1 Haziran 2009 Pazartesi

Bir sınav sonrası daha..


Sınav çıkışlarını sevdiğimi fark ettim.

İyi ya da kötü geçmiş olmasını umursamadan kendimi yollara atıp yürümeyi seviyorum. Canımı sıkan ne varsa unutuyorum yürürken.. Düşünüyorum bol bol ama sanki bütün problemler olduğundan daha küçük görünüyor bazı anlarda..

Dün de sınavdan çıktım, kapıda "geçmiş olsun" diyen adama gülümseyip attım kendimi okuldan dışarıya..

Herhangi bir yere yürüyerek gitme şansım olduğunda yürürüm. Hava güzelse de yürürüm, değilse de yürürüm. Hem herkesin "güzel hava"dan anladığı şey de farklıdır değil mi?

Hafif bir rüzgar, yakmayan ama ısıtan güneş ve boş caddeler yürümek için şahane sebeplerdi..
Taktım kulaklıklarımı, başladım yürümeye...

Yokuş aşağı yürümenin bence en güzel tarafı rüzgarı yüzünüzde daha kolay hissetmeniz.. Hiç sınavdan çıkmışa benzemiyordum muhtemelen. Kaç kişi nefret ettiği iki dersin sınavından çıkıp yüzünde bir huzur ifadesiyle yürür ki :)

Dooley Wilson'la başladık yürümeye. En sevdiğim filmlerden birindeki, Casablanca'daki o güzel şarkıyla. "As time goes by"..

"No matter what the future brings
As time goes by"
..

Hissederek eşlik ettik her kelimesine. Sam çaldı-söyledi, biz söyledik. Eski zamanların aşkına!

Ardından Garou devam etti tarif edecek kelime bulamadığım sesiyle söylemeye.
"Aynıyım" dedik.
Bildiğin gibi.
Sevdiğin gibi.
İstediğin gibi.
Ne daha iyi, ne daha kötü.
Senin için aynıyım...

Flört'le "Bir tek sen gelmedin" söylüyorduk ki dünya güzeli yavru bir kedi belirdi yolumun üzerinde. Kaçmasa da sevsem diye düşünürken yurdumun güzel insanlarından birinin sokağa attığı boş bir çöp poşeti uçtu uçtu, geldi kediye dolandı ve durdu. Adımlarımı sıklaştırıp kediyi poşetin içinden çıkardığımda kedinin pozisyonunu hiç bozmadan oturduğunu gördüm içerde :) Sadece biraz korkuyla bakıyordu.. Fotoğraf makinem yanımda olsaydı muhakkak çekip bloga koyacaktım fotoğrafını :)

Yol kenarına oturup kediyi sevdim biraz. Bir yandan da eşlik ettik şarkıya..

"Yol aldık beraber rüzgarla
Bir tek benim adım kaldı"

Biraz ilgilenince kedi de karşılık verdi tabi :) Birlikte yürüdük biraz, şarkıda "mutlu olduğum günler de oldu, o zaman yanımda sen vardın" derken..

"Affetmesen de fark etmez
Ben çoktan affettim seni" kısmına geldiğimizde kedi çoktan gitmişti. Affetmek üzerine düşündüm biraz, affetmek için önce kızmış olmak gerektiğini, kızamıyorsanız affetmenin de söz konusu olamayacağını... Şarkıya gülümsedim, Orhan Veli'yi hatırlayıp bir de ona gülümsedim..

Bulutsuzluk Özlemi-Hasret başladığında çok uzun zamandır geçmediğimi fark ettiğim bir yerden yürüyordum yavaş yavaş.. Bir yokuşun dibinde durup düşündüm yukarısı neresiydi, nereye çıkıyordu bu yol diye.. Hatırlayamadım. Gözümün önüne gelmedi bir türlü... Geçtiğimiz hafta düğününü anlattığım arkadaşımla oralarda yürürdük hep. O günleri düşündüm.. Ben oralardaki herkesi tanırdım eskiden, onlar da beni tanırdı... Sağıma soluma baktım, tanımadığım onlarca yüz gördüm. Üzüldüm...

Garou "je n'attendais que vous"yu bitirmek üzereydi eve vardığımda.
"5 şarkı" dedim..
Eve gelmem 5 şarkı kadar sürmüştü.
Araf romanındaki Ömer'i düşündüm, gülümsedim...

2 kişi de demiş ki:

a.nur... dedi ki...

Araf romanının en orjinal kısmıydı:) Kitap başlar başlamaz Ömer'e sempati duymamı sağlayan bakış açısı. Yazının sonunda beni de gülümsettin:))

sLn dedi ki...

Araf'ı en sevdiğim Elif Şafak romanları arasına sokan şeyler arasında kesinlikle baş sıralardaydı Ömer'in bu durumu :)) Benim de zaman zaman yaptığım bir şeydi ve kitapta görünce çok hoşuma gitmişti :)

Gülümsetebildiysem ne mutlu bana ;)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?