14 Nisan 2009 Salı

Çok şey mi bekliyorum ben?

Biriktirdiğimiz mimlerin sonuncusuna geldi sıra. Bu kez mimi gönderen blog aleminin prensesi :) ÜfürüktenPrenses'in yolladığı mimin konusu şudur:

"Mutlu bir beraberlik için karşı cinsten beklentileriniz nelerdir?

Sevdiğiniz kişide aradığınız özellikleri yazarak,kalbinizdeki güzeli tanımlayınız. Kısaca "birlikte olmak istediğim kişi böyle olmalı gibi" ifadelerle,kalbinizi çalacak kişiyi hayalinizde canlandırın ki okuyan karşı cins "hmm,demek öyle yapsam daha etkili olacakmış,burada yanlış yapmışız" diyerek ayağını denk alabilsin."

Şunları bunları beklerim diye yazmayalım da takıldığımız şeyleri yazmaya çalışalım bakalım. Bunlar benim hayatımda önemli şeyler, o yüzden mantık arayıp sorgulamakla uğraşmayın bence :) Herkesin doğrusu kendine :p

Bir de Üfürükten Prenses'e bir not düşelim yazıya başlamadan :)
Canım, bana bir daha mim göndermek istemezsen seni anlarım :) 1 ay oldu bir türlü yazamadım. Birkaç gün önce yazdım bir şeyler, en sonunda bugün fırsat buldum da toparlayabiliyorum.

Yazıya geçelim :)

24 saat geyik muhabbeti yapan boş tipler vardır ya, arkadaş olarak bile sıkılırım onlardan. Öyle bir insanla olmaz her şeyden önce. Bir de söylenen her şeye gülen hatta kendi konuşup kendi gülenler vardır, aman yarabbi.

"En son Cin Ali'yi okumuştum ehi ehi"

İşte bana bunu dedikten sonra o adamla bir daha görüşme şansımız olmaz. Daha doğrusu onunla bir daha görüşmemek benim için şans ama onun için ne olur bilemem.

Bu maddenin esas konusu Cin Ali değil “okumak” elbette. Okusun efendim. Ne kadar çok okursa o kadar iyi. Zamanında bunu söylediğimde "ay yok okumasın, o zaman benimle ilgilenmez, kitaplara dalar" tarzı cümleler duyardım bolca, bu ara insanlar benimle uğraşmaktan iyice bıkmış olacaklar ki kimse hiçbir söylediğime itiraz etmiyor :) Hiç kimse 24 saat boyunca kitap okumaz zaten, her şeyin zamanı ayarlanır. Seni dinlemesi gereken zamanda seni dinler o adam bir şekilde. Takma sen kafana. (bir ara bunu yazmıştım konuyla ilgili, kendi yazısını arşivden aramaya üşenip gugıldan arayan tek insan ben miyim bir de onu merak ettim.) Aslında bu konuya epey takıntılıyım galiba. Sadece dönemin 3 popüler kitabını okuyup edebiyat konusunda ahkam kesenleri de sevmem.

Bir de şunu sevmem:

-Bugün kitapçıya gittim, şu kitabı aldım.
-İyi yapmışsın.
-Hani sen çok seviyorsun ya ben de okuyayım dedim.
-Ne alaka?

Bahsi geçen insan kitap okumayı hiç sevmeyen bir insandı ki işin en sinir bozucu tarafı da bu. Ben seviyorum diye sevmesin bir şeyi. Hiçbir arkadaşım da bunu yapmasın bana. Ben birine bir şeyin tavsiye edilmesi gerektiğine inanıyorsam bunu muhakkak yaparım zaten bir şekilde. x yazar ya da müzisyen seviliyordur ya da x bir tarz seviliyordur, onun üzerinden muhabbet açılır, birinin sevdiğini ötekinin de sevebileceği düşünülür, buna sözüm yok. Ama ben seviyorum diye sevmeye çalışmasın karşımdaki herhangi bir şeyi... (Diyalog bu kelimelerle olmasa da yaşanmıştır, bahsi geçen arkadaşa sonradan güle güle denildi ama sebep bu diyalog değil elbette.)

