31 Temmuz 2009 Cuma

Şşşşşşşşşşşşştttt

Yazmak terapimdi ya hani benim, abuk sabuk da olsalar bir iki kelime yazınca hafiflerdi ya sıkıntım... Bu sefer öyle değil galiba.. Yazmanın iyileştiremeyeceği bir şey hissediyorum bu sefer..

Hiçbir şey yapmak istemiyorum bir süre.

Biliyorum nankörlük ediyorum, biliyorum insanlar kat kat zor şeyler yaşıyorlar ama kendimi iyi hissetmeyi başaramıyorum bu sefer...

Yakın zamanda daha büyük bir mutsuzluğun beni beklediğinden de eminim hem! Pollyanna olmayı da beceremiyorum.. Olsam kaç yazar, başıma gelecekleri bildikten sonra..

Bir süre sesim çıkmayacak. Merak eden olur mu bilmiyorum, merak etmez onu biliyorum!

Belki bir gün, belki 1 hafta sonra dönerim. Kendimi iyi hissettiğimde dönerim demiyorum o çok zaman alacak bu kez..

Ne zaman yazmanın beni rahatlatacağını hissedersem o zaman buralarda olurum. Ama bir süre yokum...

(zaten hiç yokmuşum ki!)

30 Temmuz 2009 Perşembe

There's no reason for living with a broken heart

Queen bir şarkısında der ki;

"I don't want my freedom
There's no reason for living
with a broken heart"

İnsan hiçbir şey istemiyor bazen.

Kırık bir kalple yaşamaya devam etmek için herhangi bir sebep var mı?

Yaşamak saçma sapan bir hal almışken yazmaya devam etmenin bir anlamı var mı peki?

Yok.

Yoruldum...

28 Temmuz 2009 Salı

Bu bir özlem yazısıdır!


Okuyacağınız yazı özlem duygusunun epey baskın olduğu bir yazıdır, isterseniz kaçabilirsiniz.

Birkaç gündür "yaa bilgisayarda Malt yokmuş, acaba cd nerede" diye sesli düşünüp düşünüp cdyi aramaya üşeniyordum. Az önce bir karıştırayım cdleri dedim ve buldum. Şimdi de dinliyorum ve kafama bir soru takıldı..

"Nerede yahu bu Malt?"

Neden sesleri çıkmıyor, neden, nedennn?

Çıkıyor da ben mi duymuyorum ya da?

Ne güzel müzikler yapıyorlar, ne güzel sözler yazıyorlar. Ben yeni yeni şarkılarını dinlemek istiyorum artık! Türkiye'de hâlâ birileri "hakkını vererek" rock müzik yapıyor, Malt bunun en güzel örneklerinden biri.. Hani diyorum, yakın zamanda bir albüm yapsalar, şöyle keyifle dinlesek.. Hoş olmaz mı?

Kimdir bu Malt, bilmeyenler bakabilir:






Ben dinlemeye devam ediyorum..

Maymundan geldiğim şüpheli belkiiii
Yaşlandıkça katıra gidiyorum en azından orası belliiiiiii


27 Temmuz 2009 Pazartesi

Otobüs insanları -3-

Otobüste düşmeden ayakta durabilmek yetenek işidir.
Hareket halindeki otobüste herhangi bir yere tutunmadan otobüsün arka kısmına kadar yürümeyi başaran insanlar vardır, onlar bu işin üstadlarıdır kanımca.

Onların ardından ayakta dururken kitap okuyabilenler ve uyuyabilenler gelir.

Ayakta dururken nasıl uyunur hiç denk gelmediyseniz anlatayım. Yukarıdaki demirden tek elinizle tutunursunuz, dirsek kısmından hafifçe kırarsınız kolunuzu. Başınızı o kısma yaslarsınız ve uyursunuz. Tabi boyunuz da uygun olmalı bunun için.

Ben böyle uyumadım hiç, sadece gördüklerimi anlatıyorum. Ben otururken bile uyuyamıyorum ayakta nasıl uyuyayım?

Otobüste ayakta duran insan Umut Sarıkaya karikatürlerinde poşet taşıyarak kas yapacağını sanan insan gibi şeyler düşünür zaman zaman. Otobüs demirine asılmakla vücudunun müthiş bir esneklik kazanacağını, kol kası yapacağını falan hayal eder. Henüz otobüs demirine tutunarak vücut geliştirmiş bir insanla tanışmadım. Varsa tanıdık bir zahmet benimle de tanıştırın..

Ne demiştik, otobüste ayakta durmak yetenek işidir. Karizmanızın çizileceği bir durum varsa otobüsten uzak durmalısınız. Çünkü insanın başına ne geleceği belli olmaz :p

Günlerden bir gün otobüsteyiz arkadaşımla. Arka arkaya dizilmiş tekli koltuklara oturmuşuz, ben öndekindeyim. Rahat konuşabilelim diye hafif yan oturuyorum. Biz böyle otururken iki üniversite öğrencisi bindi otobüse. (Biz lisedeyiz o vakitler.)

Hani ilişkilerinin henüz başında olan bir çifti 50 metreden tanımanızı sağlayacak durumlar vardır, ellerini kollarını nereye koyacaklarını bilmezler, durmadan gülerler vs. Bunlar tam olarak o durumda. Ya çok taze bir çiftler ya da oldu olacak gibiler :) (Bütün insanlar aynı duruma düşseler de başkalarıyla dalga geçmeyi asla ihmal etmezler :p )

Geldiler bizim yanımızda durdular. Kız olan arkadaşımın koltuğunun başındaki demire tutunmuş, erkek olan benim koltuğumdakine. Biz bir yandan sohbet ediyoruz, bir yandan onların heyecanlı hallerine gülüyoruz, yolculuk böyle devam ediyor.

