kompleksleri yüzünden kaybetmek istememekte haklıyız elbet ama susmak insana çok kötü dokunuyor!

Aklı başında bir insan eleştiri kaldırabilir ama onun başında bir aklı var mı ki?! Bir öğretmen nasıl küçücük çocuklara böyle davranabilir ki? Öğretmenlik eğitimini bir kenara koyun, bir insan bunları yapar mı ufacık çocuklara? Aklı başında bir insan kendi yaptıklarını hiç düşünmeden başkalarına ahkam kesebilir mi bu konuda?

Bu kadar mı küçük? Her yaptığımıza kulp takarak mı yüceltecek kendini?

-Gelmiyorsunuz
-Hayır, geliyoruz
-Hıı tamam o zaman dur başka bir şey bulayım hah tamam öğrencilerle iletişim kurmaya çalışmıyorsunuz.

Sen bizim yerimize kuruyorsun ya! Dövüyorsun ya 7 yaşındaki çocukları, yetmez mi?!

30 Aralık 2008 Salı

savaş?

Gün boyu spam mailler gelip duruyor. Muhtemelen herkes aynı dertten muzdariptir. Genelde başlıklarına bakmadan silmiyorum, bazen normal mailler de spam kutusuna gidebiliyor çünkü.

Az önce yeni gelenlere bakıyordum, konu kısmında şöyle bir cümle dikkatimi çekti:

"Aşk savaşı için silahlarınızı hazırlayın"
(ingilizcesi tabi)

Savaş?!
Silah?!

Savaş mı sahi?
Ne çok şarkı, film, kitap var di mi böyle diyen?


Gayriresmi tatil!

Baktım ki kar tatili yapmıyorlar, ben de kendi kendime yaptım :)

Bugün sadece iki saatlik bir İngilizce dersim vardı, nşa gidiş-dönüş 4 saat civarı süren yolum kar yağışı sebebiyle daha da uzayacaktı. (7'de evden çıkıp 11'de okulda olduğumu bilirim kar yağışı yüzünden. Ders çoktan bitmişti tabi gittiğimde, hocanın hatrını sorup geri döndüm.)

Yarın staj var, stajı kendi kafama göre tatil edemem, o yüzden kar yağışı böyle devam ederse sevgili valimizin çıkıp "yarın İstanbul'da okullar tatil" demesini öyle çok istiyorum ki :)

Valiyi her görüşümde aklıma kar tatili duyurusu yaptığı günler geliyor, sevgi doluyorum. Halbuki sinir bozucu şeyler yaptığının farkındayım zaman zaman, ama kar tatillerini de o yapıyor be :p

Bu arada Taksimdeki kutlamalar iptal edilmiş. Orda yılbaşı kutlaması yapılması başlı başına bir hata. İptal sebebi Filistin'in bombalanması. Filistin bombalanmasa devam edeceğiz yani çağ dışı eğlencemize! Orda yılbaşı gecesi herhangi bir kutlama yapılmaması gerektiğinin herkes muhakkak farkında ama kutlamalara söven zihniyetin bir kısmı iptal edilince de "bak battı yılbaşı kutlaması hükümete" gibi zeka ürünü laflar edecek, orası da kesin. (her şeyi eleştirmeye programlanmış kıt zekalı bir topluluk vardır bilirsiniz, işte onlardan bahsediyorum. Bir şeyi yapmazsan eleştirirler, yaparsın, bu defa da yaptığın için eleştirirler. Var oluş sebepleri buymuş gibi...)

Güzel yurdumun ipsiz sapsızları meydanda içip içip turist kadınlara saldıramayacak yani bu yıl, aman ne üzüldüm ne üzüldüm!

kötüyüm, kötüsün, kötü

Bazı günler, bazı insanlar kötü bir şeyler yapıyorlar, hak etmediğine inandığım insanlara...
O günler bütün insanlıktan nefret edesim geliyor!

"Bütün insanlar kötü, iyi bile gözükseler kötüler, baksana neler yapıyorlar" diyorum kendime.
Biraz sinirim geçince iyi şeyleri düşünüyorum bu kez...

"Şunun, bunun ve onun kötü olması herkesin kötü olduğu anlamına gelmez. Bak şu, bu ve diğeri var, iyi insanlar onlar! Demek ki var iyi insanlar" demeye başlıyorum bu kez.

Kendime iyi insan örneği olarak gösterdiğim insanların da kötülükleri var biliyorum, görüyorum, duyuyorum ama insanlara bir şekilde güvenmeye devam edebilmek için yok saymak gerekebiliyor bazı şeyleri.

Sonra diyorum ki, "belki farkında bile değiller kötü olduklarının, kötü olarak görmüyorlar yaptıklarıını, hem kimbilir ben neler yapıyorum insanlara farkında bile olmadan..."

Yine de bazı insanların bütün insanlığa olan inancımı sarsmalarına karşı koyamıyorum. Birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu sansak da aslında o kadar aynıyız ki...

Oluyor mu size de böyle?
Oluyordur di mi?
Yoğun olarak düşünüyorum bu ara ben bunları.
Herkeste biraz iyilik biraz kötülük var diyoruz ya muhakkak, bazılarında yok be! Senelerdir tanıdığım bazı insanların bir tane bile iyiliğine denk gelmemiş olmam tesadüf mü sizce? Var mı tesadüf diye bir şey?
...

29 Aralık 2008 Pazartesi

Umrumda bile değil takvimler...

Epey zamandır bir yılın bitmesi başka bir yılın başlaması heyecanlandırmıyor beni.

Takvimde tek değişen şey bir sayıyken, koskoca şeyler beklemek bana çok anlamlı gelmiyor galiba. 31 Aralık'tan 1 Ocak'a geçişin 25 Şubat'tan 26 Şubat'a geçişten bir farkı yok benim için. O yüzden "bu yıl ıdı getirsin, vıdı getirsin, 2oo9 senin yılın olsun, yeni bir cebin olsun çalsın arayan hep o olsun" gibi dileklerim yok kimse için. (turkcell'in bu reklamı kadar beni etkilemeyi başarmış pek az şey var bu hayatta.) Genel olarak herkesin mutlu olmasını vs. isterim tabi ama her şeyi yeni bir yıldan beklemeye pek de gerek yok sanki.

Her taraf ışık ışıl olmuş yine, her dükkanın kapısında "hoşgeldin 2009" türevi yazılar...
Kırmızının her tonu...

Sıkılıyorum ben ya!
Keşke güzel şeyler olsa, keşke 2010'a girerken "2009 da ne güzel seneydi yahu" diyebilsek tabi ama... Ya bilmiyorum, aslında heyecanlı bir yapım vardır ama yeni yıllar beni heyecanlandırmıyor...

Sadece yeni yıllar mı heyecanlandırmıyor diye bir durup düşündüm şu an... Dışarıda kar yağıyor ve bu normalde beni deli gibi mutlu eden bir şey olsa da şu an umursamıyorum. Önümüzdeki hafta bugün benim doğumgünüm olacak. Ne yapsam, arkadaşlarımı nerde toplasam, neler yapsak diye düşünüp düşünüp "aman bee kim uğraşacak şimdi" diyorum :-/ Biri benim yerime halletse mutlu olacağım, halbuki ben kendi işimi başkasına yaptırmaktan nefret ederim. Hem başkasına yük olmayı sevmem hem de açıkçası güvenemem herkese.

2oo9'a uyuyarak girme planları yapıyorum.
O saatte uyuyamayacağımı da biliyorum.
Bunca yıl insanlar deliler gibi kırmızı şeylere saldırdılar, kırmızı kalpler, ayıcıklar, iç çamaşırları vs. vs. Ben umursamadım, zaten kırmızıyı da sevmem ya, acaba o yüzden mi her senem bir öncekinden daha sıkıcı geçiyor? Bütün iş kırmızıda mı? Kırmızı giyen güzel insanlar, faydasını gördünüz mü? Gördüyseniz paylaşın lütfen..

