18 Ağustos 2010 Çarşamba

Biraz da ben söveyim KPSS'ye ve geri kalan her şeye

Hep birlikte KPSS'nin yapıldığı sabaha gidiyoruz. İstanbul'daki ilköğretim okullarından birindeyiz. Arkadaşım koridorda gireceği sınıfı bulmaya çalışırken karşılaştığı birine sorar: "Pardon x sınıfı nerede biliyor musunuz?" 


"Bilmiyorum" yanıtının ardından bu kez karşıdaki bir soru sorar: 
"Türkiye'ye 90 günlük vizeyi kaldırmış bir ülke, hangisi biliyor musunuz?"


Bir "Bilmiyorum" cevabı da arkadaşımdan gelir. Karşıdaki tekrar sorar:


"Merkez Bankası başkanı kim?"


Arkadaşım tekrar "Bilmiyorum" der, bu sırada sınava 1 saat vardır.


Diğer kişi ısrar eder: "Telefonun varsa tanıdığın birini arayıp sorar mısın, sınavda varmış bu sorular."


Sınava girenler iki soruyu da hatırlıyorlardır muhtemelen.


Doğu illerinden birinde öğretmenlik yapan bir başka tanıdık der ki: "Adamın arkasında aşiret var, nasıl gidip kopya çekiyorsun diyeyim?" Yaptığı ilk başta sadece kendini düşünmek gibi gelse bile ailesiyle hiç alışkın olmadığı bir şehirde tutunmaya ve yaşamaya çalışan bir adamın başına geleceklerden korkması normal aslında.


Der ki "İnsanlar birbirinin yerine giriyor sınava, kimse ses çıkaramıyor."


Selin İstanbul Üniversitesi'nde KPDS sınavına girer. KPDS giriş belgesi ve nüfus cüzdanı masanın üzerindedir ama gözetmeni kesmez. Bir kimlik daha ister. İki fotoğraf arasında 3-4 senelik bir fark vardır ve Selin çok fazla değişmemiş olsa da aslında gerçekten incelemiş olmaları hoşuna bile gider. Ne bilsin ülkenin başka yerlerinde işlerin böyle olmadığını.


Sonra bir gün açıköğretim sınavına girer İstanbul'da bir lisede. Gözetmen sınav kimliğine bakar, nüfus cüzdanına bakar ve farklı olduklarına kanaat getirir. Aradaki fark birinde Selin'in saçlarının yaz mevsiminde güneşten dolayı renginin çok az açılmış olmasıdır. Gözetmen "Saç renkleri farklı. Bak buradaki daha sarışın" der. Selin "Ohaaa" demek istese de kendine saklar. Birileri başka birilerinin yerine sınava girerken ve insanlar simsiyah olan saçlarını boyayla sapsarı yapabilirken saçımın bir kısmının güneşten biraz açılmış olması gözetmeni şüpheye düşürüyorsa ben daha ne diyeyim "oha"dan başka.


Yanılmıyorsam YÖK başkanı (yanılıyorsam da ÖSYM başkanıdır. YÖK gibi hatırlıyorum ama) çıkar basın toplantısına zamanın birinde, denetimin düşük olduğu illerde birbirinin yerine sınava girme ve kopya olaylarının olduğunu bildiklerini ama bir şey yapamadıklarını söyler. Büyük şehirlerden insanlar kalkıp uzak yerlere gitmektedir bu yüzden, yine kendisinin söylediğine göre. Her şey bilinir ama kimse bir şey yapmaz. Bu ülkede hep böyledir zaten ya...Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanını bilir misiniz? Santiago Nasar'ın öldürüleceğini herkes bilir ama kimse tek kelime etmez. Önlemek için hiçbir şey yapmaz. Aynen o hikaye bizimki de. Bu sınavlarda nelerin döndüğünü aslında herkes biliyor da kimse hiçbir şey yapmıyor.


