30 Aralık 2009 Çarşamba

Gelmiş yeni bir yıl daha..

Bir grup çocukla "hediye çekilişi" yaptım bu yıl, çocukken bizim de yaptığımız gibi :)) (10 yaşındalar.)

"Bana x çıktı yaa, onu istemiyorum" diye gelip kulağıma fısıldamalar, "İnşallah ben öğretmene alırım" duaları, öğretmenden hediye alacak öğrenciye kıskançlıkla bakmalar...

Çocukların arasında olmayı bazen gerçekten seviyorum.

Bir de sevmediğim tarafı var...

Yarın onlarca çocuk "seneye görüşürüz" diyecek bana. Uzun zamandır duymadığım o korkunç espriye maruz kalacağım yine bol bol. Kötü bir durum, bana sabır dileyin olur mu :))

İçimde güzel hisler var bugün. Sanki güzel şeyler geliyor gibi. Neden böyle bir hisse kapıldım bilmiyorum ama umarım yanıltmıyordur içimdeki o ses beni.

Güzel şeyler gelsin bu yıl.

2o1o'un sonuna geldiğimizde gülümseyerek hatırlayalım her anını... Mümkün değil aslında biliyorum ama yine de...

İyi şeyler getirsin bu yıl herkese.

Güzel olsun, güzel..

29 Aralık 2009 Salı

Kendime sorsam cevap alır mıyım bilmem

Hadi yeni yılın gelişi beni uzun zamandır heyecanlandırmazdı zaten ama doğum günümün yaklaşması da bana bir şey ifade etmiyor bu sene.

Oysa ki severim doğum günlerini.

Yaşlanıyor muyum?

Yoksa ruhsuzlaşmak mıdır bu?

26 Aralık 2009 Cumartesi

Yeni bir yıl daha gelirken..

Yeni bir yıl daha geliyor ya hani.. (ben henüz o moda girememiş olsam da o beni beklemiyor) Beni mutlu eden sevimli şeyler gelmeye başladı yeni yıldan önce.

Masamın üzerinden bana gülümseyen şu güzel bayana ben de bakıp bakıp gülümsüyorum dünden beri :) Sihirli değneğiyle (ya da çiçeğiyle) bana dokunup güzel şeyler getirebilir mi ki?


Bu da lezzetli yeni yıl ağacım:

ve bu gördüğünüz yakışıklı da benim kurabiye adamım :)

İnsan bazen kendini çok şanslı hissediyor. Güzel arkadaşlarım var, daha ne isterim hayattan?

Kurabiyeleri e.d.'cim kendi elleriyle yapmış bana. Zaten kendisiyle paylaşıldığı için sevimli olan bir akşamı bu güzelliklerle daha da sevimli hale getirdi e.d.'cim. İnsanın kendisine kurabiye adamlar yapan arkadaşı olması çok güzel :))

Bu sene hem ona, hem bana, hem sana güzellikler getirsin. (Yazıyı okuyan kişi, sana söylüyorum, her kimsen..)

Güzel başlasın, güzel gitsin bu sene...

(korkunç bir ışıkta telefonla çektiğim fotoğrafları bir de küçültünce böyle oldu :)) İdare edin artık, fotoğraf makinesiyle uğraşasım gelmedi bu akşam.)

24 Aralık 2009 Perşembe

Çocuk saflığıyla

2 tane ilkokul dördüncü sınıf öğrencisini Türkçe yazılısına çalıştırıyorum, daha doğrusu öğrenip öğrenmediklerini kontrol ediyorum.

"Hadi şimdi" dedim, "anlatın bakalım bana nokta ne işe yarar, ben hiç bilmiyorum", anlattılar. Onlar anlatmalarını bitirince ben de öğrendiklerimi teyit eder gibi yaparak tekrar anlattım hepsinin ne işe yaradığını. Hepsini tek tek anlattık karşılıklı.

Benim kendileriyle ilgilenmediğimi sandıkları bir ara kız olan erkek olana dedi ki: "aslında öğretmen bunları biliyor ama bizi kandırıyor", erkek olan şaşırdı, "Aaa biliyor mu" diye cevap verdi. Kız olan "biliyor tabi, öğretmen olmuş, bilmez mi hiç" dedi.