İnsanlar durmadan plan yapıyor yılbaşı gecesi için, ben daralıyorum. Kutlanası bir dünya gün var yıl içinde ama yılbaşı benim için bunlardan biri değil. Ciddi ciddi sevmiyorum ben 31 Aralıkları... Yılın herhangi bir günü için herhangi bir eğlence planı yapabilirim ama 31 Aralık için yapabileceğim tek plan "uyumak" olabilir.

Sene 2008'den 2009'a dönünce hayatımızda ne değişebilir bilmiyorum. Değişecekse hayat 1 Mart'ta da 1 Haziran'da da değişir. 1 Ocak'a özel anlamlar yüklemeye hacet yok.

Dünyada her şey biraz daha kötüye giderken, bir yerlerde birileri hiçbir suçları olmamasına rağmen öldürülürken, başka bir yerde birileri dünyayı umursamadan hoplayıp zıplarken ben dünyanın daha iyiye gidebileceğine inanmıyorum hem!

En az 2008 kadar sıkıcı olacağın, hatta belki de daha beter olacağın açık olsa bile hadi gel bakalım 2009. Ne numaraların varmış görelim...

Acaba ben görür müyüm???


sRkncım görüp göremeyeceğini merak ettiği şeyleri yazmış, mime çevirmek ve çevirmemek arasında da tereddütte kalmış, ben hemen çeviriyorum :p

sRkn'ın yazısı burada: http://srknnn.blogspot.com/2008/12/ben-grr-mym.html

Bunlar da benim görüp göremeyeceğimi merak ettiklerimden yazabildiklerim:

*Lost'un finalini

*Dan Brown'un Süleyman'ın Anahtarı'nı yayınladığını

*"Hayat ne güzel bee" dediğim günü

*Çocuk, çocuk, çocuk, çocuk:))

*Serkan'ın çocuklarının bana hala dediğini :p

*Heroes'un yeniden güzel bir dizi olduğunu, artık saçmalamayı bıraktıklarını

*Matematik, muhasebeye giriş, kambriyo uygulamaları, gümrük işlemlerinin muhasebeleştirilmesi gibi derslerden geçtiğim günü... (henüz sınavlarına girmedim, belki geçerim be.)

*"Ohh be hiçbir şey korktuğum gibi olmadı" dediğim günü...

*Kimseye açıklama yapmak zorunda olmadan konsere, maça gidebileceğim günü

*Johnny Depp'i :))

*"Yaa ben bu insanları seviyorum bee" dediğim sevgili dostlarımla (ki onlar kendilerini bilirler) sınavlar, işler ıdılar vıdılar olmadan rahat rahat her istediğimde görüşebildiğim günü

*Şahane fransızca konuştuğumu :p

*PVH'nin Fenerbahçeme teknik direktör olduğunu

*İnsanların benden abuk sabuk şeyler beklemedikleri günü

*"O kadar işkence çektik, hiç bitmeyecek sandık ama bitti bee" dediğimiz günü (okul)

*Büyüdüğümü 8-)

*Penceremin kenarındaki koltuğuma (şu an hayal ettiğim şekilde bir koltuğum yok ama bir gün olursa) oturup, huzurla çayımı içip kitabımı okuyabildiğim günü (bitki çayı ama ne çayı olduğuna karar vermedim henüz :) ya da verdim :) )

*Kimsenin birbirini yanlış anlamadığı, küçük hesaplar peşinde koşmadığı bir zamanı

*Geç olmadan aklımızın başımıza geldiğini

falan filan...

Görüp göremeyeceğimi merak etmekteyim ben.

Mim gitsin gitsin kime gitsin...






Besimi'ye
gitsin, istemeyen yazmayabilir her zamanki gibi :)


28 Aralık 2008 Pazar

Schhh 2

Schweppes kısa film festivaliyle ilgili daha önce bir yazı yazmıştım. Henüz Türkiye'de gösterilmeyen filmler olduğunu da eklemiştim yazıya. (bkz: şu yazı.)
O yazıya Arda'nın yazdığı yorumla Türkiye'den izleyemediklerimizi http://schhh.eu/shortfilms/ adresinden izleyebileceğimizi öğrendik. Az önce Signs'ı izledim ve bayıldım :)

www.schhh.com.tr 'de henüz yok Signs. http://schhh.eu/shortfilms/ İngilizce olarak izleyebiliyorsunuz ama çok ileri seviyede İngilizce bilmenize gerek yok, cümleler gayet basit. Ayrıca İngilizce alt yazı da var.

Yüzümde bir gülümsemeyle izledim sonuna kadar, bakın derim ben ;)

kanka dedim, aşkım dedi, aşkım dedim, kanka dedi... yeter be!

Örnek 1:
Geçen gün konuşuyorduk işte x'le, "gelecek misin aşkım" dedim. "Yok gelmeyeceğim aşkım" dedi, "tamam aşkım" dedim. Sonra akşam konuşuyoruz "yarın gidiyoruz di mi aşkım" dedi, ben de "aa ama aşkım sen gelmeyeceğim demiştin yaa ben de başka plan yaptım" dedim, "aşkım sen benim söylediklerimi dinlemiyor musun" dedi, ben de "olur mu aşkım öyle şey dinliyorum tabi ama sen gelmeceyeğim demiştin bana aşkım ben öyle hatırlıyorum aşkım" dedim, "tamam aşkım ya başka gün buluşuruz o zaman" dedi. Ben de "yok aşkım olmaz, ben şimdi kankamı arıyorum başka gün görüşürüz onunla aşkım, yarın seninle görüşelim aşkım." "Sonra ben ..... aşkım" dedim, o da "aşkım ......." dedi, "aşkım" dedi, "aşkım" dedim... (yazarken bile tiksindim :s )

Örnek 2:
"Kanka yarın ne yapalım" dedim, "sen ne yapmak istersin kanka" dedi, "bana her şey uyar kanka" dedim, "hadi söyle bir şey kanka ya" dedi, "sen geçen gün bir filmden bahsediyordun ya kanka" dedim, "evet kanka" dedi, "heh işte ona gidelim mi kanka" dedim, "aa olur kanka" dedi. "Başka kimlere haber verelim kanka" dedim. "X'e haber verme kanka ben onu sevmiyorum" dedi, "tamam kanka" dedim, "peki y'ye haber vereyim mi kanka" dedim, ben "kanka" dedim o "kanka" dedi.

Birbirinizle nasıl konuştuğunuz umrumuzda değil efendim bizim. Ben 3. kankadan ya da 3. aşkımdan sonra o konuşmadan kopuyorum ve dinlemiyorum! Dinliyormuş gibi numara yapma gereği bile duymuyorum, dönüp başkalarıyla falan konuşmaya başlıyorum. Yahu bu kadar sinir bozucu bir anlatış tarzı olabilir mi?

Anlatmaya başlarken olayda bahsi geçen kişileri bana zaten sayıyorsun, 3 kelimede bir tekrardan aşkım ya da kanka diye belirtmene gerek var mı? Ben ne kadar konsantre olursam olayım söylediklerine, bir yerden sonra bir halt anlamıyorum ki. Kankaları ve aşkımları atınca söylediklerinin yarısı gidiyor zaten. Hava israfı, kelime israfı bu yaptığınız.

Yukarıda anlattığım olaylar tamamen uydurmadır ama böyle konuşan çok fazla insan tanıyorum. "Biz birbirimizi çok seviyoruz hep aşkım diyoruz" ya da "biz o kadar yakınız ki hep kanka diyoruz" birbirimize mesajı mıdır verilmek istenen?

