10 Temmuz 2009 Cuma

Bunlar da benim itiraflarım olsun..

Mim yazmayı seven az sayıda bloggerdan biri olduğumun farkındayım, mim gelince mutlu oluyorum bazen :) Bu kez mim persona noN grata'dan, konumuz "itiraflar"..

Bakalım itiraf edebileceğimiz neler var..

*Sabah friendfeed'te itiraf ettiğim, hatta kendime epey de güldüğüm bir şeyle başlamak istiyorum. Efendim hatırlar mısınız bilmem. Benim ilkokul yıllarıma denk gelen senelerde Rengin isminde şarkıcı bir abla vardı, "bize neler neler öğrettiler sevdalar üstüne, aldatıldık aldatıldık sevda böyle değil" diye bir şarkı söylerdi. İşte o şarkıda "kimimiz yerle yeksan" dediği bir bölüm vardı, ben orayı hep "kimimiz yerler insan" olarak algılardım. O kısımda yamyamlardan bahsettiğini ve vermeye çalıştığı mesajın "her türlü insan var anacım" mesajı olduğunu düşünürdüm. Çocukluk işte..

*Geçmişte yazdığım bir yazıda (bu yazıda) deterjancı Arif Amcamıza yaptığımız işkencelerden bahsetmiştim. Bu sabah yine friendfeed'de gördüğüm çocukluğumuzda yaptığımız telefon sapıklıkları konusu üzerine Arif Amca'yı hatırladım. Telefonla onu bunu arayıp saçma saçma konuşma işini genelde Arif Amca'nın dükkanındaki telefondan yapardık, evden yapıyorsak bu kez kurbanımız Arif Amca olurdu. Adamı canından bezdirdiğimizin farkında olduğumu da aklımdayken itiraf etmiş olayım. Utanıyorum düşününce.

*Böceklerden korktuğumu itiraf etmiş olmalıyım ama emin değilim. Korku mu daha baskın yoksa tiksinme mi açıkçası farkında değilim, tek bildiğim onlarla aynı ortamda bulunmayı kesinlikle istemiyorum. En çok korktuklarım örümcekler. Fotoğraflarına bakmaya bile dayanamam.

*Bitlerden bahsederseniz kaşınırım. Kısa ve net.

*Bazen yolda karşıdan tanıdık birinin geldiğini görüyorum ve içimden dua etmeye başlıyorum: "Allahım beni görmesin, ne olur görmesin" diye. Görmeyince mutlu oluyorum, görünce kendimi zoraki muhabbetlerin içinde buluyorum. Eh tabi herkes için geçerli değil bu durum. Çoğunlukla sevmediğim akrabalar, tanıdıklar vs.

*Bir önceki maddenin devamı gibi olsun bu. İnsan akrabalarını sevmeyebilir, hatta nefret edebilir, yüzünü gördükçe midesi bile bulanabilir. Olur böyle şeyler. Aramızda kan bağı olması, o kan bağının da aslında epey uzaktan bir bağ olması birbirimizi sevmemiz gerektiği anlamına gelmez. Bak mesela ben bazı akrabalarımın yüzünü dahi görmek istemiyor olabilirim. Evet bu da bir itiraf.

*Söylemek istediklerim vardı, ama söyleyemiyordum. O yüzden blog yazmaya başladım sayılabilir. Aslında buraya yazmaktansa gidip ona söylemek daha kolaydı ama ben öyle direkt işleri beceremem, illa etrafından dolanacağım. Aslına bakarsanız bu işin mantığını hâlâ çözebilmiş değilim.

*Kimseyi görmek istemem bazen. Hiç kimseyi! Öyle anlarda kimse benimle konuşmasın, "ne oldu" diye sormasın isterim. Çoğunlukla olan bir şey yoktur zaten. İnsanlar bazen yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. O kadar..