Gülerek izledim hallerini :)

Çocukları en çok bu saf hallerinden dolayı seviyorum galiba :)

23 Aralık 2009 Çarşamba

Artık gel

Şarkı Sakin'den geliyor, ben de eşlik ediyorum.

Sabah kalktım kahvaltı yok
Vapur kaçmış telaşım yok
Simit attım martılar tok
Çünkü sen yoksun

Okullarda ders başlamış
Trafikte uçak kaçmış
Görüşmeler gecikmeli
Çünkü sen yoksun

Akşam oldu boş bir oda
Ben aynı yerdeyim hala
Durdu diyorlar zamana
Çünkü sen yoksun

Gün dün oldu gel yarına.

...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Biter mi?

Okuduğum bir kitapta diyor ki;

En kötü başlangıçtan ve en kötü bitişten daha kötüsü,

hiçbir şeyi başlatamamak

ve hiçbir şeyi bitirememekmiş.


Bitmiyor bazen. Ne kadar zaman geçerse geçsin...

Biter bir gün...

19 Aralık 2009 Cumartesi

İyiyim.


"İyiyim" dedim.

Durdum bir düşündüm sonra. İyi miydim gerçekten?..

Önceden kötü anlarımda "nasılsın?" diye soranlara "iyiyim" dediğimde yalancı hissederdim kendimi. "Fena değil" derdim, "idare ediyoruz" derdim.

İlgi çekmek için 24 saat demagoji yapan insanlar tanıdım sonra. Hep kötülerdi, hep depresyondalardı, hep intiharın eşiğindelerdi. Ortada zerre kadar problem yoksa bu kez yalan söylenirdi. Ama mutlaka kötülerdi.

Daha o bitmeden bu kez kendi kendine oluşturamadığı kimliği başkalarından kopyalamaya çalışanlar geldi. X gibi konuşmalar, Y gibi tepkiler vermeler, Z gibi giyinmeler... Baktım ki kendi kendimle konuşuyor gibi oluyorum. Tepkiler onun tepkileri değil, benim tepkilerim.

Sıkıldım sonra hepsinden.

Huyumdur, biri bir şey yaptığında kızmışsam sadece ona karşı değil herkese karşı değişir hareketlerim.

"Artık X'e bir şey anlatmayacağım" demem mesela, kimseye bir şey anlatmam o noktadan sonra.

Kızmışım ya birilerine, yine başa dönmüşüm işte. Yalan söylediğimi hissetsem de "iyiyim" diyorum sorduklarında. Söylemek istediğim başka olsa bile bazen.

Kötü müyüm ki?

Aslında değilim. Daha kötüsünü de görmüştük zamanında. (demişlerdi bana.) Yine de bazı anlar yaşamak sıkıntı veriyor insana. İşte o anlarda bile "iyiyim" diyorum artık.

İyiymişim.

Hı hı.

(Bir adam "ben iyiyim, ağladığıma bakma" diye şarkı yapmıştı zamanında di mi?)

18 Aralık 2009 Cuma

I'm singin' in the rain, just singin' in the rain...


Bu akşam, sırılsıklam olmuşken ve üstünden sular damlarken bir yandan Tom Waits'le birlikte şarkı söyleyen bir yandan da yerdeki su birikintilerinin üzerinden atlayıp zıplayan birini gördüyseniz o bendim! Ritme uygun adımlarla dans eder gibi yürüyordum, evet.

Yağmur beni mutlu ediyor. Akşamın karanlığında ıslak caddelerde yürümek beni mutlu ediyor. Bazen başka hiçbir şey olmasa bile bu şehirde olmak beni mutlu ediyor.

Epey ıslandım, üşüdüm, hasta olma ihtimalim yüksek ama keyfim yerinde. Başka da bir şey umurumda değil bugün..

Şarkım Little Drop of Poison'dı.

Hoşça kal güzel insan


Güle güle..