Tuvalete gidiyorum diye mesaj atmasına gerek yok. Gerçekten yok. Ben de sıkılırım her saniye rapor vermekten, o yüzden kimseden de beklemem. Ha dünyanın en evhamlı insanlarından biri olabilirim. Aklıma 1001 türlü şey gelir ortada hiçbir şey yokken. Durduk yere saçma sapan senaryolar yazarım. Normal hızından kat kat fazla hızlı düşünebildiğime inanıyorum öyle durumlarda.
Yiğit Özgür'ün şurada çizdiği teyze aslında benim:





Kendimi bu konuda iyi biliyorum, aksini iddia etmeye gerek yok. Evhamlıyım. Sevdiğim insanlar söz konusu olduğunda feci şekilde evhamlıyım. Ama dediğim gibi bu her saniye yaptığım bir şey değil. Felaket senaryoları konusunda çok başarılıyım ve bunu kabul ediyorum. Ama ikisi farklı şeyler. “uyandım”, “salondan çıktım”, “tuvalete doğru yürüyorum”, “kulağım kaşındı”… Nereye kadar yani… Bunu yapmak zorunda hissetmeyip aynı zamanda beklemesin.

Bazen biriyle konuşurum, gayet keyifliyimdir, aradan 5 dk geçer nefret edilesi bir insan olurum. İnsanlar genelde anlam veremezler bu tavrıma. Ters ters konuşurum. Hele öyle anlarda kazara ne olduğunu soranlar muhtemelen benimle bir daha konuşmak istemezler aldıkları cevaplar üzerine. Durduk yere insanların kalbini kırabilirim öyle anlarımda. Bazen pişman olurum bazen olmam o ayrı. O haldeyken üstüme gelinmemesini isterim. Eh kendim böyle olduğum için bazı zamanlarda karşımdakinin de böyle olmasını anlayabilirim. Üstüne de gitmem. Kimseyi bir şeyi anlatması ya da söylemesi için zorlamam. Bana da yapılmasını sevmem. Bunlar da önemli benim için.

Bir de biri bana “bir şey yok” dediğinde bir şey olmadığına inanırım ve üstelemem. Bir gün öğrendim ki aslında bir şey oluyormuş öyle zamanlarda, insanlar biraz ısrar edilmesini istiyormuş. Ama ben ısrar edemiyorum. Israr edemeyişimi ilgilenmemek olarak algılamazsa daha iyi anlaşabiliriz.

Müzik zevki konusundan da bahsedelim :) Dinlediği müziği öğrendiğim saniye kafamda karşıdaki hakkında bir profil oluşuyor, çoğunlukla da yanılmadığımı söyleyebilirim. Tercihlerimiz kişiliğimizi yansıtır ya hani… Bazılarıyla en baştan yollarımız ayrılır :P

Bunu söylediğimde geri kafalı damgasını yiyorum ama umrumda değil. Herkesin doğruları da farklıdır, değer yargıları da. Ben karşımdaki insanın inancına çok fazla önem veriyorum. (Arkadaşlık söz konusu olduğunda bu konuda bir ayrıma gitmem. Ama hayatımdaki insanın neye inandığı veya inanmadığı benim için önemli.)

Benden fazla şey bilsin, futbolu muhakkak sevsin.

Hiç kimseyle olan ilişkinizde 24 saat çok iyi olamazsınız, ben bunun olabileceğine inanmıyorum, anneniz, kardeşiniz, en yakın arkadaşınız vs. de buna dahil. O yüzden her şeyin sürekli şahane olması beklenmemeli...

Dürüst olsun falan gibi şeyler de var tabi ama onların ilginç bir tarafı yok, kimse yalancı olsun demez sanırım. Söylenecek çok fazla şey bulabilirim aslında, hani düşününce insanın aklına çok fazla şey geliyor da birine değer verdiğinde o aklına gelen şeylerin önemi kalmıyor. Ha o listene yazdığın maddelerin birebir aynısı olmasa da çok yakınını bulabiliyorsun tabi. Ya da bazen anlamını yitirebiliyor bütün maddelerin :))

Sabırlı olmalı herhalde, zordur benimle uğraşmak. Hani uyuzum ben diyip duruyorum ya, sahiden uyuzum. Kaçarım kaçabildiğim yere kadar. Zorlanmaması gereken sınırlarım vardır. Tanıştığım bütün insanları korkutan duvarlarım... (Bütün demeyelim hadi.) Ben olsam uğraşmam yani bu insanla. Kendime bile hayrım yok.