Ben senelerdir ataması yapılmayan bir branşın öğretmeni olduğumdan öylesine girip çıkıyorum sınavlara galiba :) (bilmeyenler için not: Fransızca öğretmeniyim) Aslında İngilizce Öğretmenliği için gereken 40 kredim, istediklerinden yüksek KPDS puanım vs. her şeyim tamam İngilizce öğretmenliği için ama her ne kadar öncelik muhabbeti olmadığı iddia edilse de internette biraz aradığınızda görebiliyorsunuz atanma şansınızın olmadığını :) (gülüyorum ama bir sor bakalım neden gülüyorum)


İşin benim açımdan en çirkin tarafı da ne biliyor musunuz? Senelerini verip 2 dili öğrendikten sonra  öğretmenlik yapmak için dershane ve özel okul dışında alternatifimin olmayışı. (Fransız Dili ve Edebiyatında verilen bütün dersleri okulda aldım, İngiliz Edebiyatı'na da kendi kişisel merakım dolayısıyla bulaştım. Bir dünya formasyon dersi ıdı vıdı.) Özel okulların da 2 sene tecrübe istediklerini düşünürseniz tek yol dershane yani.


Senelerdir atama yapılmıyor da bu okullar nasıl Fransızca Öğretmeni buluyor derseniz şöyle söyleyeyim. Özel okullar öğretmenlik eğitimi olmasa da Fransız buldular mı hemen alıyorlar. (iş ilanlarında tek şartları "native speaker" olmak.) Devlet okullarının ne yaptığı konusunda da kendi yaşadığım bir durumdan bahsedeyim. Staj yaptığım okuldayız, okul müdürüyle sohbet ediyoruz.


"Okul bitince gelin 250-300 tl'ye stajyer olarak başlayın, 3-4 sene içinde ayrılan biri olursa onun yerine sizi alırız öğretmen olarak. Hem siz sınavlarla uğraşmayın hem biz tanımadığımız insanlarla uğraşmayalım." diyor büyük bir lütufta bulunur gibi bakarak.


İstanbul'da 250-300 tl'ye iş teklifi yapmanın neresi lütufsa!!


1000 tl'lik stajyerlik teklifi de aldık almasına ama İstanbul'un bir ucunda, (İstanbul sınırları içinde olduğundan bile emin değilim. ) 2 sene boyunca başka bir öğretmenin ayak işlerini yapacağınız, bu sırada kreşteki minik çocukların popolarını falan temizleyeceğiniz bir işti. (her türlü işi yapmanız istenebilir denmesinden bu sonucu çıkarmıştık) Stajyerlik teklifi derken kapıya gelip beni çağırdıklarını hayal etmeyin tabi, çevresine "sadece bana teklif geldi" diye anlatan kompleksli armutlarımız da olmuştu ama ben onlardan değilim. Bölüme haber gönderip bizi okula görüşmeye davet etmişlerdi topluca. Bana özel bir şey değil.


En azından dershanede stajyerliğimi kaldırıp kendime Fransızca öğretmenliği yapabileceğim okullar aramanın hayalini kuruyorum şu an. Çünkü devlet okulu falan lüks bize. Öyle bir hakkımız yok. Bu saatten sonra da olabileceğine ihtimal vermiyorum.


Kendim için sinirliyim, gecesini gündüzüne katıp deliler gibi çalışmasına rağmen hiçbir şey elde edemeyenler için sinirliyim, hak etmeden yüksek puanlar alıp istedikleri yerlere yerleşecek olanlar yüzünden sinirliyim. Dünyanın herhangi bir yerinde bu tür işler doğru dürüst yürüyor mudur emin değilim, uzaktan davulun sesi hoş gelir ama yakından bakmak gerek. Yine de bu adaletsizliklere kızıp "Bu ülkede yaşamaktan nefret ediyorum diyenlere" zerre kadar kızmıyorum artık. (abuk sabuk sebeplerle sövenleri hâlâ komik buluyorum o ayrı.)


İyi tarafından bakayım: Zaten meraklı olduğum Fransız Edebiyatı hakkında epey bilgiye sahibim artık. Eskiden kitap okurken yüzeysel şekilde okurdum, bu dersler sonucunda hepsine çok farklı bakmaya başladım. Kendi kendime evde Fransızca konuşuyorum, bu da güzel bence. 