17 Aralık 2009 Perşembe

Mutluluk -3-

Bu akşam mutluluğun resminde ben varım, Kayıp Sembol var ve Robert Langdon var :)) Zaman zaman da çay-kahve eşliğinde yaparız koşturmacalarımızı. E daha ne olsun...


:)

Kopayım bir süre dünyadan.

16 Aralık 2009 Çarşamba

İstedim gitti


Finduilas "ne istiyorsun 2010'dan" demiş, ne zamandır mim yoktu ortalarda, benim de kendime bir istek listesi yapasım vardı :P (Kendi kendime durup durup liste yaparmışım gibi :)) ) Hadi yazalım o zaman.

Ben niye gireceğimiz sene 2006'ymış gibi düşünüp sürekli "2006" diyorum diye düşündüm tam şu saniye. Tuhaf. 2009 desem anlaşılır belki de 2006?!

*Çok fazla kitap istiyorum, çok çok çok...

*Çok şahane filmler yapılsın ben de durmadan film izleyeyim istiyorum.

*Özellikle Johnny Depp bol bol film yapsın istiyorum.

*House'un haftada bir gün değil her gün yayınlanmasını istiyorum.

*Dış ticareti artık bitirmeyi istiyorum.

*Sevdiğim arkadaşlarımı daha sık görebilmeyi istiyorum.

*İstiklal'de rahat rahat sabah yürüyüşleri yapabilmeyi istiyorum.

*2010'un 2009'dan daha güzel bir sene olmasını istiyorum.

*Yeni bir dil öğrenmeyi istiyorum.

*Kuzucuklarım (:p) sınavdan güzel puanlar alsınlar ne onların emeği ne de benimki boşa gitmesin istiyorum.

*U2 konserine bilet istiyorum :)

*2011'e daha neşeli, daha mutlu girmek istiyorum.

*Zardanadam konseri istiyorum.

*Demir Demirkan konseri istiyorum.

*Aklıma isteyecek bir şey gelmemesi iyi mi kötü mü bilmiyorum. Maddi bir şeyler istemiyormuşum, onu fark ettim. Güzellik yarışmasına çevireceğim birazdan ortalığı, dünya barışı istiyorum, penguencikler kutuplarda üşümesin istiyorum vs.

*Daha az çalışmak daha çok keyif yapmak istiyorum.

*Tıkandım, Pink Floyd'a bağlanıyoruz bu noktada.

"How I wish, how I wish you were here" diyoruz birlikte. Bu da son dileğimiz olsun.

Mim de şuralara gitsin:





Finduilas'a teşekkürler, 2010'dan istedikleri hemen olsun :))

15 Aralık 2009 Salı

:)

İnsanlar bir şekilde hayatınızdayken hiç gitmeyeceklermiş gibi geliyor, sonra bir gün gittiklerinde yerini kimsenin dolduramayacağını düşünmeye başlıyorsunuz bu kez.

Herkes ve her şey giderken gerisinde bir boşluk bırakıyor, yerleri dolmuyorsa da yeni gelenlere açtığınız yeni yerler gidenlerin bıraktığı boşluğu küçültüyor zamanla..

Bir gün kurduğunuz "Ondan başka asla" cümlesi bir gün "bir daha asla"ya bırakıyor yerini. Zamanla söylenen büyük sözler unutuluyor...

Sen hayatına normal şekilde devam ediyorsun da onların da aynen devam etmesi tuhaf geliyor nedense.

Nereden geldi bunlar aklıma?

Hayatınızın bir döneminde bir şekilde sizin için önemli olan insanları hayatınızdan attıktan sonra aynı ortamda yaşamaya devam ettiğinizde başınıza gelmesi kaçınılmaz olan şey geldi dün benim de başıma.

16 yaşımdayken hoşlandığım (o zaman sorsanız aşığım derdim de şimdi öyle söylemek komik geliyor.) insan kişisinin evlendiğini söyledi dün kardeşim.

Henüz başınıza gelmediyse kısaca bir anlatayım nasıl bir his olduğunu.

