9 Mayıs 2010 Pazar

The Last Station-2-

Öncelikle, olacaklar konusunda yanılmamışım.
Sinemaların pek çoğunda yok, olanlarsa zahmet edip yakında gelecek filmler arasına dahi eklememişler. Sabah gidip bakıyorsunuz, "Aaa varmış". Tabi siz o arada çoktan planınızı yapmış, kendinizi hiç hoşlanmadığınız bir alışveriş merkezinin sinemasında filmi izlemek üzere hazırlamış bulunuyorsunuz. Oranın saatine göre de planlar yapıldığı için değiştiremiyorsunuz.

Neyse.

Bekleyişim cuma günü sona erdi ve sonunda The Last Station'u izleme şerefine eriştim.

Kitabı okurken hayal ettiğiniz o muhteşem dünyayı filmde bulamamak insanı hep hayal kırıklığına uğratır ya hani, bu kez öyle olmadı.

Pek çok yerde replikler bile kitaptan birebir alınmış gibi geldi bana, tabi kitabı ezbere bilmiyorum ama.
Helen Mirren muhteşemdi. Diğer oyuncular da öyle. Mesela kitabı okurken hayal ettiğimden çok daha sevimli bir Valentin olmuştu James McAvoy. İyi de olmuş...

Christopher Plummer'ın bu hafta içinde izlediğim ikinci filmi oldu bu, (Diğeri "The Imaginarium of Doctor Parnassus") kendisini iki rolünde de çok sevdim.

Hiç Tolstoy okumamış (daha da kötüsü, okumuşsa da anlamamış) birine film ne ifade eder bilmiyorum. Ama hayatınıza bir şekilde dokunmuşsa, ölümünün üzerinden 100 yıl geçmiş olduğunu bile bile ölüm sahnesini izlerken hüzünleniyorsunuz fena halde...


Ben filmi de en az kitabı sevdiğim kadar sevdim.

Bir yandan da altyazılara takılmaya devam ediyorum tabi. Genelde deyimlerde çeviri problemleri görmeye alıştım ama Anna Karenina'yı Madame Bovary olarak yazmak nasıl becerilmiş işte onu bilmiyorum. Sofya'nın Tolstoy'u intihar etmekle korkutmaya çalıştığı bölüme dikkat ederseniz neden bahsettiğimi anlayacaksınız. (Anna Karenina'nın tren raylarına atlayarak intihar ettiğini de not olarak ekleyelim)

2 kişi de demiş ki:

ღ.♥.ღ pinkZorro ღ.♥.ღ dedi ki...

buralara daha gelemedi :((

bellatrix dedi ki...

paul giamatti'yi ozlemistik, hadi bakalim :)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?