Minik sbs pıtırcıklarına İngilizce öğretiyorum. Bir adım ileriye gidemiyorum aksine köreliyor gibi hissediyorum ama olsun. Aa bir de yönetmelikte Yabancı dil öğretmenlerinin ilköğretim gruplarına Türkçe öğretmenliği yapabilme hakkı olduğu yazıyor. (İki dilin karşılaştırıldığı dersler aldığımızı bilmeyenlere not olarak ekleyeyim. Karşılaştırmalı dilbilgisi dersleri.) Türkçe öğretmenleri atanamazken onların yerine beni atayacak halleri tabi ki yok ama Türkçe öğretmenliği yapamamış olmak içimde kalmasın diye öğrencilerime Türkçe öğretmenlerinin zahmet edip öğretmediği dilbilgisi konularında yardım ediyorum. (Kendisi sağolsun ortalığı karıştırmakla meşgul olduğundan çocuklara hiçbir şey öğretmiyor. Ben de anlattıklarımı kafalarında somutlaştırabilsinler diye Türkçe örnekler de kullanmak zorunda kalıyorum. Sonra bir bakıyorum çocuk Türkçesini bilmiyor. Hadiiiii bu sefer Türkçe dilbilgisi çalışıyoruz birlikte.)


Psikoloji, rehberlik vb. gibi konularda aldığım eğitimi de kendi psikolojimi düzeltmek için kullanıyorum. İleride bir çocuğum olursa inşallah gelişim psikolojisi dersi de çok işime yarayacak.


Durumum budur.


Benim bu durumuma "deliliğe vurmak" da denir aynı zamanda.

12 kişi de demiş ki:

Beyaz Çiklet dedi ki...

Kuzenimin ikinci girişi Kps sınavına.Kendisi de bir Türkçe Öğretmeni.Bölümünü seçerken vakti zamanında gayet yüksek puanla ve hakkıyla yerleşti.O zamanlar Türkçe en iyi atanan branşlardan bir tanesiydi.Onun üniversiteyi bitirdiği sene Türkçe bir anda en kötü atanan branşlardan biri haline geldi.Kuzenim Okul Öncesi Öğretmenliğinin bu kadar fazla atanacağını bilseydi eminim ki tercih ederdi.Ben de Bi Sosyal Bilgiler Öğretmeni adayıyım.Kazanırken çok mutluydum birinci senem bitti ikiye geçtim ve geleceğimden çok korkmaktayım.Senede en fazla 300 küsür kadro verilmiş bi bölümde ki onlarca mezun varken,82 gibi bi puan alıp atanmak zorundayım.Ben Öss sınavına girerken bi tane matematik sorusu çözmemiş bi insanım.Bu saatten sonra nasıl matematik çalışıp atanayım.Ayrıca insanların ne okuyorsun dediklerinde ve ben bölümümü söylediğimde aldıkları ifade çok gülünç.Nasıl atanacaksın.Artık okul öncesi,rehberlik öğretmenliği falan okumuyorsak insanlarca gayet yerilebiliyoruz.Ama şunu söylemeliyim ki ben branşımı çok seviyorum.Ve sanırım şimdiden kendimi paralamaya başlasam iyi olcak.Düzenin düzeleceği yok.

Selin dedi ki...

İşin en kötü tarafı da kendini paralamanın bile işe yaramadığını görmek. Benim branşımın zaten ataması senelerdir yapılmadığı için ben kpss için sıkıntıya sokmuyorum kendimi, gerçi sıkıntıya girsem ne fark edecek bana özel kadro mu açacaklar? Ama deliler gibi çalışmış onca insanın emeğinin karşılığını alamadığını görünce gerçekten çok üzülüyorum. KPSS gerçekten çok kötü ve saçma bir sınav. Öğretmenlik çok bilmek değil, bildiğini karşıdakine verebilmektir, ben çocuğa öğretmem gereken şeyi öğretemedikten sonra ne anlamı var eğitim bilimlerindeki yüzlerce tanımı ezbere bilmemin? Zerre kadar öğretme yeteneği olmayan ama kitaplarda verilenleri ezberleyen insanları öğretmen yapmanın neresini mantıklı bulduklarını inan çözemiyorum.

Çok can sıkıcı. Umarım okulun bitene kadar bir şeyler düzelmiş olur da her şey istediğin gibi gider diyeceğim ama bu sistemin düzeleceğine dair hiçbir inancım yok :(

pippi haşmet dedi ki...