*Bir arkadaşımla sevdiğim bir oyuncunun filmine gideriz ya da benim çok sevdiğim bir filmi izler. (film değil kitap da olabilir bahsi geçen) Sonra her girdiğimiz ortamda ondan bahsetmeye başlar. Bir anda feci bir hayranı olur çıkar. Durmadan anlatır, anlatır, anlatır. Sonra ben o arkadaştan soğurum, kendisine gıcık olurum ve hemen ardından bahsi geçen filmden ya da kitaptan da soğurum. Durumu yeterince açık anlatabildim mi bilmiyorum.

*Bilgisayar ekranında "Marmara-Fransızca öğretmenliğine yerleşmeye hak kazandınız" yazısını gördüğüm gün büyük konuşmanın ne fena bir şey olduğunu öğrendiğim gündür.

*"Spor", "sinema", "rock-metal müzik" ve "edebiyat" bloglarına karşı bir kıskançlığım olduğu doğru.. (sanki blog aleminde böyle bir söylenti varmış da ben de doğruluyormuşum gibi..)

*Her sabah uyandığımda o gün için planlar yaparım, sonra bir bakarım akşam olmuş ve ben hiçbirini yapmamışım.

*Yazdığım bazı yazıların ardından yazdığıma pişman olmuşumdur.

*Redkit görünce oturup izlerim. Hiç affetmem.

*Saate baktıktan sonra bana saatin kaç olduğunu sorarsanız tekrar bakıp öyle cevap veririm. Durmadan saate bakmam tamamen alışkanlık, saatin kaç olduğunu merak ettiğimden değil. Öylesine bakıyorum..

*Telefonun alarmını kurup yatarım ama kadar telefonun alarmıyla uyandığım günler sayılıdır. Çoğunlukla kalkmam gereken saatten önce uyanırım.Hatta gece ne kadar geç yatmış olursam olayım yine saat çalmadan önce uyanırım.

*Sinema zevkim hakkında zerre kadar fikri olmayan ya da sinema zevkinden hiç hoşlanmadığım insanlar bana film tavsiyesinde bulununca kendilerini bozasım geliyor ama yapmıyorum. Ayıp tabi..

*Ne zaman yalnız kalmak istesem insanların beni arayası tutar, telefona cevap vermem. Kendileri yalnız kalmak istediklerinde anlayış bekleyen tipler bana aynı anlayışı göstermezse aklımın bir tarafına yazarım bunu.

*Tanıdığım herkes için kafamda oluşmuş listelerim vardır. Onlar hakkında kayda değer şeyler kafamın bir köşesinde durur hep. Bir de olumlu hareketleriyle olumsuz hareketleri bir şekilde durur orda. Bazen birinin yaptığı küçük bir şeye büyük bir tepki göstermem, başka birinin yaptığı büyük bir şeyeyse fazla tepki vermemem hep o kafamın içinde o insana dair tuttuğum şeyler yüzünden olur.

Bir kısmının pek itiraf gibi olmadığının farkındayım ama olsun o kadar :)

Kimler yazdı takip edemedim, Mischief yazsın, o yazmadı onu biliyorum :)

3 kişi de demiş ki:

Aicha! dedi ki...

:D Çok beğendiğim itiraflarn var. Hele yolda birini görünce dua etme kısmı ! Ya bunu yapmayan var mı bende onu merak ediyorum.

sLn dedi ki...

Bazılarının yolda birileriyle konuşmayı çok sevdiğini düşünüyorum aslına bakarsan, hani şu çok uzaktan görüp bağıra çağıra el sallamaya başlayanlar var ya, ödleri kopuyor 2 kelime edemeden seni kaçıracaklar diye sanki :p

Ama yolda tanıdıklarla karşılaşmamak için özel çaba sarf edenler yine de çoğunlukta sanırım ya da kendimizi kandırıyoruz :D

a.nur... dedi ki...

Yazdığın için teşekkür ediyim ben de, gelmişken boş geçmek olmaz:)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?