Otobüsümüz bir dönüşe epey hızlı girdi, bizim kız kişisi iki eliyle tutunduğu için sorun yaşamadı. Erkek kişisi tek eliyle tutunuyordu, otobüs hızla dönünce bizimki de bir döndüüüüü...

ve gelip kucağıma oturdu.

Yeni erkek arkadaşını bir kızın kucağında otururken gören kızın yaşadığı mı, durup dururken kucağına tanımadığı bir adam düşen sLn'in yaşadığı mı yoksa yeni kız arkadaşının yanında tanımadığı bir kızın kucağına düşen çocuğun yaşadığı mı daha büyük şok oldu siz karar verin :)

Kız içinde bulunduğumuz duruma epey güldü, o güldükçe çocuk kızardı. İlişkilerinin başlangıcında bir çift için sevimsiz bir an oldu.

Diyeceğim odur ki hareket halindeki otobüste ayakta durmak zordur, hele İstanbul trafiği ve yollarını düşünürseniz daha da zordur. Karizmanız sarsılacaksa otobüse binmeyin derken kastettiğim durum buydu :) Yürüyün, olmadı yanınızdakini kandırın işim var ben sonra gelirim diye ve sonraki otobüse binin :p
Ne olur ne olmaz..

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Nefret dolu bir mim!

Aslında bu ara nefret dolu değilim pek, bazen her şeye uyuz olur ya hani insan, işte o dönemlerden birinde değilim sanırım..

Yine de mim gelmiş, bakalım kimlerden nelerden nefret ediyormuşuz :)

Ukturk ve Damat Ferit'e teşekkür edelim önce mim için, sonra başlayalım..

Kişiler ve kurumlar olarak ayırmadan aklıma gelenleri sıralasam olur sanırım :p

*Aşırı sıcak havalardan

*Hâlâ çıkış belgemi vermeyen öğrenci işlerinden

*5 dakikasını ayırmayarak haftalarca çıkış belgesi için beklememe neden olan o sinir bozucu adamdan (hocalarımın biri)

*Kendisinden farklı düşünenlerin hepsinin aptal olduğuna inanan tiplerden

*Sadece işi düştüğünde peşinde dolaşan arkadaş bozuntularından

*Yalan söylenmesinden (durum oldu bu)

*İğrenç reklamlardan (son zamanlarda turkcell mesela, merak ne güzel şey aaaaaaaaaaa)

*Bizi kazıklayan Türk Telekomdan

*Her şeyin aşırısından

*Vanessa Paradis'ten (bir kadın bu kadar şanslı olmamalı ama yaa)

*Yaptıkları korkunç şarkılara gittiğim her yerde maruz kaldığım bütün şarkıcı bozuntularından

*Gazetelerin arka sayfalarında reklam olmasından

*Gazetelerin arka sayfasında abuk sabuk bir haberle birlikte verilmiş çıplak manken fotoğrafları
olmasından

*Sivri sineklerden

*Bütün böceklerden

*Karşımdakinin söylediğim şeyi anlamak istememesinden

*Sinsi insanlardan

*Samimi gibi görünüp aslında durmadan karşısındakinin açığını yakalamaya çalışan insanlardan

*Kompleksli tiplerden

*Kendisini çok öven insanlardan

*Akrabalarımızın bir kısmından

*Maç izlemeyi işkenceye çeviren spikerlerden

*Sinema sitelerinde her filmin altına "çok iğrenç, izlemeyin" yazan tiplerden (sana ne, belki ben
çok beğeneceğim?! Öyle filmlerin altına yazıyorlar ki insan gülme krizine giriyor arasıra)

*Bilmediği konular hakkında atıp tutmaya bayılan tiplerden

*Kendi zevklerini bana kabul ettirmeye ve sevdirmeye çalışanlardan ("aaa onu bırak gel bunu
dinle" gibi. Sonra bunu söyleyeni bırakıyoruz, eğlenceli oluyor)

*Normal insanlar gibi canım sıkıldığında insanların bana depresyona girmiş insan muamelesi yapmasından (can sıkıntısı bee, iki saat sonra geçer, neden abartıyoruz..)

*Her türlü sıkıntımın aynı kaynağa bağlanmasından

*Başkasını kötüleyip kendini yüceltmeye çalışan tiplerden

*"Ayyyy bunu nasıl sevmezsiiiiiin" denmesinden

*Herkesin farklı zevkleri olabileceğini anlatamamaktan

*Kapanışı ilk maddeyi tekrar yazarak yapmak istiyorum: "Sıcaktaaaaaaaan"

Nefret ediyor olabilirim :)

Ciddi ve nefret dolu bakışlarla okumayın lütfen, gülümseyerek yazıldı bu maddeler :)

Nefretini kusmak isteyen herkes üstüne alınabilir mimi. Yine de yollayayım ben ama :p


Yazın bakalım :)

Sıcaaaaaaaaaaaaaaaakkkkkkk

Bu sıcakta nasıl yaşanır, evden dışarı nasıl çıkılır, gece nasıl uyunur?

Nefes alamıyoruz! Özellikle bugün korkunç bir sıcak var.

Ben kış çocuğuyum, nefret ederim sıcak havalardan.

Bak tv'de sıcak hava İstanbul'da yarın da etkisini sürdürecek dedi şu an..

Offffffffffffffffffffffffffffffffffffffffffff

23 Temmuz 2009 Perşembe

Güzel bir gün bugün!



Dünyanın en pozitif insanları sayılamayacağımızın farkındayım ama karamsar insanlar da değiliz aslında biz. Her daim sebep arıyoruz kendimize gülümseyebilmek için, bazen bulunmuyor, ne yaparsak yapalım olmuyor. Bazense hiç ummadığımız bir yerde bekliyor bizi..

