8 Mart 2010 Pazartesi

Selin aksilikler diyarında






"Oh nasılsa cuma günleri çalışmıyorum, rahat rahat vizyona girdiği gün gider izlerim" planları kurarken bir haftalık olağanüstü hal ilan edilmesinden ve aylar sonra ilk defa bir cuma gününü çalışarak geçirmem gerekmesinden anlamalıydım aslında aksiliklerin yine peşimi bırakmayacağını. Ama fazla iyi niyetli oluyorum bazen.


İlk defa bir cuma çalışarak geçirildi ve film mecburen pazara kaldı.


Pazar için planlar yapıldı, film 3D olacağından izlemek için Historia seçildi. Yola çıkıldı. Filmin başlamasından yarım saat önce bilet almak için beklerken "maalesef bize 3D olarak gelmedi film, normal var, o da orijinal dilinde değil, türkçe dublajlı" cümlesini söyleyen kıza kafa atmak istendi.


Neden 3D olarak gelmediğini sorgulamıyorum da 3D olarak gelmeyen filmin neden dublajlı geldiğini merak ediyorum. Hiç anlamadığım bir dil olsa dahi filmi kendi dilinde izlemeyi seviyorum. Ama ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor.
Bize sinema konusunda yaptığı ikinci yamuktan sonra bir daha Historia'da film izlememe kararı alarak çıktık oradan. Bir kişinin kendi çapında protestosu insanları etkilemez tabi ama beni mutlu ediyor.


Ne yapsak, nereye gitsek diye düşünüp bir yandan da sinema sitelerinden seanslara bakıp bize haber verebilecek birini düşündük. Aradık, mesajlar attık. En sonunda öğrendik ki eski dost Megaplex'te (Cevahir AVM) 17.30'da izleyebilirmişiz filmi.


Biz bu arada Aksaray'dayız ve Mecidiyeköy bize oldukça ters. Filmin başlamasınaysa sadece 40 dk. var. Ulaşma şansını deneyelim diyerek taksiye bindik. Taksi şöförü amcanın "Acaba o yol mu daha açıktır bu yol mu" diye sesli düşünmelerine kulak misafiri olunca filmi bu hafta içinde izleyemeyeceğim fikrine kapıldığımı itiraf etmeliyim.


Yurttan sesler korosundan şarkılar eşliğinde trafiğe daldık, panik yapmaya bayılan bir insan olarak bu sırada yerimde duramıyorum tabi. Saate de bakmıyorum, sanki bakınca zaman daha hızlı geçiyormuş gibi geliyor.
Yurttan sesler korosunun biz genç hanım kızlara uygun olmadığını düşünen şöför amca bizim için Kral fm'i açıyor, iyi bir şey yaptığı fikrine sahip olduğu için duruma tepki veremesem de ağlamak istiyorum. Şansımıza spor haberleri başlıyor da yurttan sesler korosuna geri dönüyoruz.


Harbiye'den Şişli yönüne gitmekteyiz bu sırada ve ben hâlâ saate bakamıyorum. Osmanbey çıkışında trafik yeniden kilitleniyor, radyoda Sezen Aksu "Tükeneceğiz"e başlıyor, saat 17.23, ben şarkıya uyup tükeniyorum.
17.25 civarı Cevahir'in önüne vardığımızda izlediğim Amerikan filmlerinin de etkisiyle Mischief'e "Sen git biletleri al, ben parayı öderim, yetişmemiz gerek" diyorum. Mischief koşuyor, ben amcayı uğurlayıp peşine takılıyorum.


"Onuncu salonumuzda filmimiz başlamak üzeredir" anonsunu dinlerken sıra bize geliyor, "17.30'a bilet kalmadı" yanıtını alıyoruz, hayallerimiz yıkılıyor.
"18.15'te var ama 3D değil cevabı" üzerine yüzümüzde "Ver abla biletleri ver, o kadar geldik buraya kadar" ifadesiyle biletleri alıyoruz. Kafamız o kadar yerinde değil ki filmin alt yazılı mı dublajlı mı olduğuna bakmak biletleri aldıktan sonra aklımıza geliyor. (Alt yazılı)


45 dk.lık beklemenin ardından filmimiz başlıyor...
Bu kadar heyecanla filmi izlemeye çalışmamın sebepleri malum.
Johnny Depp.
Helena Bonham Carter.
Tim Burton.
ve çocukluğuma dair önemli anılar arasında yer alan "Alice in Wonderland".


Yapmak istemediği şeylere karşılığında kendisine kitap alınması koşuluyla "tamam" diyen çocuklardık biz. (Ben ve Mischief)
Sanırım ilkokul 3 ya da 4'e başlayacaktım o yıl. Deli gibi kitap okumak istiyorum. Gidip kendimize kitap alma şansımız yok tabi o yıllarda. (yakınlardaki kırtasiylerde de pek fazla kitap yok.) Durmadan arkadaşlarla kitapları değiştirip okuyoruz, kitap takas organizasyonları da benim başımın altından çıkıyor elbet.


O sırada bana mı yoksa başkasına mı ait olduğunu hatırlamadığım bir kitap "Alice in wonderland". En azından 10 kez okumuş olmalıyım. Bej rengi bir kapağı var, içinde birkaç resim... Benim hayal gücüm şu ankinden epey geniş tabi. Okurken öyle şeyler hayal ediyorum ki...


Kitabın ileride filminin yapılacağını ve başrolünde aşık olduğum adamın oynayacağını hayal edemiyorum tabi :) (bkz. Johnny Depp)


Filmi izlerken kitabı okuduğum yılları hatırladım. Aklımda canlandırdıklarımı gözümün önünde gördüğümde Tim Burton'ı en çok bu yüzden sevdiğimi düşündüm. Hayal ettiğim harikalar diyarına benzeyen bir harikalar diyarı görmek hoş oldu tahmin edersiniz ki...
Tim Burton filmlerine ait olduğu her hallerinden belli olan karakterler hayal ettiklerime gerçekten benziyor olmalı ki "ama bu böyle olmamış" demedim hiç.
Tabi kitabı okurken kendimi Alice'in yerine koyduğum ve onun gibi maceradan maceraya koştuğum için başka birini Alice olarak görmek tuhaf geldi :P Yadırgamadım yine de, sevdim bile.
Sanırım daha önce de yazmıştım. Bu adamın en çok bu deli hallerini seviyorum ben. Seviyorum ben. Seviyorum ben. Seviyorum ben :))


Aksiliklerle dolu bir macera oldu bizimki ama güzel bitti. (haa bir de pazar günleri çalışmamak gerçekten kötüymüş, herkes sokaklarda, her yer kalabalık.. İyi ki hafta arası tatil yapıyorum dedim dün. Yine de cumartesinin tatil olmasını isterdim.)

1 kişi de demiş ki:

CaRtMaNtR dedi ki...

Filmi izleme hikayesinden ayrıca bir film olurmuş aslında :D

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?