Selin ben bu yazıya yorum yazmadan geçemezdim ama hikayemi biliyorsun zaten.
Hissettiklerini anladığımı söyleyebilirim ama ötesi değil işte.
:(

Selin dedi ki...

Bilmez miyim hiç :(

Kaç gündür kendi kendime sinirleniyordum ama içimde tutuyordum sinirimi, bugün ÖSYM başkanının "full yapanların hepsi sınava farklı yerlerde girmiş, zaten sorular çok kolaydı" şeklindeki açıklamasını duyduğumdan beri delirmiş durumdayım.

Bunca insanın emeğini hiçe sayıyorlar, bir dünya halt karıştırılmasına göz yumuyorlar, bir de dalga geçer gibi bunları söylüyor hiç utanmadan. offf yaa

!reDanDark! dedi ki...

Her ne kadar öğretmenlikten uzak bir branşta olsam da şüpheli olduğum geleceğimden şimdi daha da 'ŞüpHEli'yim..
İzin verirsen - bu okuduklarım üzerine- ben de seninle birlikte 'OHAA!' diyebilir miyim!!?

Unicorn dedi ki...

Peki ya 500'e yakın kişinin sınavda 120'de 120 yapmasına,bunlardan ikisinin karı koca olmasına ne diyelim? bütün bi sene,hem bir okulda vekillik yaptım hem de sınava çalıştım.bir de evliyim.ve psikolojim bir türlü düzelmiyor.bitkisel hayatta gibiyim.dayanıyorum pasifloraya..özel sektörden de tiksindim.yaşamaktan da soğudum nolucak bilmiyorum...bildiğim bişey varsa bu iddialar asla kanıtlanamıycak bu ülkede de hiçbişey değişmiycek.

Selin dedi ki...

@ !reDanDark!

Tabi ki, hiç çekinme. Hatta aklından geçen en kötü sözleri söylemekten de çekinme. Hepsini hak ediyorlar fazlasıyla...

Selin dedi ki...

@ Unicorn

Bir şekilde böyle yaşamaya alışmamızı bekliyorlar sanırım.

Yanyana oturup kopya çeken iki öğrenci yakalandıklarında "Beraber çalıştık hocam biz" derler ya, aynı evden iki kişinin full yapması için de öyle bir açıklama bekliyorum ben. "Birlikte çalışmışlar." Gerçekten birileri bizimle dalga geçiyor.

Adam zaten şu puanların yanlış olması konusunda da gereken mesajı verdi "İsteyene cevap kağıdının fotokopisini göndeririz" diye. Ne iptal, ne tekrar okunma gibi bir şeyin söz konusu olacağını sanmıyorum ben. Tekrar okunsa da ne fark edecek ki zaten. Eksik olan 7-8 puanı kurtarsak ne olur ki birilerine sorular dağıtılmışken ve yüzlerce kişi 120 doğru yapmışken.

Kıllanan Adam dedi ki...

Sevgili Selin, MEB'e bağlı meslek lisesinin anadolu kısmında çalışan bir ingilizce öğretmeniyim. Anlayacağın bir çok gencin hayallerini kurduğu kadrolu bir öğretmenim. 9 yılı geride bıraktım. Bir çok şey denedim ama bir türlü mesleki açıdan mutlu olmadım. Bulunduğum yerde öğrenciler de aileleri de yabancı dil olayına yabancı hatta yabancının karesi !!! Şimdi gelelim sana sevgili meslektaşım, canavar gibi 2 dil bilirsin de niçin hantal işleyen, idarecilerinin, en başta MEB bakanı kafa ütülediği öğrencilerin bedava olduğu için burnuyla ittiği devlet okullarına girmek için kendini paralarsın ? Eğer ki sana uyarsa dış ticaret alanında çok güzel şeyler yapabilirsin. Yok uymaz dersen(saygı duyarım, fırsatım varken girmedim o işe) edebiyatla ilgili birisi olarak niçin üniversiteyi düşünmezsin? Ha biliyorum uzun ve zahmetli bir yoldur. Ama inan üniversitede ders anlatmak harika bir olay. Bu deneyimi yaşadım. Şimdi Sosyoloji master'ı için uğraşıyorum. Dahası senin durumuna benzer durumda olan bir hatun kişi var. 'aradbiryer.blogspot.com' adresinde yazıyor. Şu anda edebiyat doktorası yapıyor. Biraz alternatifleri zorlamak lazım. Allah yolunu da bahtını da açık etsin! Kal sağlıcakla!