Bir de ben hayatımda hiç kimseye ilk görüşte aşık olmadım. Herkes farklıdır tabi. Şu gençlerin elektrik dediği şey hissedilir muhakkak, sonra ya üstüne bir şeyler eklenir ya da üstü kapatılır gider. Bir süre dinlerim, izlerim, ne dediği, nasıl dediği, ne düşündüğü, ne sevmediği, ne sevdiği... her şey listelenir kafamda.

Geyik kısmına geçelim :p

Efendim bu erkek kişisi v yakalı ve o yakası göbeğine kadar açık olan t-shirtlerden giymesin, ucunda tüy sallanan boncuklu kolye takmasın, alyans dışında yüzük takmasın, (alyans takan adamla da benim işim olmasın zaten. Milleti ayırmayalım di mi :p ) altın zincir, altın bileklik aman yarabbi!

Çocukluğumdan kalma bir şeydir, insanların ellerini incelerim :) Çok ciddi bir temizlik takıntım bildiğim kadarıyla yoktur ama el, tırnak falan bakarım böyle şeylere. Uzun tırnak görüntüsünün beni nasıl hasta ettiğinden sık sık bahsediyorum, tekrarlamayayım :) (ilişkiyle ilgisi yok bunun, herkese bakarım.)

Bana çiçek-böcek almasın. Çiçekleri çok seviyorum ama buket olarak değil. Saksılarında daha güzel onlar. Tabi buradan saksı alsın gelsin anlamı da çıkmasın :D

Yeter bu kadar :)
Yazarken çok eğlendim, Prenses’e teşekkür ederim bu mim için.

Herhangi bir arayışta olmadığımı, yazının sipariş verir gibi olduğunun farkında olduğumu, sadece mimi cevaplamak için böyle yazdığımı da belirteyim yazının sonunda... (alışveriş listesine benzedi ya)

:)

7 kişi de demiş ki:

CaRtMaNtR dedi ki...

Müzik zevki nedeni ile ayrımcılıktan dolayı insanları suçlayamam. Sonuçta müzik tercihleri insanların hayata belli bir bakışının yansımasıdır.

Birde bu felaket senaryosu durumunu iyi bilirim Çocukken ananem ne senaryolar uydururdu :D

Erkekte Barış Manço gibi bir dolu yüzük hoş olabilir aslında (hol kendim denemedim oda ayrı bir konu) :D

sLn dedi ki...

İşte ben de tercihlerine bakarak karakterleri hakkında fikir sahibi olabildiğime inanıyorum, eh bir de müzik takıntılı olduğum şeylerden biri :p

Barış Manço'yu düşünmemiştim yazarken, bak onda sevimli bir görüntü oluyordu. Ama genel olarak sevmediğim bir şey yüzük :) İstisnaları olsa da :)

pRncfRn dedi ki...

-Bugün kitapçıya gittim, şu kitabı aldım.
-İyi yapmışsın.
-Hani sen çok seviyorsun ya ben de okuyayım dedim.
-Ne alaka?

asfklşjdkljngh
böyle bi kocan olur inşallahh :Ppp

sLn dedi ki...

hayıııııııııııııır :D :D


Ben sana ne yaptım da bana beddua ediyorsun be, çok kırıldım :'(

:D

monochromatic dedi ki...

Başka SLn varmı? gibi bu(:

sLn dedi ki...

Bana da öyle gibi geliyordu ama sonra bir gün şu saydıklarımın çoğunu üzerinde taşıyan ve aynı zamanda tamamen kendisi olan, sLn olmayan birini tanıdım bir gün, mümkün her şey yaa :))

Üfürükten Prenses dedi ki...

Şekerim istediğin zaman yazabilirsin..
Hepimizin meşguliyetleri var,ben senin önceliklerini yoğunluğunu blogundan takip ediyorum..

bana mim geldiğinde en kısa zamanda tekrar mimleneceksin.. :P üstelik sen böyle de özenle yazıyorken,öpüldün..

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?