İstiklal caddesinde bir kafedeymiş bugünkü mutluluğumuz mesela, kahve fincanlarında, 2 gün sonra "doğum günü çocuğu" olacak güzel bir kızın erken doğum günü sürprizi karşısında yaşadığı şaşkınlığında, ilk defa gördüğümüz bir adamın sözlerinde, aynı yerine kadar yemeyi başarabildiğimiz kreplerde..

Marifet görebilmekteymiş ya hani, iyi ki kolay olabiliyor bazen görmek.

Bugün hayat güzel, kesinlikle güzel!

Öyle işte, paylaşayım istedim :)

Bir temmuz hikayesi..

İki binle başlayan senelerden birinde, bir temmuz ayında bir kağıt bir de kalem alıyorum elime. Bir hikaye yazacağım ya da bir masal. Mutlu başlayan ve mutlu bir sonla biten bir masal.

Oturuyorum masamın başına, önce karar veremiyorum nasıl olması gerektiğine. Onlarca soru var beynimde, nasıl olmalı, kimler olmalı, hikaye nerede geçmeli. Belki de hepsinden önemlisi bu hikaye yazılmalı mı?

Sonra kahramanlarım huzursuzlanmaya başlıyor, "yazacaksan yaz" diye. O zaman kararımı veriyorum, yazacağım!

İstanbul'da başlıyor hikayem, başka neresi olacaktı ki. Kahramanlarsa ha gitti ha gidecek. Tutmaya uğraşıyorum, çeşit çeşit şeyler seriyorum önlerine.

"Ne olur kalın!"

Kalıyorlar, ama sonsuza dek kandıracak değilim ya!

İki kahraman vardı hikayemde. Biri vardı, biri varla yok arasıydı. Sonra bir gün kızdı varla yok arası olan, kalemi aldı elimden. Hikayem kendi kendini yazmaya başladı..

Hikayenin başlarında aklının bir köşesinde gitme fikri olan kahramanım bir yerden sonra diğerini tutmaya çalışan taraf oldu. Kalmaya kararlı olansa gitmeye çalışan taraftı artık.. Hayat hep böyleydi ya zaten. Bir şeyler hep değişirdi.. Durmadan..

"Gitme" dedi, diğeri gitmedi.
"Gitme" dedi, yine gitmedi.
"Gitme" dedi, dinletemedi..

Kalem zaten gitmek isteyenin elindeydi.

Durup dururken "son" yazdı sayfanın altına, hayatta hiçbir şey durup dururken olmaz sanırdı öteki...

Haklı sebepleri vardı belki, öteki hiç bilmek istemedi.

Kalemi de kağıdı da bırakıp gitti biri.

Öteki kalabalık bir caddenin ortasında elindeki kalem ve kağıda bakakaldı. Ne zaman temiz bir sayfayla gelse başka biri, "git" derdi, "Benim hikayem çoktan yazıldı ve bitti"..

İki binle başlayan senelerden biriydi yazmaya başladığımda, aylardan temmuz, senenin tam bu zamanları..

Bir kağıt...
Bir kalem...
Yoktan var edilmiş bir umut...
"Biri" hep bekledi.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

İyi misin?

Hani bazen bir şarkı dinlersiniz, bir şiir okursunuz, bir filmde bir replik duyarsınız ve inanamazsınız. Kendiniz yazmış olsanız duygularınızın ancak bu kadar iyi anlatılmış olabileceğini düşünürsünüz..

Bazen, özellikle kelimeleri bir araya getirmeyi başaramadığım zamanlarda oturup ararım bir şeyleri benim yerime daha önce anlatmış olanları.. Bazen bulurum, bazen bulamam. Bazen onlar beni bulur..

Günlerdir kafamda yazılacak çok fazla şey var. Ruh halim üzerine, yılın bu zamanları üzerine, hissettiklerim üzerine.. "Yazılacak" değil de "yazmak istediğim" demeli belki. Ama bir türlü başaramadım yazmayı. Öğlenleri "gece yazarım" dedim, geceleri "geç oldu yarına kalsın" dedim, hep kaldı..

Sonra bugün, bir saat kadar önce izlediğim dizinin sonunda bir şarkı duydum. İlk defa.. Sesim çıktığınca eşlik etmek istedim duyduğum o şarkıya. Kelimeleri hiç de yabancı gelmeyen o şarkıya..

Lucinda Williams söylüyor, ismi "Are you alright"

Are you alright?
All the sudden you went away.
Are you alright?
I hope you come back around someday.
Are you alright?
I haven't seen you in a real long time.
Are you alright?
Could you give me some kind of sign.
Are you alright?
I looked around me and you were gone.
Are you alright?
I feel like there must be something wrong.
Are you alright?
'Cause it seems like you disappeared.
Are you alright?
'Cause I been feeling a little scared.
Are you alright?

Chorus:
Are you sleeping through the night?
Do you have someone to hold you tight?
Do you have someone to hang out with?
Do you have someone to hug and kiss you,
Hug and kiss you,Hug and kiss you?
Are you alright?

Are you alright?
Is there something been bothering you?
Are you alright?
I wish you'd give me a little clue.
Are you alright?
Is there something you wanna say?
Are you alright?
Just tell me that you're okay.
Are you alright?
'Cause you took off without a word.
Are you alright?
You flew away like a little bird.
Are you alright?
Is there anything I can do?
Are you alright?
'Cause I need to hear from you.
Are you alright?

Chorus

Are you alright?
Are you alright?
Hey...

İyi misin?

Sepet sepet yumurta

Kitabımı alıp yatağıma uzanma planları yaparken aklıma bugün sevdiğim blogları gezmediğim geldi. Şöyle bir bakınırken okuduğum bir yazı üzerine nasıl duygulandığımı anlatacak kelime bulamıyorum şu an..

