17 Mayıs 2009 Pazar

karmakarışık bir hafta

Yoğun bir haftanın ardından döndüm galiba. Kendimi çok yüksek bir yerden düşmüş gibi hissediyorum. Her yanım ağrıyor.. Duygusal anlamda yaşadığım yorgunluk da cabası.

Geçtiğimiz pazar Ünifeb'in 8. bahar şenliğiyle başladık koşturmaya. Bu yıl istikamet İzmit'ti. 800 Fenerbahçeli olarak şahane bir gün geçirdik. Teşekkürler emeği geçen herkese..

Çarşamba günü üstüste 2 dersten sunum yaptım, bir ara otomatiğe bağlayıp gün boyu sunumlara devam etmeyi düşündüm. Çarşamba günü herkesin sunumunu yapabilirdim, sorun olmazdı.

Sanırım iyi geçtiler. Şiirle ilgili olanda çok eğlendim. Sık sık şiir kopyalıyor oluşumdan anlamışsınızdır şiir okumayı sevdiğimi. Şiir yorumlamayı daha da çok severim. Kafiye ve ölçü uzun zamandır uğraşmadığım bir şeydi, özlemişim.. Eluard'ın Acının Başkenti şiiri üzerine bir sunum hazırladık. Yine en duygusal bölümler bana geldi :) Oysa ki ben duygusuz bir insanım. Neyse...

Ardından çeviri sunumu yaptık. Daha doğrusu biz yapmadık. Çevirmen oturdu çevirdi, biz sadece slayta aktardık. "Böyle öğrencilik mi olur, siz hiçbir şey öğrenmiyorsunuz böyle" demeyin. Hocamızın istediği bu. Sanırım çevirmenlerle ortak çalışıyorlar. (kendisinin yönlendirdiği çevirmen bazı iddialara göre yakın arkadaşı, bazı iddialara göre eşi.)

Sunumdan 3 gün önce tuhaf bir Türkçeyle yazılmış 12,000 karakterlik bir röportajı öğrencilere göndermek ve o kısa sürede çevirmelerini beklemek, durmadan "kendiniz çevirmeyin, yardım alın" tadında cümleler kurmak "sizden bir şey beklemiyorum, verin parayı çevirtin, öğrenmeniz umrumda değil" anlamına gelir mi gelmez mi? Hepimizin çevirilerimizi kontrol edebilecek seviyede Fransızca bilen tanıdıklarımız olduğuna inanmakta mıdır öğretmen kişisi sahiden?

İnsanlardan nefret etmezdim ben ama üniversite hayatımda nefret nedir, nasıl ve neden edilir gibi şeyleri çok güzel şekilde öğrendim. (Nefret etmeme durumu sevgi pıtırcığı olmaktan ileri gelen bir şey değil. Umursamazdım insanları..)

Sevgili hocamız için önce wordde cümle cümle düzenledim çeviriyi. Bir Türkçe bir Fransızca cümle... Ardından powerpoint'te 200 slayttan oluşan bir sunu hazırladım. Şimdi hem mail atacağım hem de cd yapıp götüreceğim kendisine. Yok yok şikayet etmiyorum. Geçen sene de sayfalarca yazı düzeltmiştim kendisi için, onun ardından görme problemleri iyice artmıştı da göz doktoruna gitmiştim. En büyük zevkidir öğrencilere işkence yapmak, kendi işlerini başkalarına yaptırmak...

Sesinizi çıkarın diyenlere de saygılarımı sunuyorum :) Ses çıkarsan ne olur çıkarmasan ne olur? Sınavları sübjektif değerlendirmeye oldukça açık sınavlar. Sübjektif değerlendirme yaptığı da oldukça açık şekilde gözüküyor! Geçmişte kimlere neler yaptığı bölümde herkesin dilinde.. Mecburen çenemizi kapatıp oturuyoruz. Haa bu kadar insanın bedduası bir gün bir yerden çıkacak ama dur bakalım ne zaman :)

Cumaya geldik, hafta hâlâ aynı yoğunlukla devam ediyor. Herhangi bir arkadaşının evlenmesi, çocuğunun olması vs. insanı duygusal olarak etkileyebilir. Etkileyebilir demeyelim kesinlikle etkiler. Ne kadar yakınsan o kadar daha çok etkiler, ayrıca birlikte geçirilmiş zaman da önemlidir. Birlikte geçirilmiş 23 sene sanırım yeterince uzun bir süredir bir arkadaşı evlenirken görmenin fazlasıyla etkilemesi için... (23 yaşında olduğumu da hesaba katınız.)

