23 Ekim 2009 Cuma

Gidiyoruz bir yerlere ama nereye..

Geçen hafta boyunca lise öğrencilerine yeni sınav sistemini anlattık. Daha doğrusu ben de dinledim, orada bulunuş amacım ileride anlatan kişi konumuna geçmem gerekirse neler yapmam ve nasıl davranmam gerektiğini görmekti. (Sanırım.)

Son sınıf öğrencilerinin neredeyse hepsi evinde internet bağlantısı olan çocuklar. Nisan ayında sınava gireceklerini okuldaki hocalarından duymuşlar ama sınavın adı da dahil olmak üzere hiçbir şeyini bilmiyorlar. Bir tanesi bile "bir dakika ya sınava gireceğiz biz, bakalım ne ayakmış bu sınav" dememiş. Gittiğimiz okul çok parlak bir okul değil, ben de tahmin edebiliyorum Fen ya da Anadolu Liselerinde durumun bundan daha farklı olduğunu ama bu kadar bihaber olmalarını da beklemiyordum açıkçası.

Edebiyattaki paragraf sorularına gıcık oluyorlar, hele uzunsa daha da çok gıcık oluyorlar. Sonuna gelene kadar başını unutuyorlarmış. Bunu söyleyenler lise öğrencisi ve bahsettikleri paragraflar en fazla 6-7 cümleden oluşuyor... "O soruları daha kolay yapabilmeniz için kitap okumanız gerek" diyorsunuz, kitabın kendisini bırakın okuma düşüncesi bile onları sıkıyor!

Matematikten nefret ediyorlar. Fizikten de. Kimya ve biyolojiden de. İngilizce'den nefret ettiklerini söylememe gerek bile yok. Hele tarih ve coğrafyadan bahsetmiyorum bile. Ne seviyorlar diye bir sorunuz olmayacağından eminim...

"Geleceğe dair planınız var mı, ne olmak istiyorsunuz?" diye sorduğunuzda gık bile demiyorlar. Birkaç ay sonra sınava girecek olsalar da henüz bir hedefleri yok. "Peki üniversite okumak istiyor musunuz?" dediğinizde 2-3 kişi korka korka kaldırıyor elini.

Bir tanesi aklınca espri yapıyor, "kadın-doğum doktoru olucam ben, kadın-doğum doktoru olmak için ne okumak lazım?". Katıla katıla gülüyor arkadaşları...

Hayatın her anında matematiğin oluşundan bahsediyor sınavı anlatan kişi. 13 sayısının neden uğursuz olduğunu anlatacak, 1-2 şey söylüyor kafa sallıyorlar, konu masonlara geliyor, duyan var mı diye soruyor sınıfa, ses yok. Can sıkan şey masonları bilmek ya da bilmemek değil, yaşadığın dünyadan bu kadar bihaber olabilmek. "Hepiniz bilgisayar kullanıyorsunuz, Microsoft'un sahibini bilirsiniz, kimdi o?" diye soruyorsunuz bu kez duymuş olduklarını tahmin ederek, tek ses çıkmıyor sınıftan.

Tarih sorularından bahsediyorsunuz, örnek vermek için soruyorsunuz 25 kişilik sınıfa, "hani hepiniz bilirsiniz Türklere Anadolu'nun kapılarını açan savaş der dururuz ilk okuldan beri..." diye, "sınıfın tarihçisi X, o söylesin hocam" diyor bir tanesi. Gerçekten o çocuk dışında kimse de bilmiyor 1071'i. 1071'i bildiği için çocuğun kendisiyle gurur duymasıysa ayrı bir komedi.

Gün geçtikçe biraz daha dünyadan kopuk insanlar olduğumuzu görmek için insanları tek tek incelemeye gerek yok. Tanıştığımız insana her şeyden önce "face'in var mı" diye soran insanlar olduk, orası açık. Gün geçtikçe de daha kötüye gidiyor gibiyiz ama bunun farkında olsam da ben yaşadığı dünyayla bu kadar alakasız bir topluluk bulmayı beklemiyordum galiba.

Üzülmeli mi kızmalı mı bilmiyorum ama böyle olmamalı yaa...

"Bizim zamanımızda böyle değildi" mesajı çıkmasın yazıdan. Benim zamanımda böyleydi. Benden öncesi daha iyiydi diye düşünüyorum ama benim zamanımda da böyleydi.