Sevgili Ukturk'umuz maniler yazmış, beni de unutmamış :P

Buyrun okuyun:

İstiklal'de attım nara
Kalbimde açtı bir yara
İsmi Selin olunca
Kızamıyor insan yar'a

:))

Diğer manileri de okumak istiyorsanız tıklayınız.

Yetenek olsa karşılığında bir tane de ben yazacağım ama ben kiiim mani yazmak kiiiim :D

Gece gece keyfim yerine geldi vallahi :p


21 Temmuz 2009 Salı

Çocuk parkında

Gecenin bir saatinde bir çocuk parkına düşüyor yolumuz. Gündüz olsa uzaktan bakar geçeriz, biliyoruz. Yaşımızdan başımızdan utanırız!

Hayır, çok uzakta değil çocukluk yıllarımız. Ama küçük çocuklar binmek için sıra beklerken biz salıncakta sallanırsak muhakkak biri "bu yaşta" salıncakta sallanmamıza laf eder diye uzakta kalırız.

Ama gece bizim!

Park bizim!

Salıncaklar bizim!

Koşuyoruz, zıplıyoruz, kaydıraktan kayıyoruz, salıncakta sallanıyoruz..

Bu halimizi görüp bize çocuklarını emanet etmeyecek ebeveynleri düşünüyoruz, gülüyoruz..

(Sanırım ben olsam asıl bu görüntü üzerine çocuğumu o öğretmenlere emanet etmek isterdim.)

Eğleniyoruz, bir çocuk parkında çocuklar gibi eğleniyoruz...

Kocaman bir gülümseme kalıyor geceden geriye ve baktıkça gülümsenecek fotoğraflar...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Ortaya Karışık XVI


*Yeni bir blogu takibe aldığınızda "tebrikler artık siz de x'in takipçisisiniz" gibi bir yazı çıkıyor ya ekranda, işte o an kendimi çok mühim bir şey yapmışım gibi hissediyorum ben. Kimsenin yapamadığı bir şeymiş, sanki aylarca çalışmışım ve o blogu izlemeye hak kazanmışım gibi.

*Benim durduğum yerde kendimi sakatlayabilme yeteneğim var. Yatakta yatarken bileğimi burkabilirim mesela ben, ya da bacağımı.. Biraz daha zorlarsam kırabilirim bile. Ben var ya beeen..

*17 senedir öğrenci olan bir insan kendinden bahsederken öğretmen demeye biraz zor alışacak sanırım. Doktor, mühendis, eczacı, bankacı vs demek de tuhaf geliyor olabilir birilerine ama bir gün öğretmenlerle başı belada olan bir öğrenciyken ertesi gün kendine öğretmen demeye başlamak daha tuhaf. Kendimden bahsetmem gerektiğinde meslek kısmında ne söylemeliyim karar veremiyorum şu sıra..

*Ben gözlük kullanmaya alışamadım ve alışamayacağım. Allah korusun numarası büyürse ve sürekli takmak zorunda kalırsam o zaman ne yaparım bilmiyorum. Neredeyse 2 sene oldu kullanmaya başlayalı, hâlâ yüzümde bir fazlalık varmış gibi hissediyorum, gözlük olduğunu unutarak fazla yaklaşıyorum bir şeye, sonrası malum, küt diye çarpıyorum gözlüğü. Masanın altından bir şey almaya uzandığımda daha çok mesafe var sanıyorum, sonra gözlüğü çarpınca aslında çok yakında olduğumu anlıyorum. Böyle bir şey işte..

*Sıkılıyorum. Evde boş boş oturmaya alışkın bir insan değilim, ne yapacağımı şaşırıyorum. Dizi izliyorum, film izliyorum, kitap okuyorum, mutfakta bir şeylerle uğraşıyorum ama zaman bir türlü geçmiyor.. Bütün gün mail forwardlayan, facebookta insanların fotoğraflarının altına yorum yazarak saatlerini geçiren insanları küçük görmeyin, insanın yapacak işinin olmaması çok fenaymış. Gerçi bahsettiğim o insanlar için bunlar yapılacak iş haline gelmiş di mi :-/

*Kendimi mutfak işlerine vereyim, sonra tariflerimle bir yemek blogu açayım diyorum. Nasıl fikir?

*Yukarıdaki madde ciddi değil :) Yok artık Lebron James hatta. Tamam yemek bloglarını seviyorum bütün obur insanlar gibi ama uzaktan..

*Bu belirsizlik beni öldürecek!

*Hâlâ okuldan çıkamadım. Finallerden geçtim, en erken benim işim bitti, büte kalan arkadaşlarım bile çıkışlarını aldılar, ben alamadım! Bu nasıl bir şanssızlıktır anlamadım ki!?

*Cuma günü okula giderken biraz hüzün vardı, "şimdi çıkışımı alacağım ve artık bu okulun öğrencisi olmayacağım" diye düşününce hüzünleniyormuş insan. Sonra çıkışımı o gün de alamayacağımı öğrendim ve kızdım. İnsanoğlu böyle işte. Çıkışını verseler bir dert vermeseler ayrı bir dert..

*İnsan temmuz sıcağında nezle olmamalı, hayır olmamalı!

*Bazen o kadar uzun vadeli planlar yapıyoruz ki korkuyorum kendimden. (planı topluca yapıyoruz, herkes benim gibi korkuyor mu bilmiyorum.)

