15 Temmuz 2010 Perşembe

"4"

Zaman denen şeyle alakamı keseli epey olmuştu galiba. Ne günlerle ilgim var, ne aylarla, ne de yıllarla. Bir süredir (bugün 15 Temmuzmuş, demek ki 15 gündür) Temmuz ayında olduğumuzu düşünüyorum günde belki 20 kez. Tuhaf di mi? İnsan hangi ayda olduğunu neden düşünür ki?


Bir şeyden ne kadar kaçarsan karşına o kadar çok çıkar ya, o hesap benimki.


Artık unuttuğumu sandığım onlarca anı dönüp duruyor beynimde birkaç gündür.
Aa o da olmuştu.
Böyle demişlerdi.
Şöyle yapmışlardı.


Hâlâ kızgınım aynı insanlara, aklıma geldikçe kızıyorum. Tuhaf şekilde üzülüyorum geçen onca zamana rağmen. Hâlâ o kafamdaki soruları sormak istiyorum, soramıyorum, susuyorum.


Kızıyorum bir süredir, çok kızıyorum.


4 sene olmuş dahil olalı hayatıma. Aslında 2 sene de ondan öncesi var, "Görmediğim, duymadığım, bilmediğim ama her dediğine çok değer verdiğim bir tuhaf adam" olarak hayatımda olduğun zaman.


Biri seninle üçü sensiz 4 Temmuz geçmiş. İnanamadım. "Zaman çabuk geçer" diyenler haklıymış da "Zaman her şeyin ilacı" diyenler yalancıymış. İlaç olmamış hiçbir şeye geçen zaman.


Geri geleceğine dair umudum hiçbir zaman olmadı zaten ama artık beni duyduğunu da zannetmiyorum. Seni tanıdığım zamandan beri ilk defa bilmiyorum nerede ne yaptığını. İyi olup olmadığını...


O hani kim olduğunu iyi bildiğin adamın tam da bu günlerin öncesinde "hortlaması" da tesadüf değil hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gibi ama artık anlam yüklemiyorum olana bitene. Duymuyorsun ya, kendi kendime konuşuyorum ben de. 


Ne kötü olmuş di mi yine? Biz dedik bu adama bırak bu işi diye. Bak yine eline yüzüne bulaştırmış. Bırak onu, ne hali varsa görsün. Sen nasılsın? Yolunda mı her şey? 


Seneler önce bir Temmuz günü İstiklal'deki o salak halimizi hatırlıyor musun? O gün de o adamdan bahsetmiştik di mi? Sonra benim en sevdiğim adamın filmini izlemiştik birlikte. Nefret etmeme rağmen çikolatalı pasta yemiştim sen istiyorsun diye. Hiç söylemedim di mi çikolatalı pastadan nefret ettiğimi? Bizimki acaba içeride midir deyip gülmüştük Ada'nın önünden geçerken. Taşları değiştireceğiz diye İstiklal'i delik deşik ettikleri zamanlardı, gerçi o hali bile güzeldi. Sen vardın, iyi kötü bir şeyler umabiliyorduk hâlâ hayata dair, gülümseyebilmek için sebeplerimiz vardı...


Ne çok zaman geçti farkında mısın? Arada bir bile olsa aklına geliyor muyum? Suçlu mu hissediyorsun kendini yoksa benim koca bir aptal olduğumu mu düşünüyorsun bilmiyorum. Ama ben hâlâ merak ediyorum pek çok şeyi.


Herkese yaptığım gibi senden de kaçmanın yollarını arıyordum 4 yıl önce bugünlerde. Sonra baktım yakalanmışım çoktan. Şimdiki aklım olsa... Neyse...


İyisindir umarım. Umarım arada bir de olsa merak ediyorsundur ne yaptığımı. Umarım az da olsa üzülüyorsundur demeyi istiyorum ama sana karşı acımasız olamıyorum ben. Senin kadar becerikli değilim böyle konularda.


Ben mi?
Biraz daha güçlüyüm, biraz daha fazla çabalıyorum kendim için ama hâlâ elime yüzüme bulaştırıyorum. Her şey bildiğin gibi yani.


Uzattıkça saçmalıyorum. Bilirsin hem uzatmayı severim hem saçmalamayı. Yine de yeter bu kadar. Görmesen de bilmesen de ben sana sesimi duyurmak için az da olsa çaba sarfedeyim istedim.


Öyle işte.

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?