Eğer mevzu buysa;

1-Aşkım kelimesi kadar tiksindiğim başka bir kelime daha yoktur muhtemelen bu hayatta. "Ayy bak ne güzel" falan demiyorum içimden yani, sen "aşkım, aşkım, aşkım" diye anlattıkça ben içimden en fazla "ne zaman susacak bu salak" diyor olabilirim. Kılım efendim o kelimeye, kullanmadım, kullanmam, kullanmayacağım. Ayrıca tdk'ya "kullanımda olan kelimeler yeterli gelmiyor, sevgilime hitap ederken kullanacağım yeni bir kelime bulun" diye mektup yazan insan da ben değilim. Yeri gelmişken onu da belirteyim :) Benim kıl olduğum tek kelime "aşkım" çünkü. Gerisiyle bir problemim yok.

2-Kanka kelimesinin artık herhangi bir özelliği kalmadı ki, herkes herkese kullanıyor. Ayrıca herkes herkese kullanmıyor olsa bile sen böyle anlatınca "uvvv süper yaa, arkadaşlık böyle olur işte, kahretsin benim böyle arkadaşlarım yok" demiyorum ben. Birbirimize her saniye kanka demiyoruz, ya da anlatırken ben ona x diye hitap ediyorum o bana y diye hitap ediyor diye durmadan tekrarlamıyorum ama şahane arkadaşlarım var benim. Hatta birbirimize kanka demesek bile adım gibi eminim ki senin arkadaşlıklarından daha şahane arkadaşlıklarım var ;)
(sen diyip duruyorum ama böyle konuşan herkesten bahsediyorum, tek bir kişi değil ne yazık ki)

Deve dikenim dedim, böceğim dedi, yer fıstığım dedim, kaplumbağam dedi gibi her defasında değiştirenler var, çeşit olunca konuşma daha katlanılır oluyor. Benim özellikle dayanamadığım nokta 25 kelimeyle anlatılabilecek bir şeyin araya katılan aşkım veya kankalarla 50 kelimeye çıkması. Bak hava ve kelime israfının yanında zaman israfına da sebep oluyorlarmış...

"sLn anlattıklarımı dinlemiyor musun?" diye sormadan önce konuşmanızda geçen aşkım ve kanka kelimelerini saymanızı rica ediyorum. 2 cümlede 3 tane kullanmışsanız cevap belli:
"evet dinlemiyorum".
Arz ederim :)
Sevgiler :)

Kime aşık olurmuşum ben?

Mim gelmiş yine kapıma...

Prncfrn mimlemiş bu kez, test çözüp sonucunu buraya yazacakmışız. Hemen ilgilenelim o vakit...

Testimiz şurada. Ben de mimi dağıtacağım ya, "ee test nerede" demeyin sonra :p

Bakalım bakalım kimlere aşık oluyormuşum ben..

Çocuk Ruhlu

Yaşınız kaç olursa olsun siz kırılgan ve hassas bir çocuk ruhu taşıyorsunuz. İncinmekten ve kırılmaktan bu kadar çok korktuğunuz için sizi koruyabileceğini düşündüğünüz kişilere aşık oluyorsunuz. Örneğin karşı cinsten birisi bir şekilde sizin bir derdinize çare bulsa, size bir konuda yardım etse, o kişi sizin gözünüzde çok daha çekici biri haline geliyor. Karşınızdakinden hassasiyet beklediğiniz kadar siz de çok özenli davranıyorsunuz. Sizin bu özeninizi ve ince ruhunuzu anlayan biri karşınıza çıktığında mutluluk sizin için kaçınılmaz olacak.Demiş...Diğerleri belki daha uygun olabilir bilemem ama bu da bir derecede bana uygun sayılır. "Huzur" ve "birlikteyken kendini güvende hissetme" gibi şeylere önem verdiğimi sanıyorum.Gaza geldim diğer testleri de çözdüm hemen.Bu başkaları sizin hakkınızda ne düşünüyor testinin sonucu:Kibirli

Başkaları sizi dikkatle başedilmesi gereken biri gibi görüyorlar, dışarıdan ben merkezci, kibirli ve baskın karakterli olarak algılanıyorsunuz. Onlar, size özenip sizin gibi olmak isteyebilirler ama asla size güvenmezler ve sizinle ilişkiye girmekten kaçınırlar. Ama özgüveniniz o kadar yüksektir ki başkalarının dediklerine pek kulak asmassınız.


Bir önceki hayatımda kimmişim? (zerre kadar inanmam.)

Şarap Üreticisi

Bir önceki hayatınızda Güney Fransa’da üzüm bağları olan bir şarap üreticisiydiniz. Maddi açıdan varlıklı fakat bulunduğu çevreden hoşlanmayan biriydiniz. Bu nedenle sık sık kendi dünyanıza çekilir ve hayat üzerine bir filozof edasıyla düşünceler geliştirirdiniz. Hatta bu düşüncelerinizi yazıya döküp bir kitap halinde yayınlamayı bile düşündünüz fakat beklenmedik bir aşk macerası sizin hayata bambaşka bir gözle bakmanıza neden oldu ve daha önce yazdığınız ve düşündüğünüz herşey size yavan gelmeye başladı. Bu nedenle bu yazıları hiç bir zaman yayınlamadınız. Büyük aşkınızla hiç bir zaman evlenmediniz ama ömrünüzün sonuna kadar birlikte yaşayarak, hayatınızın tadını doya doya çıkardınız. Ölümünüzden sonra sevgiliniz sizin yazılarınızı evin bir köşesinde buldu ve her akşam sizinle konuşur gibi hissederek o yazıları tekrar tekrar okudu.(çok güldüm buna)Evliliğe hazır mısınız?

Düğün gününün hayaliyle yaşıyorsunuz

Siz sanki küçüklüğünüzden beri evleneceğiniz anın hayaliyle yaşıyor gibisiniz, kafanızda herşey net, ideal bir düğün nasıl olur, ideal bir eş neler yapmalıdır tüm bunların hepsine hakimsiniz. Adeta evlilik için gerekli bütün donanımlara sahipsiniz. Evliliği tek başına önemsediğiniz kadar “evleneceğiniz kişinin” kim olacağını da önemsiyor iseniz mutlu olmamanız için hiç bir neden yok. Ama şayet evliliğe bu kadar odaklanmışken kafanızdaki bu evilik oyununda başrolün kim olacağını unutup herhangi bir figüranla yola devam edebileceğinizi düşünürseniz, yanılırsınız. Evliliğe, düğüne, kavramlara, detaylara bu kadar takılmayın ve sadece doğru kişinin kim olacağına odaklanın.
Gerçekten mutlu musunuz?

Olmasını istediğiniz gibi bir hayatınız var ve çok mutlusunuz

Hayatınızdan kesinlikle çok memnunsunuz, her günün size yeni birşeyler getirebileceğine inanıyorsunuz. Küçük şeylerden mutlu olmayı başarabiliyorsunuz ve istediklerinizi saplantı haline getirmek yerine sahip olduklarınıza şükür ediyorsunuz. Herşey her zaman istediğiniz gibi gitmesede bunu çok büyütmüyorsunuz ve geleceğe umutla bakmayı başarabiliyorsunuz.(testlerin güvenilirliğini tamamen kaybettiği nokta tam olarak burası!)bu kadar yeter :)Gönderelim gönderelim kime gönderelim?!MischiefRed PharosCartmantrMelankolik deliYazmamak serbest :) (sadece ilk test mimin konusu, ben gaza gelip diğerlerini de yaptım ama bana uymak zorunda değilsiniz elbet :) )

27 Aralık 2008 Cumartesi

Keşanlı Ali Destanı

Aralık ayının tiyatro için kapanışını "Keşanlı Ali Destanı"yla yaptık bugün. Kadronun zenginliğini görür görmez izlemeye karar vermiştik, iyi etmişiz :)

Kimler yoktu ki oyunda...
Önce benim favori oyuncularım: Serdar Orçin, Arda Aydın, Tuğrul Arsever, Aslı Aybars geçen hafta Kırmızı Pazartesi'de izlediğimiz ve favoriler arasına daha şimdiden giren Murat Garibağaoğlu.