*Yaz ayları gelince çoğu blogger normal temposunda yazmıyor, farkındayım, ben de onlardan biriyim ama benim bahanem yaz ayları değil. Ya evde misafirim oluyor ya ben birinin evinde misafir oluyorum, "siz iki dakika oturun ben blog yazayım" denmez tabi.. Ama telafi ederim :)

*Herhangi bir giysinize reçine bulaşırsa asetonla çıkarabilirsiniz, aklınızda bulunsun. Ben denedim çıktı. (faydalı bilgiler de verelim di mi..)

*Reçineyi nereden bulduğumu merak ederseniz ona da cevap vereyim. Sevgili kampüsümüzün bahçesindeki banklara oturunca yapışıp kalıyorsunuz.

*Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ rüyalarımızda finallere girip çıkıyoruz, hocalarla problemler yaşıyoruz, mezuniyet balosuna gidiyoruz... Sadece ben böyle değilim, sevgili arkadaşlarımın hepsi aynı dertten muzdarip. Psikolojimize nasıl etki etmişse şu son dönem olanlar...

Eh bitsin bu karışık burada..

19 Temmuz 2009 Pazar

19.07!



19.07.2009

Dünya Fenerbahçeliler Günümüz kutlu olsun!!

12 Temmuz 2009 Pazar

Gugıl analitiks 9

*Google'ı açıp arama kutucuğuna gitmek istediği sitenin adresini yazan güzel insanlar, ben size ne diyeyim :)

*"uyuz insan"
Bu arama ısrarla bana geliyor. Anladık uyuzum tamam, google da bunu farkında onu da anlıyorum.

*"ben8"
"ben7"
Bu arama neden yapılmış olabilir bilmiyorum.

*"oooooooooooof"
Ah yavrum, bu çok sıkılmış ve anlatacak kimsesi yok :( İyi ki google var!

*"marmara üniversitesi mezuniyet 20 haziran 2009"
Heeey merhaba! Sen de mi oradaydın?

*"1 ekim 2008 çarşamba 12.45"
Bu sanırım bir randevu! Ama kaçırdım ben.. Başka zamana alsak olur mu?

*"2009 dgsye nerde girilicek nası öğrenicez"
Önce yazı yazmayı öğreneceğiz, DGS'ye nerede gireceğimizi sonra öğreniriz. Ayrıca ben bilmiyorum, burada zaman kaybetmişsin..

*Film aramış kendine, bir de yaş aralığı vermiş. 10-12 yaş arası olsunmuş! Allah sizi bildiği gibi yapsın!!! İğrenç yaa!

*"antalya oreironun dizileri"
Yabancı ünlülerin isimlerini ne kadar yanlış yazabileceğimizi gördüğümüz bölümümüze hoş geldiniz! Bu seferki şanslı ünlümüz antalya oreiro!

*"arkadaşlar köpek havlama sesi dinleyemiyorum yardımcı olurmusunuz"
Arkadaşlar dediği google çalışanları sanırım. Ya bir de köpek havlama sesi dinleyememe olayını ben pek anlamadım.

*"bahtsızlık üzerine güzel sözler"
Bu aramayı bana yönlendiren google'ın önünde saygıyla eğiliyorum!

*"bir kıza bakmak görücü hüslü"
:D
Kız istemeye mi gidiyoruz anlamadım ben :)) Bizim oğlanın niyeti ciddi :p

*"bir kızla konuştuğun zaman sorulması gereken sorular"
Yaa boğmayın kardeşim bizi! İş başvurusunda gibi hissettirme karşıdakini..

*"Bizimkisi kafayı sıyırdı ne yapmalıyım"
Ah yavruuum :) Topla eşyalarını annenin evine kaç :p

*"canlı yayında zkcye nasıl mesaj gönderilir"
Ah be güzelim, programın başını dinle, söylüyordur nereye göndereceğini. Her şeyi de google'dan beklemeyin canım!

*"büyüdüm ben"
Aferin sana.

*"disco kralı pink floyd"
O da olur tabi :)

*"dünya denen bu hanede, elbet biri seni anlar translation"
Babanızın çevirmeni mi var burada?

*"dışarıdaki eşyalardan hamile kalınır mı"
Anlayan beri gelsin.

*"ebru gündeş ömer durak düğün fotolarına bak"
Tam yerine geldin dostum ;)

*"erkek kaba davranıyorsa"
Kaba bir erkektir.

*"Ersin Karabulut kalp neden sağda"
Çok aşıkmış ne yaptığını bilememiş :p O resmi çizdiği dönemle dalga geçmişti bir yerlerde, hatta ben de ondan bahseden bir yazı yazmıştım ama ara ki bulasın..

*"fransızca öğretmenliği ataması"
Yok öyle bir şey ;) Merhaba kader arkadaşım!

*"Fransızca öğretmenliği staj raporu"
Daha detaylı bilgi verirsen yardımcı olurum. Gözlem stajı mı yoksa öğretmenlik uygulaması mı? Öğretmenlik uygulamasıysa bir mi iki mi? Daha detaylı bilgi lütfen.

*"garou'nun konser bileti kaç para"
Bilmem.

*"grup şarap lanetli rapunzel klibi izlemek istiyoruz"
Hepiniz birden mi?

*"gugıl sevgilimle yarın ne yapalım"
Dayaklık bunlar dayaklık!

*"herkeze uyuz oluyorum"
Ben de "herkez" yazanlara uyuz oluyorum.

*"high tension 143 ülkede yasaklanma nedeni"
"Bu kadar kötü bir filmi biz sinemalarımızda göstermeyiz" deyip yasakladıklarını tahmin ediyorum zira zerre kadar korkutuculuğu olmayan ve oldukça kötü bir filmdi. Tek konrkunç yanı herkesin Fransızca konuşması diye bir yorum yapmıştım izlediğimde..

*"hobileriniz sorusuna en güzel cevap"
Bu aramaya yorum yapamıyorum.