Komik bir his :) Dünden beri her aklıma geldiğinde gülüyorum. Hayatımdan silinişinin hemen ardından ondan nefret etmeye başlamış olmam, her gördüğümde "ne yapmışım ben" diye kendime soruyor olmam gibi şeylerle alakalı olabilir şu an aklıma geldiğinde kahkaha atmak isteyişim. Tam aksi durum olsaydı, yıllarca unutamayıp ağlasaydım sızlasaydım muhtemelen bu haber beni üzerdi, ama şu an gülüyorum.

Dünyanın merkezinde olduğumuzu sanıyoruz ya hani, belki de en çok o yüzden biz hayatlarından çıktığımızda insanların da hayatı sona ermiş gibi geliyor. Çok tuhaf. Ben oturup 1 saniye bile onu beklemedim. Başka insanlar geldi, sevdim, sevmedim, seneler geçti. Ama geride bıraktığım herkes hep olduğu yerde kalmış gibi gelirdi nedense... (kalmadıklarını bilsem de.)

Dedim ya tuhaf bir his, komik. Üzücü değil. Varlığını bile unuttuğum bir insan için bu saatten sonra neden üzüleyim?

Öyle işte :))

Gitmişlere..


Bir gün öncesi kadar yakın bin yıl öncesi kadar uzak geliyor düşününce bazı şeyler...

İnsan düşündükçe kendi yaşadıklarına bile yabancılaşabiliyor bir yerden sonra. Sanki hiç tanımadığın birinin hayatını uzaktan izlemişsin gibi. Bunca zaman sadece bir izleyiciymişsin gibi...

"Şöyle bir şey olmuştu, hatırlamıyor musun?" dendiğinde söyleyene boş gözlerle bakmak, o günlere dair sağa sola düşülmüş küçük notları okurken o anlattıklarını hatırlamadığını hissetmek çok tuhaf. İnsan beyni kendisine acı veren şeyleri gerçekten gerilere iteleyip üstünü örtüyor demek ki. Hayatında en çok sahiplendiğin anıların detaylarının sana bu kadar uzakta kalmasının başka ne açıklaması olabilir?

Hayır, geçmiyor!

Yaşadığın hiçbir şeyin üzüntüsü, kırgınlığı ya da acısı seni terk etmiyor. Küçük bir yara kalıyor her şeyden geride. Durduk yere sızlıyor kimi zaman. Kimi zamansa tamamen unutturuyor kendini sana. Ama orada kalıyor hep...

Zaman geçiyor. Zaman geçtikçe yabancılaşıyorum bir şeylere. İzlediğim güzel bir film gibi, okuduğum güzel bir kitap gibi, gördüğüm güzel bir rüya gibi gelmeye başlıyor kendi geçmişim.

"Yaşadığı kocaman yalanı gördüğün güzel bir rüyaya benzetebilmek tam Pollyanna'lık iş" diye itiraf ediyorum kendime, sonra susuyorum.

Bazen olan biten her şey çok uzaktaymış gibi geliyor, bazen dün kadar yakın. Anlamlandıramıyorum birçok şeyi. En çok da kendi halimi...

Zamanın birinde sevdiğim bir yazar demiş ki: "J'ai autant revé que tu n'es qu'une rêve maintenant". *

Ben de öyle çok hayal etmişim ki, hayal olmuş hepsi artık benim için...

Hayal oldu her şey.
Gitti havaya.
Buluta.
Dumana...**

*Victor Hugo demiş. "Seni o kadar hayal ettim ki şimdi sadece bir hayalsin".
**Peyk demiş, "ne oldu bana" şarkısında.
Resmin kaynağı da burasıymış.

Anlamı varmış her şeyin, tarihlerin, saatlerin...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Kitabım, kahvem, keyfim :)

Hasta olmanın da güzel tarafları olabilir bazen...

Hastalık sebebiyle aldığın iznini güzel bir kitap ve elinde mis gibi kokan bir fincan kahveyle geçirmek de dinlenmek sayılmaz mı hem?

:)

(Uzun zamandır keyifle uzanıp saatlerce kitap okuyamadığımı da düşünürsek.. Ya günün yorgunluğunu atmakla ya da ertesi günün planını yapmakla geçiyor bütün zamanım bu ara.)

