22 Mart 2010 Pazartesi

Öğretmen halleri

Öğrencilik hallerini anlattık, staj zamanlarını anlattık, nedense "öğretmenlik" hallerine dair pek bir şey yazmadık. Uzun zamandır başlamak aklımda ama bir türlü olmadı. Erteledim durdum. Tam şu anda başlayasım geldi, gelmişken kaçırmak istemedim :)

*Yarın yirmi civarı ruh hastası öğrenci+bir ruh hastası öğretmen olarak gezeceğiz tüm gün. İlk defa bu kadar çok çocuğun sorumluluğunu alacağım için stresli sayılırım. Umarım güzel geçer...

*Başka bir meslekle uğraşıyor olsaydım bu kadar çok kötü espriyi bir arada duyamazdım bence.
"İspanyollar ben yollamam."
"İngilizler ben izlemem."
"-İki acı biber evlenirse çocukları ne olur?
-Acıların çocuğu" son 2 günün favorileri. 200 tane çocuğun sırayla gelip aynı kötü espriyi yapmalarının psikolojime yaptığı etkileri bir hayal etsenize!

*Bir arkadaşım ilkokul öğretmenimize "Baba" deyince çok gülmüştüm, daha şimdiden 3 öğrencinin annesi oldum. Derse dalmış çocuğun bir anda aklına gelen şeyi söylemek için "anneeee" diye bağırması, sonra "ay pardon öğretmenim, anne dedim size" demesi, sonra yüzünün kızarması, diğerlerinin bu duruma gülmesi çok eğlenceli şeyler.

*"Çocuk değil canavar" ifadesini ilk kullanan kimse kendisine sevgilerimi gönderiyorum. Ölmüşse rahmetle anabilirim ayrıca. Gerçekten canavar gibiler!

*Peki ya bazılarının çocuktan ziyade "kocakarı" gibi olması. O kadar dedikodu, o kadar fesatlık bir çocukta olmaz.

*Sürekli ders yaptıkları için nefret ettiğim bütün öğretmenlerime bir özür borçluyum. Bir öğretmenin ders yapma konusunda öğrencilerden daha isteksiz olabileceğini hayal edemezdim o zaman ama olurmuş.

*Nefret ettiğim öğretmenlerim yüzünden mi yoksa çok sevdiklerim yüzünden mi bu işe bulaştım bilmiyorum. Ama o nefret ettiğim öğretmen modelinin hâlâ peşimi bırakmamış olmasından dolayı mutsuzum, onu biliyorum.

*"Haftada 6 gün çalışılır mı hocam, biz sizi hep birlikte kpss'ye hazırlayalım, kurtulun buradan" diyen öğrencilerim var. Gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum.

*Hayatı boyunca kendisine verilmiş ders programlarının birine bile uymayan, bütün ödevlerini son gün yapan, sınavlarına mümkünse sınav sabahı çalışan, en iyi ihtimalle bir gece önce sabahlayan, 2 saat uykuyla sınava giren bir öğrenciyken şimdi çocuklara çalışma programı yapmak ve uymalarını beklemek ikiyüzlülük gibi geliyor bana. Ama yine de yapıyorum tabi, mecburen. 10 dakikada bitireceklerinden emin olduğum 20 soruya bir saat süre verip, kimseye çaktırmadan "sorular bittikten sonra kalan zamanda istediğin gibi dinlen" demiş olabilirim çocuklara ayrıca. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım.

*Öğrencilik hayatımın bitişine iyiden iyiye alıştığımı düşünmeye başlayabilirdim aslında. 3 gün önce sabahın köründe kendime kahve yaparken okul kantininde içtiğim kahveleri düşünüp gözlerim dolmamış olsaydı...

*Bu kadar yorulacağımı hayal bile edemezdim. Akşam 9.00'da uykusu gelir mi insanın?!

3 kişi de demiş ki:

CaRtMaNtR dedi ki...

kötü espri yapmak orta öğretimde her erkek öğrencinin, öğrenciliğinin şanından gelir :D

ne kadar kötüyse o kadar ilgi çeker :)

insan çalışma hayatında öğrenciliği cidden özlüyor.

ღ.♥.ღ pinkZorro ღ.♥.ღ dedi ki...

öğretmenlik güzel ya :)

pippi haşmet dedi ki...

Ne tatlı şikayetler bunlar. Öğretmenlik gibisi yok.

Bir de bloga girince truva atı uyarısı geliyor favicon'dan dolayı zannımca. Yani virüs programı öyle diyor. Bilgine.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?