14 Eylül 2009 Pazartesi

Mektup yazdım sana...

Bir kağıt aldım elime, bir kalem. Oturdum masamın başına.

Bazen neler yazman gerektiğini bilirsin de nasıl yazacağını bilmezsin ya, işte aynen o durumda dakikalarca boş boş baktım kağıda.

Sonra ilk kelimeyi yazdım, arkası geldi. Yıllarca biriktirdiğim ne varsa yazdım, aklıma gelen her kelimeyi yazdım arkasından ne geleceğini bilmeden. Bazen öyle şeyler yazdım ki ben bile şaşırdım bunları düşünüyor olduğuma...

Uzun uzun yazdım. Yağan yağmurları yazdım, yürüdüğümüz yolları yazdım, en çok da yürüyemediklerimizi yazdım.

Nasıl göndereceğimi düşündüm sonra. Eskiler güvercinle gönderirlermiş ama ben nereye göndereceğimi bilmezken bir güvercin bilir mi nereye gideceğini?

"Martı" dedim, "O nasıl ulaşacağını bilir". Gittim deniz kenarına, gördüğüm ilk martının kanadına iliştirdim yazdıklarımı. "Git" dedim, "Olduğu yere"...

Gider bulur mu bilmem.
Sesim duyulmasa da söylediklerim bir şekilde ulaşır, bilirim.
Söylediklerim ulaşır ulaşmasına da bir cevap asla gelmez, onu da bilirim.
Olsun, beklerim...

1 kişi de demiş ki:

efsa dedi ki...

Herkes özler bazen. Sonra günlük hayata kapılır gider.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?