*"johnny depp'in gözü ne zamandır bozuk"
ve yine geldik Johnny Depp'in gözlerinin bozuk olması konulu aramalarımıza. Size ne dostum size ne?!

*"kafaya takmamak nasıl öğrenilir"
Kendiliğinden..

*"karımın hayatında biri mi var"
Ben bunu nereden bileyim?

*"kızları nasıl kandırabilirim"
haha, bu saflıkla zor be evladım :))

*"kızları uyuz edecek laflar"
Yaş: 10-11.

*"martıların çiflesmesi hangi aydadır"
Sana ne :))

*"maximillian kohler filmde"
Yok.

*"mecidiyeköy lisesi 2008 mezunlarının isimleri"
Ben 2004 mezunuyum canım, 2008 mezunlarını hiç görmedim. Ama hocaları tanıyorum, 2008 mezunlarının birinden hoşlandığın belli, bana kim olduğunu gösterirsen hocalardan ismini öğrenirim :P

*"notre dame de paris dvd d&r"
Ne d&r'da ne de başka bir yerde yok öyle bir DVD. Ben çok aradım :(

*"oğlak kızlarından kaçın"
Bu aramanın bir "oğlak kızına" yönlendirilmesi ironik değil midir peki?

*"side order of life online izle çabuk"
"Çabuk" yazınca daha hızlı mı arıyor?

*"tıbbiyeli mustafanın oynadığı totem filmi"
İyice "totem filmi" oldu yalnız :) "Aşk Tutulması" efendim. Zaten bu aramayı yaparak ulaştığınız yazıda sorunuzun cevabı vardı.

*"zamanında gelmeyen aşk"
"Gelsin" de zaman önemli değil :)

*"Çok ağlayınca midem bulanıyor"
Sorma benim de..

*"öğretmeninin aşık olduğunu nasıl anlarsın"
Öncelikle sana ne?! Sana aşık olmadığından emin olabilirsin. Ayrıca öğretmen de insandır, bir doktorun, bir çiftçinin, ne bileyim köşedeki bakkalın aşık olduğunu nasıl anlıyorsan öğretmenin aşık olduğunu da öyle anlarsın.

Bitti :)

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Srebrenitsa katliamından 14 yıl sonra..

Srebrenitsa katliamının 14. yıl dönümü bugün. Unutulmamalı..

Hollandalı BM askerlerinin olanlara göz yumup 10.000'e yakın Müslüman Boşnağın sırplar tarafından öldürülmesine izin verişinin 14. yıl dönümü. Geçmişle aramız çok iyi değildir, sevmeyiz tarihi kitaplardan okumayı belki ama Srebrenitsa'da insanlar katledilirken buralardaydık biz. Gördük olanı biteni. En azından gördüklerimizi unutmamayı becerebilelim..

Yeni yeni toplu mezarlar bulunuyor bugün orda..

Çocuğunun, babasının nerede yattığını bilmeyen onlarca insan..

"Güvenli bölge" ilan edilmiş Srebrenitsa, çevre bölgelerden de insanlar buraya toplanmış. BM güvence vermiş hiçbir şey olmayacağına dair. Sırplar geldiğinde BM Barış gücü kılını bile kımıldatmamış olanlar karşısında. Hatta Sırplara yardım ettikleri dahi söyleniyor ki çok şaşırtıcı bir durum olmaz sanırım.

Sonrası malum.. 10.000'e yakın Müslüman Boşnak.



Ben susayım. Srebrenitsa'lı bir annenin sözlerini okuyun siz:
"İnsanlar oğullarından gelin, torun beklerken biz cenaze, tabut bekliyoruz. Senelerdir bizim sevincimiz, neşemiz kalmadı. Tek neşemiz, tek umudumuz, maalesef baba, oğul ve eşlerimizin cesetlerini bulmak. Üzücü ama öyle. Onları uzun süre dönerler umuduyla bekledik... Hep dönerler diye umutlar içinde. Ama artık tüm umutlar da tükendi. Artık tek umudumuz onların cesetlerini bir bütün içinde bulmaktır. Allah bunu nasip ederse, çok mutlu olurum. "


Şuradan da fotoğraflara bakabilirsiniz: http://srebrenitsa.ihh.org.tr/foto/index.php


İlk fotoğraf ntvmsnbc.com'dan, ikincisi Yeni Şafak'tan, üçüncüsü şu an adresini hatırlayamadığım bir blogtan..

10 Temmuz 2009 Cuma

Bunlar da benim itiraflarım olsun..

Mim yazmayı seven az sayıda bloggerdan biri olduğumun farkındayım, mim gelince mutlu oluyorum bazen :) Bu kez mim persona noN grata'dan, konumuz "itiraflar"..

Bakalım itiraf edebileceğimiz neler var..

*Sabah friendfeed'te itiraf ettiğim, hatta kendime epey de güldüğüm bir şeyle başlamak istiyorum. Efendim hatırlar mısınız bilmem. Benim ilkokul yıllarıma denk gelen senelerde Rengin isminde şarkıcı bir abla vardı, "bize neler neler öğrettiler sevdalar üstüne, aldatıldık aldatıldık sevda böyle değil" diye bir şarkı söylerdi. İşte o şarkıda "kimimiz yerle yeksan" dediği bir bölüm vardı, ben orayı hep "kimimiz yerler insan" olarak algılardım. O kısımda yamyamlardan bahsettiğini ve vermeye çalıştığı mesajın "her türlü insan var anacım" mesajı olduğunu düşünürdüm. Çocukluk işte..