12 Aralık 2009 Cumartesi

Olağan aralık sıkıntısı

Hah yine aralık ayı geldi, birkaç senedir benim için bir tür kendimle hesaplaşma ayı oldu nedense aralık ayları..

Yeni bir yaşa yaklaştığımı iyice hissetmeye başladığımda daha iyi farkına varıyorum geçen zamanın. Herhalde aralık aylarıyla ilgili sorunum biraz da bundan. (Başka sebepler de var tabi..)

Geçen bir senede ne oldu, neler yaptım, beklediğim gibi miydi, ne hayal etmiştim, elimde neler kaldı vs vs. Gerekli/gereksiz onlarca düşünce...

Küçükken bir "21" yaşında olmayı hayal etmiştim ben bir de "23". Sanırım heyecanla beklemek bana pek şans getirmedi. Hatırlayabildiğim yıllar içinde en kötüler arasındaydı çünkü "21".

"23 nasıldı?" diye soruyorum kendime, cevabım olmadığını fark ediyorum. Tuhaf değildi 23, belki sıkıcıydı biraz.

Tanıdığım sLn'den bu kadar uzaklaştığım bir dönem daha yok hayatımda, buna rağmen istediğim çoğu şeyi de bu sene yaptım. Biraz daha güçlüydüm galiba...

Karışık bir sene geçirmemişim belki ama öyle çok şey yapmışım ki bu sene, düşününce tuhaf geliyor.

"Aaa o da mı bu seneydi?", "o 2 sene önce olmamış mıydı yaa" gibi düşünceler var kafamda ama bakıyorum ki hepsi bu sene olmuş. Bazı şeylerin üzerinden 5-10 sene geçmiş gibi sanki...

Bazı şeyleriyse sanki hiç yaşamamışım, sadece rüya görmüşüm, hayal kurmuşum gibi geliyor. Zamanın birinde o insanlarla yakın olduğuma ve o aklımda kalan şeylerin hayaller değil, yaşadığım anlar olduğuna inandıramıyorum kendimi.

İnsanın bir şeyleri unutabilmesi için böyle mi olmalıdır yoksa bu basit bir kendini kandırma mıdır aslında bilmiyorum. Bazı zamanlar böyle oluyorum. Biraz zaman geçince gerçekle karşı karşıya kalıyorum yeniden.
Eskisinden daha da soğuk şekilde...

Önceden olduğu gibi uykularım kaçmıyor belki ama çok sık düşünüyorum olanı biteni yine.

Sıkılıyorum. Hem de çok..

10 Aralık 2009 Perşembe

Rica etsem ruh eşim olur musunuz?

Yaklaşık 2 hafta kadar önce Taksim'e giderken metroda 2 dakika boyunca yanımda oturan kişinin ruh eşim olma ihtimali üzerine zırvalamam...

2 gece önce Before Sunrise'ı, dün gece Before Sunset'i izlemem..

Trende tanışan bir çift insanın hikayesinin beni çok etkilemesi ve sonra üzerine neye benzediğini dahi hatırlamadığım insan evladını düşünmem... :)

Filmdeki esas kız da adaşım sayılır: "Céline". Derslerde ne zaman duysam "efendim" deme ihtiyacı duymama sebep olan isim.

Hiçbir şey tesadüf değil ya hani.

Lan yoksa?!?!?!?!

(Şakadır, geyiktir, ciddiye alınmamalıdır. Çocuğun ruh eşim olması ihtimalini gerçekten düşünmüş olabilirim tamam, kabul ama hemen toparladım kendimi ve düşünmeyi bıraktım :) Ama hemen üstüne bu filmler gerçekten ilginç oldu. Gerçi filmde hayatımın daha başka dönemlerini çağrıştıran cümleler geçince ne metro kaldı aklımda, ne elinde Fransızca bir kitap olan insan kişisi..)

6 Aralık 2009 Pazar

Küçük insanlar, kocaman yalanlar..