"V. Hugo"yu beşinci Hugo olarak okuma hikayesini kötü bir espri olarak algılamayın mesela. Normalde öğretmenliklere verilmeyen edebiyat derslerinin tamamına yakınını veren bir üniversitenin dördüncü sınıf öğrencisi Çağdaş Fransız Edebiyatı dersinde yaptı bunu. Dördüncü sınıfa gelmiş bir öğrencinin "beşinci"yi okuyamayıp "Hocam burda beşinci Hugo yazıyo yaa nası okuyoruz onu" diye sormasına mı yoksa o dilin edebiyatıyla ilgili senelerce dersler almış birinin Victor Hugo'yu tanımamasına mı şaşırmak istersiniz bilmiyorum. Seçim sizin.

Senelerdir öğrencilere edebiyat anlatan profesör kızdı bir gün sorduğu hiçbir soruya cevap alamamasına. "Varoluşçuluk" dedi, ses yok. "Natüralizm" dedi, ses yok. "Albert Camus" dedi, ses yok. "Emile Zola" dedi, ses yok. Türk Edebiyatına geçti, değişik isimler saydı ses yok. Sonra bir kitaptan bahsetti, hiçbir şey bilmiyorsunuz çocuklar, okuyun biraz dedi. "Kalındır şimdi hocam o yaa kim okiicak" dedi bir tanesi. "Emin ol senin kafan kadar kalın değil" dedi hoca. Öğrenci güldü. "Ne diyorsun hocam" falan demedi, söylenen şey çok hoşuna gitti ve güldü...

Gençlik çok bozuldu muhabbetleri yapmayı sevmiyorum ama netten kız/erkek bulmak, video paylaşmak, tvde dizi ve maç izlemek dışında işi olmayan kocaman bir gençlik beni korkutuyor... (Dizi ve maç izlemeyi küçük gören tiplerdenmişim gibi algılanmasın bu kısım. Tv'den olmasa da ben de dizi izliyorum, ben de maç izliyorum. Ama hayat sadece bu değil.)

4 kişi de demiş ki:

Davudi dedi ki...

Gençliğin hali içler acısı lafını çok kimseden duydum. Bence bunun en büyük sebebi daha kendini yetiştirememiş insanların çocuk yapıp onları da kendileri gibi topluma salıvermesi. Tabi bu durumda öğretmenlere çok büyük iş düşüyor. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır(M.K.A)

buraneros dedi ki...

Durum tespiti anlamında okuduğum en anlamlı ve en güzel yazılardan biriydi. Anlatımdaki samimiyet 10 numara... Yani bir cumartesi sabahı bu kadar derin tespitleri bu kadar keyifle okutabilmek özel bir yetenek. Bunları yazanın da bir eğitmen olması, gelecek adına oldukça umutlu olmayı sağlayan bir durum.

Recep İvedik filmleri üzerine yazdığım uzun bir yazımın kısacık bir bölümünü bu durum nedenlerini anlamak adına buraya taşımak istedim.

''Bu ülkede yakın tarihli bir nokta koyma(12 eylül) döneminin ardından, farklı oyuncaklarla düşünmekten uzaklaştırılan, evcilleştirilmeye çalışılan, biçimlendirilen, düşünme ve tartışma alanları daraltılan ve bunda hiç bir sorumluluğu olmayan bir nesil bu... Ve hepimiz de biliriz ki insan algısı (merak duygusuyla eleştirel ve sorgulayıcı bakmayı öğrenemediği sürece) sunulanlarla biçimlendirilebilir bir şeydir. Tüm bunların ışığında sanırım yapılması gereken direkt ve şiddetle bu çocukların savundukları filmi yerden yere vurmaktan ziyade onları anlamaya çalışıp, hiç tepeden bakmadan ve sabırla gerekçeler ortaya koyup, onlarla eşit koşullarda ve onlara saygı duyarak tartışmak.''

Aslı dedi ki...

Durum içler acısı ancak eğitim sistemimizin ezbere dayalı, değişmek bilmeyen durumu ve ailelerin çocuklara hayatta ne beklediklerini sormayı öğretmek yerine kendi doğrularına göre yönlendirmeye çalışmaları buna neden oluyor.

Kurslara koşturma telaşı içinde kişisel gelişim bir kenara atılıyor (kişisel gelişim derken bale, piyano dersleri, ingilizce kursları gibi klişelerden bahsetmiyorum).

ayşa dedi ki...

gençlik nereye gidiyor bilmem ki , teknoloji ilerdedikçe gençler düşünme yetisini kaybediyor. Her şeyleri o kadar teknolojik ki, düşünmek için kafalarını yormuyorlar bile.. Onlarda haklı kendilerince msnde 2-24 gördüğü insanlarla chat yapıp eğleniyorsa, ailenin durumuda iyiyse ve istediğin bölümde para gücüyle sadece barajı geçerek okuyabiliyorlarsa(giderek artan özel üniler bunun en büyük ispatı) kim oturup düşünmeye kafa yorar ki! Kim suçlayabilir ki onları

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?