Birlikte ilk fotoğrafımızda kundağa sarılı olduğumu söylesem, fotoğrafın çekildiği gün benim bebek mevlütümün olduğunu söylesem sanırım ne kadar uzun zamandır bir arada olduğumuz daha iyi anlaşılabilir. İşte cuma günü bu bahsi geçen arkadaşımın kınagecesi vardı. Fiziksel yorgunluğumun kat kat ötesinde bir duygusal karışıklık yaşıyorum şu an.. Yarın akşam da düğün var işte. Hissettiklerimi bir ara daha uzun yazarım..

Haftanın çok çok önemli bir diğer olayı da Robert Langdon benim için. Kendisine aşık olduğumu sanırım onlarca kez yazmış olmalıyım blogta. Dan Brown'un en sevdiğim kitabının uyarlamasıyla geldi bu kez Robert. Ağzım kulaklarıma varmış durumda :)) Bir ara ondan da daha detaylı şekilde bahsetmek istiyorum.

Duygusal olarak yorucu bir hafta olduğundan bahsetmiştim. Yine yanlış kararlar almış olabilirim :) Evet ben bunu sık sık yaparım.. Kafam karışık.

Durumum budur. İlk defa bu kadar uzun süre yazmamış olabilirim. Blog da şaşırdı, ben de şaşırdım bu duruma. Ama döndüm :)

Sevgiler...

6 kişi de demiş ki:

buraneros dedi ki...

Kesinlikle...Yokluğun hissedildi:))Bazen ''suskun'' kalıp biriktirmek çok da güzel yazılara neden olabiliyor.Bir sürü insan duygusuna dokunan güzel bir özetti...Dolu dolu yaşamak budur işte diyorum ben...Bas bas bağırarak,şenşakrakcılık oynayıp yaşadığını sananlara inat:))

melankolikdeli dedi ki...

dönmene sevindik (: ama o "coyote" benim gözümde hâlâ sen değil de MiScHiEF! (:

sLn dedi ki...

@ buraneros

:))
susmak ve izlemek iyi geliyor arada insana :) Konuşurken görmediğin onlarca şey fark ediyorsun biraz geriden sessizce izleyince :) ben de birkaç gün onu yapmış oldum..

sLn dedi ki...

@ melankolik deli

hehe :) o olsun ya sorun değil :) böyle uçurumdan düşmek üzere olan ve zavallı bakan başka resmim olmadığı için bunu kullandım zaten :P durumum aynen bu çünkü :))

cesetizleri dedi ki...

hocalar için gerçekten ne desen haklısın az çektirmediler bana da. 1 hafta içinde 3 dersten sunumum olduğunu ve intiharın eşiğine geldiğimi hatırlıyorum.
manyaklık parayla mı.. parasız dersten geçmenin imkanı yok. parayla yaptıranlar ahlaksız mı eskiden olsa öyle derdim ama okulu gördükten sonra sadece pratik zekalılarmış diyorum..

arkadaş düğünü tecrübesini 4 sene önce yaşadım ilk. kendisi şimdi hamile. onun öncesinde yine ana sınıfından beri tanıdığım bir kız evlenmişti 2 çocuğu var şimdi. daha geçen gün yine çoook samimi bir arkadaşımı evlendirdim..
duygulandım ciddi ciddi gözlerim doldu. millet kıskançlıktan ağlıyor der diye belli de edemedim. çok garipti. ben hala çocuk olduğumuzu düşünüyordum oysa ki.. :(

sLn dedi ki...

@ cesetizleri

epey zaman inat ettim, kendim yapmak istedim ama olacak gibi değildi :-/ adam kendini çevirmenlere para kazandırmaya adamış, öğrencinin kendi kendine yapıp öğrenmesi gibi bi niyeti olsa çevirilecek parçaları zamanında gönderir. Bu resmen insanı sıkıştırıyor, son günlerde yolluyor ve elini kolunu bağlıyor...

Evlenenleri görünce hüzünlenme olayının kıskançlıktan olmadığını iyi biliyorum :) Yazarken acaba "yaşıtlarım evleniyor ben evde kaldım" diye düşündüğümü sanır mı okuyanlar diye aklımdan geçmiyor değil. kendi kendini hâlâ küçük olduğun ve bazı şeyler için erken olduğu konusunda normalde kandırabiliyorsun ama arkadaşlarını evlenirken görünce ya da çocuklarıyla görünce anlıyorsun düşündüğünden biraz daha büyümüş olduğunu. Hüzünlenme sebebi de tam olarak bu :-/

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?