Tanıdığım bir grup insan var ve onların beni sevmediğini bilmek beni mutlu ediyor. Kendilerine ve sevdikleri insanlara baktığımda fark ediyorum ki bir gün beni sevdiklerini hissedersem kendimden nefret etmem gerekebilir.

Her zaman doğru olmasa bile insan çoğunlukla kendisi gibi olanı tutuyor yanında..

Bir gün hiç tanımadığım bir adam iltifat etmeye çalışırken "o da sizin gibi herhalde, insan kendisine benzeyenlerle arkadaşlık eder ya" demişti.. Bahsi geçen insan hareketlerinden nefret ettiğim ama bir yandan da kendini acındırma çalışmalarına karşı koyamadığım için yanımdan uzaklaştıramadığım biriydi.. Onu bilenlerin benim hakkımda neler düşünebileceğini hayal ettim bir an. İnsanların ne düşündüğü hep önemlidir ya benim için...

Onu hayatımdan atmaya kararlıydım da elimi çabuk tutmamanın bana her yönden sıkıntı ve zarar verdiğini o an bir kez daha anlamıştım sanırım...

Sonra gönderdim. İyi de ettim :)

Aradan zaman geçti, baktım onun gibiler bitmiyor..

Yenileri çıkıyor her saniye bir yerlerden..

Tuhaftır, insan birileri kendisini sevmediği için de mutlu olabilirmiş bazen. Arkadaşlarımla aramı bozmaya çalışmaları hoşuma gidiyor. Demek ki birileriyle olan arkadaşlığım başka birilerini rahatsız ediyor. Karakter yoksunları bir araya gelip birbirlerini dolduruyorlar bize karşı. Korkuyorlar.. Yaptıklarının ortaya çıkmasından deli gibi korkuyorlar.. Girdikleri batağa başkalarını da çekmek için çabalıyorlar durmadan.

Bense eğleniyorum.

Bizim yanımıza gelmeye çalışıp başarılı olamadıkları için birbirlerine tutunan, birbirlerinin yalanlarına günden güne batıp iyice derinlere gömülen hallerine bakıyorum, üzülemiyorum bile.

Şu ana kadar girdiğim her ortamda birileriyle olan arkadaşlığımı bozmaya çalışan başka birileri oldu hep. Demek ki güzel arkadaşlıklarım olmuş, gözü kalmış birilerinin..

Küçük oyunları, koca yalanlarıyla ne kadar zavallı göründüklerini izliyorum.. İyi ki beni sevmiyorlar diyorum. Onlar beni sevse kendimden şüphe ederim..

4 Aralık 2009 Cuma

Rüya sadece


"Anneme söyleyeyim de bugün beslenme çantamı hazırlamasın, 2 gündür yemiyorum, kızacak bana."

1-2 gün önce bunu söyleyerek uyandım.

Söyledikten sonra durdum, düşündüm. Ortaokul bitmişti, lise bitmişti, üniversite bitmişti, çalışmaya bile başlamıştım artık.

Hani gerçek gibi olur ya bazı rüyalar, bu da onlardan biriydi. Uyandığımda beslenme çantamı açmadan eve geri getirişimin annemi kızdıracağını düşünmem ondan.

İşin tuhaf tarafı rüyamda ilkokul değil ortaokuldaydım. Eğitim hayatımın tek nefret ettiğim dönemidir ortaokul yılları. Ne gülümseyerek hatırladığım bir öğretmenim vardır o yıllardan, ne bir arkadaşım, ne de hoş bir anım. Bilmiyorum belki de ben kafamda çok büyütüp iyice nefret ediyorum o yıllardan. Belki de hem liseye hem de üniversiteye dair onlarca güzel anı, birkaç güzel arkadaş, birkaç güzel öğretmenim olması ortaokulu daha da sevimsiz yapıyor gözümde.

