11 Şubat 2009 Çarşamba

Kendimden bıkınca...


Adımlarımı hesaplayarak atmayı beceremem ben, "ne olursa olsun, bunu yapmak istiyorum" derim, yaparım. Büyük çoğunlukla da pişman olurum. Yine de umudumu kaybetmem, beklerim bir gün iyi olmasını.

Sen ne kadar iyi davranırsan karşıdakinin senden beklentisi o ölçüde artar ya hani, arkadaşlık bir yerden sonra beklentilerin karşılanmasına dayanır hale gelir, karşıdakinin beklentisine cevap verdiğin sürece arkadaş kalırsınız hani... Olur zaman zaman, olmaz mı size? İşte o konuda da becerikli değilim ben. İçimden geliyorsa o an, "aaa ben seni çok seviyorum, sen dünyanın en şahane insanısın" içerikli laflar ederim bolca. Karşıdaki "nasılsa sLn beni çok seviyor" der, ona göre başlar adımlarını atmaya. Geri almak isterim söylediklerimi, alamam...

Ya da kızdım mı mesela birine, kızgınlığım geçene kadar yüzünü bile görmek istemem. Geçer ama sonra. Muhakkak geçer. Ya öncesindeki gibi sevmeye devam ederim ya da bahsi geçen kişi sanki hiç olmamış gibi davranırım. Ama bir gün birine kızmışsam, hayatım boyunca kızgın kalmam beklenir. Yapamam.

Nefret etmeliyimdir birilerinden, birileri öyle uygun görmüştür. Atıp tutarlar zerre kadar tanımadıkları insanlar hakkında. Tutamam kendimi, savunurum işte, kime ne?

"Uff sLn bırak artık yaaa"lar gelir arkasından. "Hayat benim hayatım size ne" derim. Abarttığımı söylerler. Umursamam.

Bırakmamı istedikleri insanları değil, bu sözleri söyleyenleri bırakırım. Onlar bilmezler... Daha doğrusu bilirler de bilmiyormuş gibi yaparlar.

"Kaçan kovalanır" derler kendimi bildim bileli. Kız dediğin kaçmalıdır ki kovalansın!
Ben sahiden seviyorsam orada dururum, hatta belki yeri gelir kovalarım ama kaçamam.
Dedim yaa adımlarımı belirli taktiklere göre atamam ben diye. Kaçıyorsam o sahiden kaçmak istediğimdendir, sevmediğimdendir.

Orda duruyorsam o sevdiğimden.

"Yazma sLn" diyorum bazen kendime, "hadi senin de taktiklerin olsun biraz insanlara karşı, sen yürüt artık bir şeyleri". Yazmakla taktiklerin ne ilgisi var derseniz nasıl cevap veririm bilemiyorum. Kafamdan geçen her şeyi anlatmam gerek anlaşılır olması için ama bunu yapmayı istemiyorum.

"Yok et bir süre kendini" diyorum bazen, sonra gece olduğunda kendimi yine "kaydı yayınla" butonu karşısında buluyorum. Yazmayı hep çok sevdim ama bu derece çok olduğunu inanın tahmin edemezdim.

Sonra kafama bir soru takılıyor. "Yazmak mı bu derece sevdiğin şey?" diye soruyor içimden biri. "Sahi neden yazıyorsun?"

Dedim ya kaçamıyorum ben, hesaplar üzerinden yürütmeyi beceremiyorum hayatımı. Ne muhteşem insan olduğumu görün diye yazmıyorum bunları, biraz daha hükmedebilsem hayatımdaki ilişkilere, kafam daha rahat olurdu belki.

Ukalayımdır, sevimsiz cevaplar veririm insanlara, boş muhabbetleri genelde çekemem, çekemediğim daha bir sürü şey vardır, öyle durumlarda o kadar sevimsiz konuşabilirim ki hissederim karşımdakinin benden nefret ettiğini ve bu durum beni rahatsız etmez çoğu zaman. Kendimi övmeye çalışmadığımı görün diye araya kötü yönlerimi de ekliyorum :) Zaten bence yukarıda saydıklarım da olumlu şeyler değil ya neyse.

Ne diyorduk, içimden bir ses sorup duruyor:
Niye kaçamıyorsun sLn?
Niye hesap yapmayı beceremiyorsun?
Her şey "senin" yüzünden oluyor görüyorsun, buna rağmen neden beceremiyorsun bir kez olsun adımlarını hesaplamayı?