Yine şahaneydi, yine çok keyifli 3 saat geçirdik. Ocak ayı boyunca tiyatroya gidemeyecek olduğum için bugün pek çıkmak istemedim açıkçası tiyatrodan :)

Oyuncular:

Hidayet: Can Ertuğrul
Şerif Abla: Hikmet Körmükçü
İzmarit Nuri: Murat Garibağaoğlu
Derviş Dayı: Münir Kutluğ
Beşvakit Niyazi: Hakan Arlı
Zilha/Nevvare: Meriç Benlioğlu
Şişman polis: Osman Gidişoğlu
Zayıf polis/şöför: Ali Gökmen Altuğ
Çakal Rüstem/Sarhoş/Rasih/Lütfiye: Tuğrul Arsever
Teke Kazım/Bülent Onaran/Resmiye: Çağlar Yiğitoğulları
Kürt Sabri/Ahsen/Raziye: Eraslan Sağlam
Sipsi Selim: Savaş Barutçu
Keşanlı Ali: Engin Alkan
Gazeteci/profesör: Uğur Arda Aydın
İhya Onaran: Sükan Kahraman
Madam Olga: Rozet Hubeş
Filiz Onaran: Ceren Kaçar
Politikacı: Ertuğrul Postoğlu
Suhandan Gülperi: Aslı Aybars
Gelin: İrem Arslan
Kondulular ve zenginler: Kahraman Acehan, Rozet Hubeş, Ertuğrul Postoğlu, İskender Bağcılar, Çiğdem Gürel, Tuğrul Arsever, Eraslan Sağlam, Uğur Arda Aydın, Çağlar Yiğitoğulları, Aslı Aybars, Çağrı Özgür Hün, Özge Midilli, Volkan Ayhan, Reyhan Karasu, İrem Arslan, Serkan Bacak, Murat Güreç, Murat Üzen, Hamit Erentürk.

Harikaydı, harikaydı, harikaydı!

Salonu bilir misiniz bilmiyorum ama oldukça büyüktür. Bütün koltuklar doluydu, hatta bütün merdiven boşlukları da doluydu :) (statta ceze yeme sebebi de olsa tiyatroda güzel bir şey!)

Salonun en arkalarında bir teyze vardı, güleceği anları ayarlamakta zorlandı biraz. O kadar da hoş bir kahkahası var ki, sahnede olan şeye bütün salon gülüyor, salondakiler susuyor, teyze gülüyor, bu defa bütün salon teyzenin gülüşüne gülüyor :) Her salona lazım bu teyzelerden bir tane :)

Teyzenin ilk kahkahalarına sahnedekiler de koptular ama idare ettiler, oyunun sonlarına doğru teyze yine kahkahasıyla koca salonu inletti. Meriç Benlioğlu'yla Engin Alkan vardı sahnede, bu defa kendilerini tutamadılar tabi, Engin Alkan Meriç Benlioğlu'na "bir kahkaha savur göklere" diyip teyzenin gülüşünü taklit edince salondaki herkes tepine tepine gülmeye başladı :D

Bütün hafta somurtarak yaşıyorum, haftasonu gidip Sadabat sahnesinde bir haftalık gülüyorum ben :) İzlediğimiz oyun dram dahi olsa tiyatronun havasından mı suyundan mı bilmem, keyfim yerine geliyor :)

Ocak ayı süresince dünyanın en suratsız insanı olursam bilin ki tiyatroya gidemeyişimden :-/

Kafalarında yarattıkları kahramanlarını yere göğe sığdıramayan arkadaşları için Keşanlı Ali'nin söylediği bir sözle bitirelim:

"İnsanın eski huyu kendine hep bir put yapar. Oldum bittim böyle bu. Kendi yapar, kendi tapar..."


Beni yok edeceksin! -2-

imeem'den sabah 5'te mail gelmiş şarkınız upload edildi diye...

Buyrun:

Beni yok edeceksin!

Güne ne şekilde başlarsam başlayayım gecenin sabaha dönmeye başladığı saatleri hep aynı şekilde karşılıyorum birkaç gündür...

Sandalyemde küçülüyorum, küçülüyorum, Daniel Lavoie söylüyor, ben dinliyorum...

Şarkımızın adı "tu vas me détruire", "beni yok edeceksin". Tek kelime Fransızca bilmeseniz bile dinlerken söyleyenin çaresizliğini hissedebileceğinizden eminim.

Şarkı yaşanarak nasıl söylenir?
Böyle!

Notre Dame de Paris müzikalinde Frollo söyler bu şarkıyı. Canlı canlı dinlemedim elbet, söylermiş diyelim o zaman. Youtube'la idare ediyoruz şimdilik :-/

Winamp bu şarkıya geldiğinde diğer bütün şarkıları playlistimden çıkarıyorum ve bu şarkıyla devam ediyorum geceye... Nereye kadar gidebilirsem. Başlayınca bırakılmıyor da, öyle tuhaf bir şey.

Hatırlamadığım bir yerde sadece ismini görmek yetmişti şarkıyı dinlemek istememe... Gün gelip de fransızca bir şarkı için yazı yazacağım tabi ki aklıma gelmezdi :) "Bu da oldu 2" başlığıyla mı yazmalıydım bilmem ki...

Gece için planlar yapıyorum, "film izlerim", "yarım kitabım vardı onu bitiririm", "Edebiyat ödevi için araştırma yapmaya başlarım", "rapor için notlar alırım" vs. Sonra Daniel Lavoie söylemeye başlıyor, bütün planlar yalan oluyor... Geriye bir tek "Tu vas me détruire" ve dağılmış bir sLn kalıyor...

Şarkının sözleri:
cet océan de passion
qui défer le dans mes veines
qui cause ma déraison
ma déroute, ma déveine
doucement j'y plongerai
sans qu'une main me retienne
lentement je m'y noierai
sans qu'un remords ne me vienne
tu vas me détruire
tu vas me détruire
et je vais te maudire
jusqu'à la fin de ma vie
tu vas me détruire
tu vas me détruire
j'aurais pu le prédire
dès le premier jour
dès la première nuit
tu vas me détruire
tu vas me détruire
tu vas me détruire
mon péché, mon obsession
désir fou qui me tourmente
qui me tourne en dérision
qui me déchire et me hante
petite marchande d'illusion
je ne vis que dans l'attente
de voir voler ton, jupon
et que tu danses et tu chantes
tu vas me détruire
tu vas me détruire
et je vais te maudire
jusqu'à la fin de ma vie
tu vas me détruire
tu vas me détruire
j'aurai pu le prédire
dès le premier jour
dès la première nuit
tu vas me détruire
tu vas me détruire
tu vas me détruire
moi qui me croyais l'hiver
me voici un arbre vert
moi qui me croyais de fer
contre le feu de la chair
je m'enflamme et me consume
pour les yeux d'une étrangère
qui ont bien plus de mystère
que la lumière de la lune
tu vas me détruire
tu vas me détruire
et je vais te maudire
jusqu'à la fin de ma vie
tu vas me détruire
tu vas me détruire
j'aurais pu le prédire
dès le premier jour
dès la première nuit
tu vas me détruire


Ben bu kafayla çeviri yapamayacağım için çeviriyi de ekşi sözlükten aşırıyorum:

beni yok edeceksin

damarlarımda yüzen
beni aptala döndüren, perişan eden
üzen ve bunaltan bu tutku okyanusuna
yavaşça dalacağım,
bir el beni tutmadan
yavaş yavaş boğulacağım
hiç pişmanlık duymadan

beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
ve seni lanetleyeceğim,
yaşamımın sonuna kadar

beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
bunu tahmin edip söyleyebilirdim
ilk günden beri,
ilk geceden beri
beni yok edeceksin
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin

günahım, saplantım
aklımı bulandıran çılgın arzu
benimle acı acı alay eden
beni parçalayan ve benimle düşüp kalkan
küçük düş satıcısı
sadece eteğinin uçuşmasını
ve seni dans edip şarkı söylerken görmenin
beklentisiyle yaşıyorum

beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
ve seni lanetleyeceğim,
yaşamımın sonuna kadar

beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
bunu tahmin edip söyleyebilirdim
ilk günden beri,
ilk geceden beri

kış mevsimi olduğumu sanan ben,
yeşillenmiş bir ağacım işte
demir olduğumu sanan ben,
vücudun ateşine karşı
kendi kendimi yakıyor ve tüketiyorum
ayışığından daha gizemli gözlere sahip
yabancı bir kadın için...

beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
ve seni lanetleyeceğim
yaşamımın sonuna kadar

beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
bunu tahmin edip söyleyebilirdim
ilk günden beri
ilk geceden beri

Şarkıyı imeem'de aradım, bulamadım, upload etmeye çalıştım, her nedense upload edilmeye başlıyor ama bir türlü bitmiyor... Biz kendisiyle pek sevmedik birbirimizi.
Youtube'la idare edelim:


tunnel'den girecek olanlara:
http://www.youtube.com/watch?v=K5St9zF849o

Bir de rapidshare:
http://rapidshare.com/files/177065828/daniel_lavoie_-_notre_dame_de_paris_soundtrack_-_tu_vas_me_detruire_2_.mp3.html

müzikalin dvdsini nereden alabileceğimi bilen varsa bana söylesin lütfen :( ya da haftaya doğum günü sürprizi olarak da kabul edebilirim :P Filmden bahsetmiyorum ama müzikalin dvdsini arıyorum özellikle, gören, duyan, bilen varsa bana bir haber etsin lütfen...

26 Aralık 2008 Cuma

Kendini gerçekleştirme

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisini bilir misiniz? Bilmiyorsanız buradan buyrun, biliyorsanız okumaya devam edebilirsiniz.

Mim gelmiş Persona non grata'dan. Maslow'un üçgeninin en tepesinde yer verdiği kendini gerçekleştirme evresi mimimizin temelini oluşturmakta. Kendini gerçekleştirme kriterlerine göre kendimizi bir incelememiz istenmiş. Yolun neresinde olduğumuza bakmaya çalışalım bir:

*"Gerçekçi, yaratıcı, empatik ve doğaldırlar, ulaşılabilir hedef koyarlar."
Hımm, sırayla gidelim bakalım.
"Gerçekçi" benim için kullanılabilecek sıfatlar arasında en son sıralarda olabilir ancak. Her şeye gerçekçi yaklaşmaya çalışan insanlardan da pek haz etmem galiba. Aşikar olan gerçekler var, kabul, ama değiştirilmesi mümkün olmayan pek bir şey de olduğunu düşünmüyorum.

"Yaratıcı" sayılabilirim.

"Empatik" olmaya çalışırım ama ne derece başarılı olurum işte onu bilemem. Yine de karşımdaki özellikle önem verdiğim biriyse elimden geleni yaparım bunun için.

"Doğal" olduğumu sanıyorum.

"Ulaşılabilir hedef koyarlar", sanırım bu da uygundur. Çok yükseklerde gözüm yok :p

*"Bağımsızdırlar, özel yaşama önem verirler."
Bağımlı da sayılabilirim bağımsız da. İkisinin arasındayım herhalde. Ama durduğum yerden memnumum.
Özel yaşam önemlidir.

*"Kültürün ve toplumun beklentileri doğrultusunda hareket etmezler."
Duruma göre değişir. Kendimle ilgili aldığım kararlar toplumun benim çevremi oluşturan kısmının beklentilerinin tam tersi olur genelde. Konu kendimle ilgili karar almak dışında bir şeyken ise fazlasıyla önemserim diğerlerinin ne düşündüğünü ne hissettiğini.

*"Doruk yaşantıları vardır"
Doğrudur.

*"Az sayıda insanla çok derin ve anlamlı ilişkilere sahiptirler"
Bu da doğrudur. Görünüşte insan sayısı fazla olabilir ama aslında çok çok azdır sayı. Ama sLn'den başka kimse bilmez tabi.

*"değerleri ve tutumları demokratiktir"
Elimden geldiği kadar...

*"Kendilerini olduğu gibi kabul edip severler."
sLn kendini olduğu gibi kabul etmez, kafasında hep daha iyisi olur. Değer verdiği insanların beklentilerini daha çok karşılayabilen bir sLn olması da önemlidir. Pek başaramaz aslında ama sürekli uğraşır kafasında çizdiği modele biraz daha yaklaşmak için.

*"Mizah anlayışları felsefi ve dostçadır."
Hımmm... Bir ölçüde doğru sayılabilir ikisi de.

*"Gereksiz kaygılar yaşamazlar"
Her türlü gereksiz kaygıyı yaşarım. Ortada hiçbir şey yoksa kendime kaygılanacak konu bulurum, bulamazsam uydururum. Hayatımın en iyi, en güzel dönemlerinde bile kaygılarım olmuştur, olacaktır.

*"Başkalarını olduğu gibi kabul edip severler."
Her zaman değil. Kişisine göre değişir diyelim ya da...

*"Probleme değil çözüme odaklıdırlar"
İkisiyle de uğraşır sLn, çözümü ararken problemin beynini yemesine de engel olmaz, olamaz. Belki de motivasyon oluyordur problemin de beynimi durmadan rahatsız etmesi, bilemem.

*"Amaçlarla araçları ayırt ederler."
Buna da "her zaman değil" diyelim.


Go go power rangers!

Dün bir şeyler düşünürken yine ipin ucunu kaçırdım, kendimi power rangers düşünürken buldum :s 11 yaşıma dair hatırladığım en önemli şeydir Power Rangers.
Biraz zorlayınca isimleri de hatırladım :) Çok abuk bir yerinde kalmıştı, sonunu görememiştik. RTÜK sakıncalı bulmuştu, "power rangers isimli dizi yayından kaldırılana kadar show tv'nin yayınına ara verilmiştir" yazısını gördüğüm anı bugün gibi hatırlıyorum :s İşin tuhaf tarafı 1-2-3 gün gibi bir kapatma cezası verilmemesiydi. "Yayından kaldırılana kadar". Zaten akşam üzeri de yayını açmışlardı.


Fotoğrafta gördüğünüz gençlerden en baştaki aslen siyah ranger olsa da bu bölümlerde yeşermiş olan "Adam", yanındaki Aisha, "kırmızı ranger" daha önce yeşil ve beyaz rangerlar olarak da karşımıza çıkmış olan renkli ranger Tommy, pembe ranger katherine, ve eski kırmızı ranger rocky, burda o da lacivert olmuş. (bir tek rocky'nin ismini hatırlayamadım, google sağolsun buldum.) Bunlar dizinin ilk kadrosu değil tabi, ama benim favori kadrom buydu :P

Evcilik, öğretmencilik vs. gibi oyunların yanına biz de bir oyun eklemiştik zamanında. "Power Rangersçılık" :s İsminden de anlaşıldığı üzere herkes bir ranger oluyor, dövüşüyoruz. İşin tuhaf tarafı erkekler kesinlikle Power Rangers muhabbetlerine katılmıyor, bütün olay kızlar arasında :D

Oyun şöyle oynanıyor: Sınıfın daha cazgır kızlarının ranger olmasına kimse bir şey demiyor. Pembe ranger oluşuma bakılırsa sınıfın en cazgır kızı da benim zira pembe ranger bütün kızların hayran olduğu kişilik, bense pembe ranger olurken Tommy karakterinin pembe ranger'a olan aşkıyla ilgileniyorum daha çok :D Ara sıra da başka birinin Tommy olmasına katlanamadığım için "beyaz ranger olucam ben!" diyorum, bu da kabul ediliyor :)