Kendimi oraya ait hissetmiyordum, arkadaş grubum hayatım boyunca yanımda kalmasını isteyebileceğim türde insanlar değildi. Fazla kendimi beğenmiştim sanırım o sıralar bir de. Muhabbetleri beni hiç açmazdı, ellerine kitap almayışları, hiçbir şey bilmemeyi marifet sanışları beni o yaşımda hasta ederdi. "Burası kötü bir okul, sizler başarısız olmaya mahkum öğrencilersiniz" imalarında bulunan öğretmenler vardı bol bol, imalarla uğraşmayıp bunları açık açık söyleyenler de vardı tabi bunun yanında. Benim dönemimden doğru dürüst üniversite okuyan 3 kişi var benim bildiğim, bir tanesinden de haberim yok ama okuduğunu tahmin ediyorum. Etti 4.

Ortaokulu bitirirsek kendimiz gibi ortaokul, liseyi bitirirsek yine kendimiz gibi lise mezunu kocalar bulabilecektik kendimize. Sadece bu amaçla okuyan insanların arasında yaşadım 3 sene...

Rüyamda ortaokuldaydım. Üzerimde önlük mü vardı yoksa forma mı hatırlamıyorum. Orta okulda önlük giymemiştik aslında ama rüyamda beslenme çantam varsa önlük neden olmasın :))

Rüyamdaki sınıf arkadaşlarım aslında o yıllarda tanıdığım insanlar değillerdi. Hatta çoğu üniversitede ve sonrasında hayatıma girmiş insanlardı. Teneffüslerde birlikte cips almaya gittiğim arkadaşım şu an birlikte çalıştığım bir öğretmen arkadaşımdı mesela. Cipsler korkunçtu bu arada. Bonibonlu :))

Ön sıramda oturan kişiden hoşlanıyordum rüyamda yanlış hatırlamıyorsam :) Hani o yaşlarda düşünüp de söyleyememe durumu vardır ya, aynen o durumu hissettim. O ön sıradaki kişi de ortaokul yıllarımdan tanıdığım biri değildi diğerleri gibi. "23 senede ne yaşadın" diye sorsalar ismi en başlarda geçecek insanlardan biri bahsettiğim.

Neyse..

Bir aşağı bir yukarı koşturduğum merdivenlerde koştum yine, her teneffüs gidip kantinden cips alıp yiyordum. (ki ben ortaokuldayken kantinimizde cips falan satılmazdı. Sadece iğrenç bir gazoz ve simit.)

Ön sıradakiler başka birine olan tepkimi üstlerine alınıyorlar, açıklamak için kendimi yırtıyorum.

Normalde o yıllarda çok mutlu bir çocuk değildim, sevmediğim bir ortam, anlaşamadığım ve kendimi anlatamadığım insanlar... Ama rüyamda çok mutluydum.

Gülümseyerek uyandım uzun zaman sonra. Rüyaya mı, rüyamdakilere mi, yoksa halime mi güldüm, bilmiyorum..

1 Aralık 2009 Salı

Şu tren yolu ardına takılıp çekip gitmeli arkadaş..

FF'de "Ahşap tripodla filmler çeken adam artık yok" cümlesini görüp detayını okuyunca yakından tanıdığım biri ölmüş gibi hissettim kendimi.

Tanıdığım biri midir Ahmet Uluçay?
Hayır.

Ama tanışmış olmak gerekir mi her zaman birilerine yakınlık hissetmek için?

"Karpuz kabuğundan gemiler yapmak" yeterli bir sebep değil midir mesela hiç tanımadığın birine yakınlık duymak için?

Kötü oldum okuyunca. Hayatına dair detayları öğrendikçe daha da kötü hissettim. Hani bazen daha iyi anlaşılır ya yaşadığımız dünyanın sevimsizliği...

-Şu tren yolu ardına takılıp çekip gitmeli arkadaş.
-Nereye lan?
-Nereye olursa. Aşkın acısını gurbet unuttururmuş. *

Filmi yapan adam da tren yolu ardına takılmış, çekmiş gitmiş.

Allah rahmet eylesin.

*Alıntı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminden..

Diğer filmlerini bulabilme hesapları yapıyordum, şimdi ölünce herkes gibi değerli olur da filmlerini bulmak kolaylaşır mı, yoksa güzel işler yapanlar ne yaşarken ne de ölünce değerli olmazlar mı bu topraklarda?