*Geçmişte yazdığım bir yazıda (bu yazıda) deterjancı Arif Amcamıza yaptığımız işkencelerden bahsetmiştim. Bu sabah yine friendfeed'de gördüğüm çocukluğumuzda yaptığımız telefon sapıklıkları konusu üzerine Arif Amca'yı hatırladım. Telefonla onu bunu arayıp saçma saçma konuşma işini genelde Arif Amca'nın dükkanındaki telefondan yapardık, evden yapıyorsak bu kez kurbanımız Arif Amca olurdu. Adamı canından bezdirdiğimizin farkında olduğumu da aklımdayken itiraf etmiş olayım. Utanıyorum düşününce.

*Böceklerden korktuğumu itiraf etmiş olmalıyım ama emin değilim. Korku mu daha baskın yoksa tiksinme mi açıkçası farkında değilim, tek bildiğim onlarla aynı ortamda bulunmayı kesinlikle istemiyorum. En çok korktuklarım örümcekler. Fotoğraflarına bakmaya bile dayanamam.

*Bitlerden bahsederseniz kaşınırım. Kısa ve net.

*Bazen yolda karşıdan tanıdık birinin geldiğini görüyorum ve içimden dua etmeye başlıyorum: "Allahım beni görmesin, ne olur görmesin" diye. Görmeyince mutlu oluyorum, görünce kendimi zoraki muhabbetlerin içinde buluyorum. Eh tabi herkes için geçerli değil bu durum. Çoğunlukla sevmediğim akrabalar, tanıdıklar vs.

*Bir önceki maddenin devamı gibi olsun bu. İnsan akrabalarını sevmeyebilir, hatta nefret edebilir, yüzünü gördükçe midesi bile bulanabilir. Olur böyle şeyler. Aramızda kan bağı olması, o kan bağının da aslında epey uzaktan bir bağ olması birbirimizi sevmemiz gerektiği anlamına gelmez. Bak mesela ben bazı akrabalarımın yüzünü dahi görmek istemiyor olabilirim. Evet bu da bir itiraf.

*Söylemek istediklerim vardı, ama söyleyemiyordum. O yüzden blog yazmaya başladım sayılabilir. Aslında buraya yazmaktansa gidip ona söylemek daha kolaydı ama ben öyle direkt işleri beceremem, illa etrafından dolanacağım. Aslına bakarsanız bu işin mantığını hâlâ çözebilmiş değilim.

*Kimseyi görmek istemem bazen. Hiç kimseyi! Öyle anlarda kimse benimle konuşmasın, "ne oldu" diye sormasın isterim. Çoğunlukla olan bir şey yoktur zaten. İnsanlar bazen yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. O kadar..

*Bir arkadaşımla sevdiğim bir oyuncunun filmine gideriz ya da benim çok sevdiğim bir filmi izler. (film değil kitap da olabilir bahsi geçen) Sonra her girdiğimiz ortamda ondan bahsetmeye başlar. Bir anda feci bir hayranı olur çıkar. Durmadan anlatır, anlatır, anlatır. Sonra ben o arkadaştan soğurum, kendisine gıcık olurum ve hemen ardından bahsi geçen filmden ya da kitaptan da soğurum. Durumu yeterince açık anlatabildim mi bilmiyorum.

*Bilgisayar ekranında "Marmara-Fransızca öğretmenliğine yerleşmeye hak kazandınız" yazısını gördüğüm gün büyük konuşmanın ne fena bir şey olduğunu öğrendiğim gündür.

*"Spor", "sinema", "rock-metal müzik" ve "edebiyat" bloglarına karşı bir kıskançlığım olduğu doğru.. (sanki blog aleminde böyle bir söylenti varmış da ben de doğruluyormuşum gibi..)

*Her sabah uyandığımda o gün için planlar yaparım, sonra bir bakarım akşam olmuş ve ben hiçbirini yapmamışım.

*Yazdığım bazı yazıların ardından yazdığıma pişman olmuşumdur.

*Redkit görünce oturup izlerim. Hiç affetmem.

*Saate baktıktan sonra bana saatin kaç olduğunu sorarsanız tekrar bakıp öyle cevap veririm. Durmadan saate bakmam tamamen alışkanlık, saatin kaç olduğunu merak ettiğimden değil. Öylesine bakıyorum..

*Telefonun alarmını kurup yatarım ama kadar telefonun alarmıyla uyandığım günler sayılıdır. Çoğunlukla kalkmam gereken saatten önce uyanırım.Hatta gece ne kadar geç yatmış olursam olayım yine saat çalmadan önce uyanırım.

*Sinema zevkim hakkında zerre kadar fikri olmayan ya da sinema zevkinden hiç hoşlanmadığım insanlar bana film tavsiyesinde bulununca kendilerini bozasım geliyor ama yapmıyorum. Ayıp tabi..

*Ne zaman yalnız kalmak istesem insanların beni arayası tutar, telefona cevap vermem. Kendileri yalnız kalmak istediklerinde anlayış bekleyen tipler bana aynı anlayışı göstermezse aklımın bir tarafına yazarım bunu.

*Tanıdığım herkes için kafamda oluşmuş listelerim vardır. Onlar hakkında kayda değer şeyler kafamın bir köşesinde durur hep. Bir de olumlu hareketleriyle olumsuz hareketleri bir şekilde durur orda. Bazen birinin yaptığı küçük bir şeye büyük bir tepki göstermem, başka birinin yaptığı büyük bir şeyeyse fazla tepki vermemem hep o kafamın içinde o insana dair tuttuğum şeyler yüzünden olur.

Bir kısmının pek itiraf gibi olmadığının farkındayım ama olsun o kadar :)

Kimler yazdı takip edemedim, Mischief yazsın, o yazmadı onu biliyorum :)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

sıcaaaaaakkkkkkkkkk

Sıcak havalarda hasta olmak daha zor.. Dinlenmek ve kendimi toplamak için uyumaya ihtiyacım var ama bu sıcakta uyunmuyor ki!