Sınıfın daha sessiz sakin kızları şu an isimlerini hatırlayamadığım tuhaf yaratıklar rolündeler oyunda. Rita ve kocası Lord Zedd'in gri giyinmiş maskeli adamlardan oluşan tuhaf bir ordusu var. (imdb "putty patroller" demiş onlar için, sallamayayım, hatırlamıyorum çünkü.) Başlarına ne gelirse gelsin bitmiyor onlar, her bölüm yenileri çıkıyor. Önlerinde de bir yuvarlağın içinde şu an ne olduğunu anımsayamadığım bir harf yazıyordu. Peki biz ne yapıyoruz? Siyah önlük üzerine beyaz tebeşirle harf yapıyoruz... Sonra da oyun başlıyor işte. Onlar bize saldırıyor, biz Rangerlar olarak dünyayı kurtarıyoruz :D

Şurada çocukluk aşkımdan bahsetmiştim. Sıra geldi ikincisine :) Buyrun, Jason David Frank: (vesikalık fotoğraf herhalde :D )"Bu ne beee" diye sormayın, şimdi ben de bakıp bakıp gülüyorum, ama o zaman 11 yaşındaydım :D Rüyalarımda power rangers oluyorum, dünyayı kurtarıyoruz Tommy'le o dönem biz, bildiğiniz gibi değil yani :D Ciddi ciddi dizidekilerin gerçek olduğunu ve benim de onlardan biri olduğumu sık sık görüyordum o zamanlar rüyamda :D Ayrıca henüz ingilizce öğrenmeye başlamamışken ingilizcedeki ana renkleri bilme sebebim de bu dizidir :) Bu arada gerçek isimleri imdb'den kopyaladığımı itiraf etmeliyim,o kadarını da hatırlayamam ki di mi :)

Okulun salakları vardı, Bulk ve Skull. Şimdi imdb'de görünce hatırladım. Ya kızları etkilemeye çalışırlardı "biz ranger'ız" diye ya da power rangerların peşinde dolaşırlardı kimliklerini öğrenebilmek için ama beceremezlerdi.

Buyrun toplu bir görünüş: (Tommy'ye kırk kere insanlara hareket yapma dedim, yine bildiğini okuyor. Sizce beyaz ranger bu resimde ne yapıyor?)

Ben o günkü bölümde olanları yazardım o dönem günlüğüme, hatta bir de Tommy için akrostişler yazdığımı itiraf etmeliyim :) Çok aşıktım çooook :p Ama o aşk aramıza başka bir kadının girişiyle bitti. Buyrun işte o kadın:

Bunun için terk edildim ben 11 yaşındayken :( Değer miydi Tommy hı? Değer miydi? O da bastı gitti, seni bıraktı ilerleyen bölümlerde, oh olsun sana, alçak adam! (bu da pembe ranger kimberly. amy jo johnson)

Buyrun bu da toplu bir görünüş daha. Bu fotoğrafta bütün genç kızların sevgilisi Jason da kırmızı t-shirt'üyle yer almakta. Ben de fotoğrafta da giydiği yeşil t-shirtü üzerinden çıkarmayan zibidi kılıklıya aşığım işte. Elleri belinde olan elemana da bir arkadaşım aşık. Aylarca "itiraf et sen de rangerların birine aşıksın" demiştik, inkar etmişti, bir gün ağzından kaçırdı :s



Burda da grubun ilk halini görüyoruz, Zack var, billy var, jason var, triny var. Billy'nin bacakları kızların ikisinden de güzel bu arada, bakar bakmaz dikkatimi çekti :p
veeeee genç kızların sevgilisiiiiiiii jasoooooooon :) Austin St. John:
Kendisine arkadaşlarımdan birkaç tanesi aşıktı, az önce sevgili kardeşime de sordum, o da aşıkmış. Kötü haber kızlar, sizinki porno işine girmiş :-/ "gay porn" yıldızı olmuş kendisi, "man-on-man action" diyor sitede ama ben bilmem. (hah şimdi google bütün pornocuları bana gönderecek yine :s ) Gerçi "ne kötü haberi be, çocukluk aşkımızı bir de büyümüş halimizle çıplak görelim" derseniz bilemem. Belden yukarısını gördüm, 3 tane jason çıkar ordan, kas olayını abartmış kendisi. (belden yukarısı diye açıklama yapma sebebim adamın porno işine el atmış olması. Fotoğraf gördüm sadece, filmini bulup izlediğim sanılmasın diye açıklama yapıyorum, halbuki ne gerek var açıklamaya aaaaaa :D )

Dedik ya Kimberly Tommy'i bıraktı gitti diye, yerine gelen yeni pembe ranger Katherine:
Türkiye'de yayınlanmayan bölümlerde Tommy ve Katherine'in evlendiğini, çocukları olduğunu, çocukların da rangerlar alemine daldığını okudum bir sitede, ne derece doğrudur bilemem.

Dedim ya Tommy başka bir kadını tercih edip gitti diye, "eeeeeh bee, sen beni istemiyorsan ben de seni istemiyorum" dedim, başka birine aşık olmaya karar verdim. Doğru okudunuz, "karar verdim" :) Kimi seçsem kimi seçsem diye baktım ve Adam'ı seçtim :) Buyrun bu Adam:
Johnny Yong Bosch imiş ismi. Klibinde tamirci olan erkeklerden sonra Johnny isimli erkeklere de özel bir ilgim olduğunu sanıyorum. Araştırmalı bunu.(bkz. an itibarıyla aşık olduğum johnny depp. 10 yıl sonra da "huhahahaha johnny depp'e aşıktım yaa inanabiliyor musunuz" derim belki. Der miyim? Bence mümkün. Ama o gerçek olamayacak kadar güzel yaa demem onun için bir şey :p )

Ne yapmalıyım, hangisini seçmeliyim diye ne kadar zaman düşündüğümü ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Duyan da ikisi birden bana aşık ve benim aralarında seçim yapmam gerekiyor sanacak :)) Şimdi ikisinin fotoğraflarına bakıyorum da, Adam'ı seçmekle mantıklı bir tercih yapmışım :p (adamları tanımadığımı düşünürsek sadece dış görünüşlerine aşık olmam normal. Zaten 11 yaşındayım, o yaşta tipe bakıp aşık olmayı geç genel olarak aşık olmam bile tuhaf!)

Power Rangerlar mutlu günlerinde. Kumanda merkezi dedikleri yerdeler:


Kimberly de parmak kadar kızmış, aşk olsun yaa, bana yapılır mıydı ulan bu?! Ah ettim ya arkasından o da terk edildi işte, oh olsun :D (kendini iyice kaptıran insan modeli) Normalde beni üzen kimseye beddua etmem, ah etmem vs. Zaten beddua etme huyum da genel olarak yoktur. Ama dizideki aşkım beni bırakıp başkasını seçerse ona ah ederim işte :)

Bu ara sık sık yaptığımız gibi geçmişi hatırladık, ben hatırlarken çok eğleniyorum :) Dönüşüm geçirirken söyledikleri kelimelerin neler olduğunu bulmayı isterdim ama bulamadım. Ninja ranger olunca ayı gücü, bilmem ne gücü demeye başlamışlardı ama ben ilk dönem ne dediklerini bilmek istiyorum. Yazılı olarak görmediğimiz için, duyduklarımı da abuk sabuk anlamış olduğum için aklımda tuhaf kelimeler var. "postedon, tayrodasi, tayretops, seybırtud kaplanı ve tirannazorus" şeklinde :D tirannazorus olarak anladığım şeyin "tyranasours" olduğunu tahmin ediyorum ama diğerlerini hiçbir şeye benzetemiyorum :)) Zaten yanlış anlıyor da olabilirim.