Ben bu yazıya bambaşka bir şey anlatmak için başlamıştım. Yine tam şu an kızdığım konuda bir şey yapacaktım. Hatta bir diğer sekmede yazının sonuna kopyalayacağım şarkının sözleri açık duruyor şu an. Ama yapmayacağım...

Söylemek neye yarar söylediklerin duyulmadıktan sonra?
Neye yarar konuşmak?
Yazmak?
Söylediklerinin, yaptıklarının bir faydası olmadığını göre göre ne kadar devam edebilir bir insan aynı şeyleri yapmaya? Aptallıkları demeye dilim varmadı da "şey" dedim.

Benden daha uzun süre devam etmez herhalde kimse!

9 kişi de demiş ki:

!reDanDark! dedi ki...

herkes gibi olmak zoruda değilsin.. Yazdıklarını biri okumak zorunda diğil..hesap yamak zorunda da diğilsin.. hem hangi hesap tam tutar ki her zaman.. Ne gerek var.. Dengeli olmak zorunda diğilsin.. Dünya hep yerinde mi duruyor sanki.. Rahat ol.. herkes gibi diil.. Dediğin gibi işte ''sen sensin Selin!!!''

sLn dedi ki...

Herkes gibi olmamayı seviyorum ama gitgide daha çok zarar veriyor bu durum bana... İster istemez sorguluyorum içinde bulunduğum durumun doğruluğunu, sorun doğru olup olmaması da değil aslında ama bir şeylerin böyle olmaması gerek, ondan eminim.

Bir de insan bazen duyulmak istiyor, özellikle biri ya da birileri tarafından :-/ Duysa diyorsun duymuyor, hayat yoluna girse diyorsun girmiyor falan filan...

can sıkıyor bazen.

!reDanDark! dedi ki...

Olsa diince olsa keşke herşey... Ama olmuyor malesef.. hayat denen de böyle bi şey..
Herkes gibi olmamak sorun olmamalı bence.. herkes farklıdır bazıları herkesten de farklı.. Aslında ortayı bulabilmek en iyisi.. Bence sen çok da uçlarda değilsin.. Bu kadar sorgulayıp yıpratma kendini.. Yaşamaya bak.. =)

sLn dedi ki...

:)

Genelde anlatmamayı tercih etmekle birlikte çok sinir bozucu bir noktadayım, onun farkındayım. Ama diyorum ya her ayrıntı anlatılmamalı bana göre... Blogta gözüken sLn'in dünyasının küçük bir kısmı sadece :)

CaRtMaNtR dedi ki...

Nefret ettiğin yada hayatından çıkardığın bir insanı bir zaman sonra affetmiyorsan artık nefret etmesende bir daha görmezsin. İnsanın en basit savunma mekanizmasının bir parçasıdır bu bence. Sana ne hissettirdiğini hatırlarsın nefret etmesen bile bir daha o duruma düşmemek için uzaklaşırsın.

Birde hayatta genelden farklı olmak ister istemez yanlızlığı ve hatta zaman zaman asosyalliği beaberinde getirir. Başkası olup insan içine katılmak yada kendin olup kendi başına kaşmak kişinin seçimine kalıyor.

Unutmadan zaman zaman hayattan daha fazlasını belkediğim çok an oldu. Ama fark ettimki çoğunlukla hayat hakkettiğine yada sahip olmak istediğine bakmıyor kafasına göre bir adelet sistemi var. Eskiden bu duruma isyan ederdim. Fakat bununda zararının sadece kendime olduğunu görünce bundanda vazgeçtim. Şimdi elimden geldiğince beklentisiz hareket etmeye çalışıyorum.

En son olarak plansız doğaçlama hareket etmek çok iyidir :D

Witchie of Stars dedi ki...

... Bu geldi şimdi benim aklıma. Bunu yazarken hissettiklerimi hissettin sen de diye düşünüyorum. Anladığımı sanıyorum seni. ve sanıyorum ki bizim değişmemizin imkanı yok. Hani değişmek istemiyoruz zaten o ayrı mesele ama istesek bile; içimizde minicik bir noktadan beslenen tüm bu herşeyi değiştirmeye çalışsak bile, bizi yine o minik öz beslemeye devam edecek. Öyle olunca da biz yine aynı olucaz bir süre sonra. Böyle işte, olduğumuz gibi...