Yine de mezuniyet balomu zehir etmediği için minnettarım sevgili boğaz ağzıma. Buna da şükür..

Bloglarımı takip edemiyorum, yazılan yorumlara cevap veremiyorum, friendfeed'de ipin ucunu iyice kaçırdım, sanırım geçmişe bakmayıp şu andan sonrasını takip etmeye çalışmalıyım.

Kış uykusuna yatan hayvanlar gibi biz de yazları uyusak, sıcaklar bitince uyansak ne hoş olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

Ne evde durabiliyorum ne dışarı çıkabiliriyorum. İşin kötü tarafı yarından itibaren çıkış belgelerimizin peşine düşmek zorundayız..

Bu sıcaklarla başa çıkabilmenin bir yolunu bilen var mı??

Nefes alamıyorummmmmm...

7 Temmuz 2009 Salı

5 Temmuz 09-Mezuniyet balosu

(5 Temmuz 09-Mezuniyet balosu)

Aylarca hazırlandığınız şeylerin birkaç saatte bitivermesi can sıkıcı! 40 gün-40 gece yapılsa ya böyle şeyler :)

En hasta halimde olmama rağmen engel tanımadım, attım kendimi mezuniyet balosuna. Kuaförde fön makinesinin de katkılarıyla bir ara ateşim epey yükselince tırsmadım desem yalan olur. Bir de sabah hava durumunu kontrol ettiğimde "sağanak yağış" ifadesini görünce epey tırsmıştım. Ama sağ salim ve kupkuru bir gece geçirdik :)

Okulda birbirimizi her halimizle görmeye alışmış da olsak birbirimizin bu hallerini hiç görmemiştik. O yüzden herkes bir diğerine kül kedisi muamelesi yaptı. "Abi ne olmuş sana yaaaa".

Müzik konusunda tutucu bir insan olduğumu bilen bilir, parti ortamı deyince aklıma gelen müzikler normal şartlarda nefret ettiğim müziklerdir. O yüzden biraz da korku vardı içimde, acaba sıkıntıdan patlar mıyım diye.

İlk müzik grubunun şarkı tercihleri hayal edebileceğimden birkaç kat daha iyiydi. Geceye şahane bir giriş yapmış olduk. Bir ara The Cure şarkısına eşlik ettiğimi bile hatırlıyorum :) İkinci grubun müzik seçimiyse benim açımdan rezaletti :) Şarkıların kimlere ait olduklarını bilmiyorum, hatta çoğunu ilk kez duydum, bir yerden sonra da ne dedikleriyle ilgilenmeyi bıraktım zaten. İçimizdeki hoplama, zıplama, tepinme aşkına onlar bile engel olamadı!

Hiçbir şekilde danslara katılma isteğiniz olmasa bile okulda herkese çok çektiren hocanız yere oturmuş Adnan Şenses'in çamaşır yıkama hareketini yaparken kendinizi oynayanların arasına atıyorsunuz. Kaçar mı o görüntü bee! (Bu arada o hareketi başka insanlar da yapıyor olabilir ama çocukluğumdaki yılbaşı programlarında hep Adnan Şenses yapardı, oradan aklımda böyle kalmış.)

Hayatınızda sadece bir kez yaşayabileceğiniz anlar vardır, mezuniyet balosu da bunlardan biri, o yüzden sonuna kadar tadı çıkarılmalı diyerek eğlencenin dibine vurduk dün gece.. (Ha bir daha üniversite okurum bir daha baloya giderim, yaş olur 27-28, çevremdekilerin hepsi 22-23, arada bana abla diyen terbiyesizler (!) bile olur, ı ıhh bunun gibi olmaz o zaman.)

Ardından pek güzide gece kulüplerimizden birinde aldık soluğu, düşündükçe gülüyorum. Şartlar ne olursa olsun gitmeyi asla istemeyeceğim yerlerden biridir dün gece gittiğimiz yer. Ama öyle bir gaza gelmiş durumdaydık ki "eh hadi gidelim" dedik hemen. Biri Avrupa yakasından Asya'ya yüzelim dese ona da uyardık. Üniversite hayatı boyunca beklenen gün gelince insan yapılacak her şeyin içinde yer almak istiyor galiba. (Sanırım erkekler pek umursamıyorlar bunu da ama okula başladıkları günden itibaren kızların akıllarının bir köşesinde durur mezuniyet balosu :p )

"Bilmediğiniz şeyler hakkında 'ben nefret ederim' demeyin, gidin bir bakın neymiş ne değilmiş, nefret edecekseniz de fikir sahibi olduktan sonra edin." diyen bir hocam vardı zamanında. Kurallarla ve sistemlerle kendince problemler yaşayan ama diğer bütün mağdurlar gibi bu duruma katlanmaya çalışan, sadece metal müzik dinleyen bir edebiyat öğretmeni.

Mesela bana "kalk reinaya gidelim" deseniz size saatlerce gülebilirim. Gece kulübü ortamlarının bana göre olmadığını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Dün gece "Bütün sınıf gidiyor, bir daha ne zaman bir araya gelebileceğiz ki, hadi gidelim" dedik ve artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: "Ben bu tür ortamlardan nefret ediyorum" :))

Güldük, eğlendik, oynadık, zıpladık, tepindik ve bunu da bitirdik.

Güzeldi, kesinlikle güzeldi!

:)

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Yine hasta


Hasta olmak konusunda özel bir yeteneğim olduğundan bahsetmiştim değil mi?

Şu sıcak havada üşütmeyi başardım yine!

Mezuniyet balomdan bir gün önce üşütmeyi başardım!

Boğazım yanıyor.. Her tarafım ağrıyor..

Aferin bana!