Şu yazımızda durup dururken manyak olmadığımızı anlatmıştık, power rangers da bizi manyak yapan şeylerden biridir. Anlatırken gülüyorum, bir yandan utanıyorum. Sonra da "amaaan be çocuktuk işte, herkes çocukluğunda yapar böyle şeyler." diyorum. Şu anki haliyle ve zevkleriyle doğmuş, hayatı boyunca aynı çizgide devam etmiş insan var mıdır hem? Hı? Yoktur bence :)

go go pawıııır rencıııırs
go go pawııır rencıııırs
mayti morfiiin paaawııır rencıııııırs

24 Aralık 2008 Çarşamba

Bir mürebbiye adayının güncesi (6)

Uzun bir aradan sonra geri döndük veletlerimizin arasına :)
Sanırım özlemişiz ve sanırım sırf bu yüzden benden öğretmen olmaz. Otorite falan sağlayamam ben. Evcilik oynarız çocuklarla :-/

2. sınıflarla birlikte film izledik bugün. Filmin tamamı Fransızca olduğu için onlar da biz de anlamakta zorlandık :p İki sınıf bir araya toplanmıştı film için, içeride 50 civarı çocuk var, hepsi 8 yaşında. Ekranda komik bir şey gördüklerinde öyle bir kahkaha atıyorlar ki "hayatımın sonuna kadar çocuklara film izlettirip aralarında oturabilirim" diyorsun :) Canınız sıkıldığında küçük bir çocuğu alın, bir çocuk filmine gidin birlikte ve onun kahkahalarını dinleyin. Daha güzel bir terapi olamaz...

Öğrencilerden biri "öğretmenim ya bakar mısınız, benim yazdıklarım doğru ama öğretmenimiz çok az puan vermiş" diye şikayete gelince sen asıl gel bizimkileri gör diye başlayacaktım anlatmaya ama çocukların daha bu yaştan psikolojisini bozmayayım dedim. Ayrıca ne diyeceğimi de bilemedim zaten :) "Canım ben bilemem öğretmeniniz neye göre puan veriyor, o gelsin onunla konuş olur mu ıdı vıdı"

Antoine'ı özlediniz biliyorum, Antoine iyi,  Türkçe konuşmaya vs. çalışıyor. Biz hâlâ kendisini görünce panik oluyoruz. Stajın son günü çikolatamızı-çiçeğimizi alıp Allahın emri peygamberin kavliyle kendisini müdürden istemeye karar verdik, daha doğrusu teklif bir arkadaşımızdan geldi, isim vermeyeceğim :p Şansımızı deneyeceğiz, sonra da Antoine hangimizi seçerse artık :p

Yılın ilk karı yağarken 4.sınıflarla sınavdaydım, kışı böyle karşılamış olduk.. Değişik oldu. Keyifli bir gündü ama ben keyifli değilim galiba bugün :) İki şarkıya takıldım, bir onu bir onu dinliyorum, canıma okudular :((

Sevgiler saygılar...

gugıl analitiks 3

Can sıkıntısından kurtulmanın en güzel yolu! gugıl analitiks! Kayıt olun, sıkıldıkça girin okuyun, okutun :D Bakalım en son yazdığımdan beri neler düşmüş buraya:

*"almanca çeviri müzik dinliyorum"
cümlenin almanca çevirisini mi istiyor, almancada çeviri müzik diye bir şey var onu mu dinliyor anlaşılmıyor ki bu cümleden :D

*"anladım ki bu sevgi kocamaaaaan bir yalanmış"
zamanında anlamışsan ne mutlu sana!

*"aşk tutulmasında arada kullanılan müzik"
Bertuğ Cemil-Yağmur 8-)

*"ben ten 10 büyüdüğü hali"
Ben de öyle dedim zamanında ama inanmadılar !?

*"bugünün yarınları var sen hoşçakal fransızcasını kim söylüyor"
Mina Mazzini'ye aitmiş orijinali ama o İtalyan. Fransızcasını kim söyler ben de bilmiyorum.

*"burdan bak bir kendine anlardın hemen derdim ne"
gel burdan bak kendine
anlardın anında
derdim ne kendimle
nasıl geldi bu hale..
olmasın o?

*"cuma gününden sonra pcye virüs giriyormuş"
Deme yau!

*"delilik belirtileri"
benimle 3 gün geçirmek ister misin? Fazlasına gerek yok, tüm belirtiler için 3 gün kâfi.

*"deteste fransızcada ne demek"
detester nefret etmek demek.

*"güzelim blogspot"
blogspota mı asılıyorsun?

*"insanları uyuz edecek laflar"
karşındaki insana bağlı

*"jeux d'enfants soundtrack laa laa laa"
la vie en rose'u mu arıyorsun? laa laa laa ne?

*"karamelli lipton"
şahane.

*"kimse yoktu ki kimse olmasın"
anlamadı ben.

*"kışlıkları nasıl kaldırmalıyım"
bunu da mı google'a soruyorsun? E yuh artık!

*"konuşurken yüzüme bakamıyor"
Ağlarım ama!

*"köpek çiftleşme videoları"
sapık mısın diyeceğim ama cevap belli.

*"magnum reklamı jonny deep"
ben yıllardır arıyorum, hem de johnny depp'i doğru yazarak arıyorum, bulamıyorum. sen jonny deep yazarak mı bulacaksın?

*"msn kişi listemde listesinde olmadıklarımı nasıl görücem"
araçlar, seçenekler, gizlilik, sağ tıkla, sil aktifse geçmiş olsun.

*"oğlak kadınının hayattan beklentileri nelerdir"
bir yengeç kadınından, koç kadınından, boğa kadınından çok farklı değildir sanıyorum. Oğlak burcu bir kadına aşık bir erkek kişisi bu aramayı yapan :p

*"osmanlıdan kalma tünele biniyorum birkaç dakika sonra karaköye varıyorum"
vay beeee, bu bir mucize, seni incelemeye almalılar, tıpta çığır açılacak sayende! birkaç dakikada Karaköy'e vardığına inanamadı da rüya olup olmadığını öğrenmek için arama mı yapıyor??

*"ramazan ayı niçin her yıl 10 gün önce gelir"
hicri takvim, miladi takvim, aralarındaki farklar vs.

*"seks görl"
pekiiiiiiiiyyyyyyyyy

*"siz olsaydınız mimar sinanla ilgili nasıl bir mektup yazardınız"
güzel bir mektup

*"sizi uzaktan sevmek daha güzel öğretmenim"
sağol çocuğum.

*"susturdum herkesleri sen konuş diye"
birden susturdum tüm dünyayı sen konuş diye.. ayrıca herkesLER nasıl oluyor?

*"süslü sınav kağıtları"
hocalar kızar çocuğum, bütün sınıfın kağıtları renkli diye hocamız kızıp çöpe atmıştı, sınavı da iptal etmişti, ordan biliyorum.

*"voodoo kız adresleri"
ne yapacaksın?

*"winamp tümünü yürüt yapamıyorum"
yetenek meselesi.

*"woodoo girl"
w değil cnm v'yle.

*"çocuklar duymasın müzik"
ayyyy şaka gibi

*"özledim voodoo"
ben de özledim beee

*"11 yaşındayım ne zaman öleceğimi merak ediyorum"
ben de ediyorum ama öğrenmenin bir yolu yok.

*"36 ce otobüs durakları"
Eminönünden kalkıyor, son durak Cebeci Mh.

*"alanis morisette nereli"
nereli olsun isterdin?

*"aşk tutulmasını izledim"
Alkışlar senin için geliyor!

*"back-up boyner kullanan var mı?"
Aranızda Ülker Çikolatalı Gofret sevmeyen var mı?

*"bing bang"
Bang bang you shot me down, bang bang I hit the ground 8-) ya da aradığın big bang. Bilemeyeceğim.

*"blogspot mail adresimi unuttum"
ah yazık :(

*"buda oldu"
Bir şey mi olmuş Buda'ya? ("bu da oldu" başlıklı yazıya aldanıp geldiniz di mi :) )

*"bulunmaz emo girl"
Bulunmazsa bu emo girl, google'da nasıl bulacaksın?

