26 Mayıs 2010 Çarşamba

Tamam, sizinki en büyük asker, ne olur susun artık!

Bir süre önce yanımızdaki eve bir grup "şey" taşındı. Henüz tanımlayamadım ne olduklarını, o yüzden şimdilik "şey" diyorum onlara.


Henüz neye benzediklerini görmedim ama onlara şimdiden o kadar bağlandım ki seslerini duymadan uyku tutmuyor.


Evin hanımı (hanım?!) olan dişi şahısın yüzünü hiç görmemiş olsam da bağırarak küfür ettiği an hemen anlarım o olduğunu. Çünkü kendisi her gece 12 civarı bütün sokağımızı o muhteşem küfürleriyle şenlendiriyor.


Eve gelen alacaklılara küfür ediyor, geçmişteki hesaplaşmaları yüzünden gelen insanlara küfür ediyor, küfür edecek kimseyi bulamazsa aile içinde birbirlerine giriyorlar.


Kavgasını sessiz sessiz de etmiyor, hep birlikte güzel uykumuzdan uyanıp kendisini dinlemek zorunda kalıyoruz.


Tek izin günüm olan cuma gününün sabahı keyifle uyuyorum. Arada uyandığımda "ohh çok şükür bugün cuma, geç kalkabileceğim" deyip tekrar uykuya dalıyorum. Sonra saat 6,30 oluyor ve sokaktan gelen haykırışlarla uyanıyorum. Sokaktan geçen bir araba evlerinin önündeki bir şeyi mi kırmış ne olmuş o kısmını anlayamıyorum. Sadece arabanın sürücüsüne ettiği küfürleri duyuyorum. Saat sabahın körü de olsa gece yarısı da olsa fark etmiyor kendisi için. Sesi çıktığı kadar bağırıyor. Saat 8'e kadar da bitmiyor bağırışlar. Dolayısıyla zavallı ben izin günümde normal zamanlarda kalktığımdan daha erken bir saatte kalkmış oluyorum.


1 haftadır da evin oğlu olduğunu sandığım şahsiyetin askere gidecek olması sokağımızda şölenlerle kutlanıyor. Az önce bu kutlamanın bir parçası olarak evin hanımı bize küfürlerinden bir demet daha sundu mesela. Bu kez küfürlerinin muhattabı oluşturacakları konvoya henüz katılmamış olan tanıdıklar...


1 haftadır bir yandan hastalık; bir yandan ölüm, cenaze, taziye ziyaretleri gibi insanı ruhsal olarak çökerten olaylarla meşgul olduğumdan haftasonu gireceğim sınavıma çalışmayı şimdiye kadar ertelemek zorunda kaldım. Ama şu an da çalışamıyorum. Çünkü kapımızın önünde yapılan asker uğurlama tezahüratlarına katılmamak için kendimi zor tutuyorum.


Çıkıp "yürü bee, en büyük asker sizin asker" deyip gaz vermek, vatana ve millete çok hayırlı bir evlat yetiştirmiş olduğuna emin olduğum (!) anneye bir tebrik sunmak, o muhteşem annenin yetiştirdiği o muhteşem evlada da (!) hayırlı tezkereler dilemek istiyorum deliler gibi.


Ya da...


"Her gece birbirinizi yiyordunuz, şimdi en büyük asker mi oldu oğlun?" demek istiyorum. Evet bunu istiyorum. Ama en iyi bildiği şeyi yapar bana da küfür eder gibime geliyor. Kendisinin normal şekilde konuştuğunu hiç duymadığımdan tüm kelime haznesinin küfürlerden oluştuğunu sanıyorum.


Sınav çalışmak için 3 gecem var, benden daha beter durumda olan Mischief'e bakınca aslında çok da acınası durumda olmadığımı düşünüyorum. (Yarın kendisinin 4 sınavı var)


"Sınava 3 gece önceden çalışılır mı?" sorusuna da cevap vereyim. Koskoca Fransız Edebiyatı sınavlarına gece 2'de çalışmaya başlayan bir insandım ben. ("koskoca" sıfatının kullanılma sebebi çalışılması gereken konuların çokluğu) Haa sınava uykusuz girerdim ama olsun. Bir gece kafiydi. Fakaaaaat sınav matematik sınavı olunca, bu sınavı geçince şu zıkkım diploma için önümde hiçbir engel kalmayacağını düşününce, son olarak da benim bir "dilci" olduğumu ve en son matematik dersini 2oo1 senesinde gördüğümü de kendime hatırlatınca durumun vehameti gözlerimin önüne seriliyor. 


Ne var ki bu gece de yalan olmak üzere. Çünkü asker uğurlayan sevimli grubumuzun isteği üzerine ben çatlamaya gidiyorum şu an. "Kıskananlar çatlasın" diye buyurdular.


(ne biçim komşusunuz be, taşının gidin burdan!!!)

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?