Ece'nin iç kitabı-zakkum bölümü geliyor aklıma; "bir zakkum için; zehri taşımak içinde, zehirlenmekten daha çok acıtır canını" bizim zehrimiz de bizim içimizi besleyen o minik öz belki de.

Belki de çok saçmaladım sabah sabah! :))

sLn dedi ki...

@ Cartmantr

Bir yerden sonra kendimi sorgulamaya başlıyorum artık, sağımda solumdakilerin çok büyük çoğunluğu benzer bir tutum içinde olunca ister istemez acaba yanlışlık bende mi diyorum ve dediğim gibi küçük hesapları olan o insanlar mutlu. Onlara daha çok değer veriliyor :)

Olması gerektiğine inandığım şekilde hareket etmeye çalıştıkça bir duvara çarpıyorum. Sanırım benim doğru sandıklarımla gerçek dünyada yapılması gerekenler arasında bir tutarsızlık var...

Yeri geliyor iki insan arasında laf taşıyıp aralarını bozan adam iyi oluyor, ben birinin söylediğini diğerine iletmediğim için kötü oluyorum ya da karşımdakini zor durumda bırakmamak için uğraşıyor oluşum beni değersiz yapıyor bahsi geçen insan için. Zor durumda bırakmaktan keyif alanlar değerli oluyor. Düşününce saçma gibi gelse bile bu böyle. Onlarca kez yaşadım, biliyorum.

Bir yerde bir yanlışlık var. Bana bunca yıldır öğretilen şeyler yalan muhtemelen. dürüst olmak ya da ne bileyim düşünceli olmak değil, çıkarcı olmak, iki yüzlü olmak, yalancı olmak gibi şeyler prim yapıyor bu hayatta. Gördüğüm şeylerden sonra kendimi o insanların olduğu dünyadan soyutlayamamak yıpratıyor beni. Onlarla yaşamaya devam etmek zorundayım. Asıl şikayet ettiğim şey onlar gibi olamamak değil, onlarla birlikte yaşamak zorunda olmak sanırım...

sLn dedi ki...

@ Witchie of Stars

Yazdığın yazının her bir cümlesine ayrı ayrı imzamı atarım.

Biliyorum ki bizim kızdığımız insanlar da kendilerini herkes gibi kusursuz görüyorlar. Büyük çoğunluğumuz öyleyiz. (ben de dahil.) Hep başkalarına kızarken arada bir durup kendimize bakmayı akıl edemiyoruz...

Ben her şeyin en doğrusunu yaparım havasındaki o insanlar gözümün içine baka baka söyleyebiliyorlar "yalan da söylese ben onu seviyorum, umrumda değil iki yüzlülük yapmış, aranızı bozmuş vs. benim arkadaşım odur, sen ya da bir başkası değil" diye. Yıllardır böyle bu. Bahsi geçen ben olmayabilirim de. Başka insanlara bunun yapıldığını da çok gördüm. Ya da ne bileyim, şu bahsettiğim türde taktiklerim olmadığı için değerli olamadığımı söyleyen insanlar oldu yaa, daha ne olsun.

Ya bu dünya tamamen yanlış ya da biz yanlışız. Dünyayı ben kurtaramayacağım onun farkındayım ama en azından insanlardan bir şey beklemeden kendimden bunca şey gitmesine göz yummamın bir karşılığı olmalı artık diye düşünüyorum. "Evet ya budur" dediklerim gidiyor/gitmek zorunda kalıyor, kalanlarla ne yaparsak yapalım olmuyor...

Ben de sevgi dolu, melek gibi bir insan değilim, kendimi tanıyorum. Herkese çok iyi davranıyorum ama herkes bana bunu yapıyor diyemem. Kalbini kırdığım çok fazla insan oldu, oluyor. En sinir bozucu nokta en yakındakilerin de bir kısmının bu tür davranışlar içinde olması. Bir kısmını umursamamayı öğrendim, sanırım onlar daha az değer verilenler, ama bir kısmını umursamamak gibi bir durum söz konusu olamıyor...

Epey dolmuşum ben de yalnız, yazarken onu fark ettim :)

!reDanDark! dedi ki...

evet epey dolmuşun gerçekten.. Elbette burda herşei paylaşmiyoruz ama en azından hemen hepimiz rahatlamak amacıyla yazıoruz=)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?