*"emrah özertem'in sesini dinle"
Telefon numarasını vereyim mi? Sapık gibi arayıp sesini dinlersin, kapatırsın :))

*"en güzel kendini anlatma mektubu"
Senin yazdığın olacak ;)

*"evlenmeden ölmek"
Ayy Allah korusun tövbe de manyak :p Bu nasıl arama bee :D Evlenmeden ölünce çok kötü şeyler mi oluyormuş :D

*"gitmek kolay olandı"
Ben de öyle dedim.

*"hayal ve merak ettiğim sorunlar ve düşünceler"
Cümleyi toparlamaya çalıştım, beceremedim. Hayal eden de merak eden de sensin, gugıl nerden bilsin?!

*"herşeye uyuz oluyorum"
Ben de.

*"işimin iyi olması için ne muska yapmalıyım"
Bu konuda bende potansiyel mi görüyorlar anlamadım ki, niye bana geliyorsunuz yavrularım :s

*"kadıköy voodoo'da doğumgünü yapabilir miyiz?"
Bana mı? Tabi yapabilirsiniz canım sormana gerek yok :))
(yazar kişisi burada doğum gününe az kaldığını belirtmek istemiştir.)

*"karşıdakinin aşkını nasıl anlarsın"
Anlayamazsın :)

*"kim kimin msnini kırmış"
Msn nasıl kırılıyor bilmiyorum, kimsenin msnini de kırmadım. (msn kırılan bir şey mi?)

*"mecidiyeköy lisesi marta"
Ayyy benim edebiyat hocamı arıyor bu :(((

*"richard girl nereli"
Richard girl kim 8-) Richard Gere var bi ama aradığın o değil sanırsam.

*"tevbe kapısı pornodan kurtuluş"
Puhahahahahaha :D

*"15 yaşındayım ne zaman öleceğimi merak ediyorum"
11 yaşındakinin abisi bu.

*"kısmet açan dualar" (farklı şekillerde aranmış, 50-60 civarı arama var)
Kelin ilacı olsa :D

*"aşkların en güzeli"
evet benimki :D "aşkların en güzeli" aramasının bana gelmesinin sebebi ne ola ki :))

*"dünyayı merak ediyorum"
Ben de. birlikte gidip görsek mi?

*"annemle arkadaşımın doğumgününde ne olacağımızı konuşuyoruz ingilizce"
Arkadaşının doğum gününde ne olacaksınız? Annenle aranızda ingilizce mi konuşuyorsunuz, eğer öyleyse gugıla ne bundan, cümlenin ingilizcesini arıyorsun ama böyle arayınca çıkıyor mu?

*"antu com el classico görsel müziği"
Web sayfaları forumuna baksan bulurdun, ne gerek var gugılda aramaya?

*"aöfte sınıf geçtiğimi nasıl anlarım"
Vahiy geliyor. Notlarını öğrendiğin yerde yazıyor bebişim, evine sınav sonuçları da geliyor, hatta telefona mesaj bile geliyor.

*"benjamin linus lens takıyor"
İnanmam.

*"en güzel oğlak kadını"
İltifatın için teşekkür ederim :p Ya da gugıla teşekkür ederim bu aramayı bana yönlendirdiği için :D

*"gözyaşı şişesi görmek istiyorum"
Görürsem gönderirim sana.

*"köpekten hamile kalınır mı"
Yuh!!!!!! Yorum yapamıyorum :s

*"marmara sen de kendini deniz mi sanıyorsun"
aşağılama Marmara'yı :(

*"masalımız kitaptakine benzemiyor bilirim"
Kendi kendine esir olmuş lanetli rapunzelim 8-)

*"okulda yaramaz çocuklarla ders işleyebilme"
zordur :(

*"sen evlenirken ben ölüyorum"
nikahına beni çağır sevgiliiiiiim istersen şahidin olurum seniiiiiiiiiiin. yazık bee :(

*"stajyer öğretmene aşık olmak"
hahahahaha :D her lise öğrencisinin başına gelir, ama stajyer öğretmen aranızdaki yaş farkı ne kadar az olursa olsun sizi "çocuk" olarak görüyordur ;) Tecrübeyle sabit :D (stajyer erkek, öğrenci kızsa bilemem ama. Ben kız stajyer-erkek öğrenci durumundan bahsediyorum.)

*"taoizm ve winnie the pooh"
Ne alaka :s İkisinin alakasını da bilmiyorum, benim blogumla alakalarını da bilmiyorum. Sabırlı bir arkadaştı herhalde "ve" bağlacıyla geldi buralara kadar :p

*"yağmuru unutsak da içimiz ıslak"
Her sözcükte ayrı bir özleyiş, bilmem ki bu nasıl konuşmak.

*"barbie-rapunzel cidden izlemek istiyorum"
Niyetin ciddiyse bir şeyler yaparız.

*"bir kızdan numarasını istemek"
Gayet kolay, bana numarasını vermeyen kız olmadı bugüne kadar :p

*"depresyondakiler hangi tür müzik dinler"
Senin de dahil olduğun kendini depresyonda sananlar, kendini zorla depresyona sokmaya çalışanlar, kendini depresyonda göstermeye çalışanlar, depresyona girmenin havalı olduğuna inananlar her müziği dinleyebilir evladım. Caizdir.

*"depresyondayım ve kara veremiyorum"
Beyaz ver diyeceğim iğrenç bir espri olacak. Depresyonu ne sanıyorsunuz kuzum siz?

*"enteresan birşeyler arıyorum"
Tam yerine geldin :D

*"geçmiş günleri geri dönüşüm kutusunda saklayabilir miyiz"
Oy oy oyyyyyyy

*"gözlerin istanbul oldu"
Geçmiş olsun.

*"istanbulda sevgililer nereye gider 2008"
Nereyi seviyorlarsa oraya giderler, 2008'de de bu böyleydi, 1998'de de, daha önce de. Nereye gideceğinizi gugıla soracağınıza aranızda konuşsanıza yahu.

*"kaç gün yaşadığın önemli değil kaç gün mutlu yaşadığını say"
Tamam.

*"kendinden yaşça küçük bir kızı beğenen erkek nasıl davranır"
Değişik mi davranması gerek? Normal insanlar gibi yaşamına devam etmesinde bir sakınca görmüyorum ben.

*"kız bana benden niye hoşlanıyorsun sebebi ne sorusunda ona ne demeliyim"
Önce Türkçede cümle nasıl kurulur onu öğrenmelisin ki kıza bir şeyler söyleyebilesin. Kızdan neden hoşlandığını söyleyebilirsin mesela, sorunun tam cevabı olur hem.

*"makedon göçmenlerinin adetleri"
aaaa tam yerine geldin valla :D

*"olmasın ya"
Neden olmasın?

*"otobüste gördüğüm"
kız ben değilim.

*"pink floyd wish you were here kime hitap ediyor"
Kime yazıldığını soruyorsan "Syd Barrett", ama hitap etmek çok daha farklı bir şey. Ne hissetmek istersen onu verir şarkı sana 8-)

*"sadece sessizliği duymak isterdim"
Neden uçup gidemiyorum?

*"sen istanbulum olurmusun gördüğüm son düş gözlerine baktığım son şehir italyancası"
Ben bunu anlamıyorum ya, eskiden ingilizce bilmeyen çiftler sağdan soldan duydukları cümleleri birbirlerine yazar yollarlardı, zavallı ben de aralarında çeviri yapardım. Sonra fransızca mesaj gönderenler de bana gelmeye başladı vs. vs. İkimiz de o dili bilmiyorsak neden bildiğimiz dili kullanmıyoruz iletişim için? Her şiir, her şarkı, her kitap kendi dilinde güzeldir, başka dile çevirince bambaşka bir şey olur o artık. Cümleler de öyle. Bak Türkçesi ne güzel. Yaz türkçesini gitsin bu kadar zorlamaya ne gerek var?