2 Ocak 2009 Cuma

Olmayan bir zamandan...

Yürüyorsun tek başına, hava soğuk mu soğuk...
Kişisel tarihinde hiçbir önem arzetmeyen günlerden bir diğeri, diğerleri kadar yoğun, diğerleri kadar boş, diğerleri kadar yalnız, diğerleri kadar kalabalık.
Ellerin ceplerinde amaçsızca yürüyorsun.

İnsanlar geçiyor yanından, kavga eden çiftler, mutlu çiftler, okuldan kaçmış gençler, ebeveynlerinin elini tutmuş çocuklar... Etrafında bir şeyler olduğunun farkında da olsan ne olup bittiğini düşünecek durumda değilsin.

Sevdiğin bir şarkıyı mırıldanmaya başlıyorsun yavaş yavaş, sadece müzik olan yerlerde ıslık çalmaya çalışıyorsun beceremediğini unutarak. Cılız bir ses çıkıyor sadece, vazgeçiyorsun...

Kafanda çalan müziğe uyduruyorsun adımlarını, hafif hafif başını sallayarak eşlik ediyorsun müziğe. Şimdi sorsalar hangi şarkı olduğunu hatırlar mısın bilmem.

Sokak köpeklerinden biri geliyor yanına, senin tempona uyum sağlayıp yanından yürümeye başlıyor. Ne yapmaya çalıştığını sorgulamıyorsun. Çöplere yaklaşınca seni bırakıp yiyecek aramaya gidiyor.

Önünden bir kar tanesi geçiyor, gülümsüyorsun. Ama neye gülümsediğini bilmediğinden eminim. Karşıdan gelen birine gülümsemediğin kesin, galiba kar tanesine gülümsedin.

Yanından gürültüyle geçen arabadan sinirini bozan tarzda bir müzik yükseliyor. Sövüyorsun içinden, sonra devam ediyorsun şarkına.

Önünden geçtiğin duvara aşkını yazmış birisi, bakıp gülüyorsun. Hala var böyle şeyler işte.

Yanından yeni bir araba geçiyor, sessiz sakin, hah işte böyle olmalı hepsi. O sırada bir yerlerden bir kedi sesi duyuyorsun, galiba biri kediyi ezdi. Yok, yok ezilmemiş, koşarak geliyor işte. Yaramaz çocuklar bir şey yapmış olmalı.

Önünden geçiyor kedi. Hani şu insanların uğursuz saydıklarından. Bu kez ona gülümsüyorsun. Sen seversin dışlanan ve sevilmeyen şeyleri, eh o zaman kara kedileri sevmemen için de bir sebep yok değil mi?

Etrafındaki insan sayısı artıyor bir anda, bakınıyorsun ama sebebini bulamıyorsun. Gerçi umrunda da değiller ya hani, öylesine bir merak işte seninki.

Kafanı kaldırıp karşıya bakıyorsun, gelen yüz çok tanıdık. Biraz daha dikkatli bakmalısın. Tanıdık biri mi?

İyice dikkat kesiliyorsun.
O mu?
Değil mi?
Dikdik bakıyorsun, eh o da bakıyor tabi. Muhtemelen neden baktığını merak ettiği için.
Hava biraz daha soğuyor sanki, dikkatle bakmaya devam ediyorsunuz, iyice yaklaşınca anlıyorsun tanıdık olmadığını.

Rüzgâr daha sert esmeye başlıyor ya da sana öyle geliyor.
Kar da gitgide hızlanıyor bu arada.
Mırıldandığın şarkıyı unutuyorsun.
Ceplerindeki ellerini biraz daha derine itiyorsun.
Adımlarını sıklaştırıp yürümeye devam ediyorsun...

5 kişi de demiş ki:

melankolikdeli dedi ki...

(affına sığınarak) bu yazının başlığı "bir yol hikayesi" de olabilirmiş (:

Ukturk dedi ki...

Hikaye gerçekten güzel olmuş..Keşke bizde böyle yazabilsek:P:p

mca dedi ki...

Güzel bir imgesel olmuş :)

aaAUu! dedi ki...

bir şeyleri özlemişsin...

pRncfRn dedi ki...

Yüreğine sağlık vudu kızı!

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?