Selin dedi ki...

Aslında henüz çok da karar vermiş sayılmam ne yapmak istediğime. Okulum zaten geçen yıl bitti, "staj" denen sıkıntının her yerde karşımıza çıkması sebebiyle önce ondan kurtarayım istedim kendimi. 2-3 ay kadar sonra da kurtarıyorum inşallah. Şu an öğretmenlik yapmak istediğim için değil de birkaç yıl sonra istediğim şeyin öğretmenlik olduğuna karar verirsem en azından staj bitmiş olsun diyerek bulaştım bu işe. Okul bitince insan ne olursa olsun deyip karşısına çıkan ilk fırsata atlıyor ya, o hesap oldu benimki.

Öğrencileri seviyorum, bir şeyler öğretmeyi seviyorum ama sanırım bu işi istediğim şekilde yapmayı becerebileceğim tek yer dil kursu olabilir. Onlar da iş deneyimi istiyorlar sürekli, bende de o olmadığı için tek alternatif dershane işi gibi gelmişti en başta.

Dış ticaret diplomamı almam için geçmem gereken tek dersim kaldı, bu sene hem onu hem stajı halledip sonrası için başka şeyler yapmayı düşünüyorum ama henüz karar verebilmiş değilim. Bu seneyi atlattıktan sonra dış ticaret ya da çeviri, bir yandan da yüksek lisans düşünüyorum ama hayat beni nereye götürür bilemiyorum şimdilik :)

Kıllanan Adam dedi ki...

AÖF den mi dış ticaret okuyorsun ? Eğe öyleyse aynı yollardan ben de geçtim. Dış ticaret önlisans ı ikinci üniversite olarak 2008 eylül de bitirdim. Math den bütünlemeye kalmıştım. İlginçti.30 umdan sonra türev integral öğrendim. Bir anlamda zevkliydi de. Meslek hayatımda bir çok şeyi denemiş biri olarak söylüyorum, madem insanlara bir şey öğretmeyi seviyorsun, kesinlikle yerin üniversitedir. Üniversiteye girmek biraz zahmetli, orda çalışmak da kolay değil ama yaşayacağın öğretim tecrübesi seni doyuracaktır. Gaziantep üniversitesinde 1 yıl mühendislik hazırlık sınıflarına derse girdim. MEB'den ya da diğer yerlerden farklı. Dil kursunda da çalıştım. Birçok yerde kaderin derslerine girdiğin öğrencilerin dudakları arasındadır. Socnuçta dil kursları hayır kurumları değil. Ticari amaçlı yerler. öğrencilerden birkaçının kafası bozulsa kurstaki yerin sallanmaya başlar. Ben öğretmenliğe başlamadan evvel birileri bana devlette öğretmenlik yapmanın son model bir arabayı garaja paslanmaya terk etmek olduğunu söylese bu işe hiç girmez biraz daha çabalar başka bir iş yapardım.

Selin dedi ki...

Aklımdan zaten geçmekte olan şeyleri başka birinden, hem de işin içinde olan birinden duymak iyi oldu doğrusu. Teşekkür ederim, gerçekten kafamdaki belirsizliği çözmemde yardımcı oluyor işi bilen birinin yorumları.

Dil kursunun bana cazip gelen tek bir tarafı var, o da çevremde benden başka dil öğretmenlerinin olacağını bilmek ve birileri işime karışacaksa o karışanların en azından bu işi bilen insanlar olacak olması. Dershane ortamında o küçük çocuklara sadece para kaynağı gözüyle bakılması beni tiksindirse de "en azından ben böyle görmüyorum onları, en azından elimden geldiğince hayatları boyunca işlerine yarayacağına inandığım şeyler kazandırmaya çalışıyorum o çocuklara ve en azından staj bitince basıp gideceğim" deyip kendimi kandırıyorum. Yabancı dil öğretmeni olmayı geçtim hiçbir şekilde öğretmenlikle alakası bulunmayan, hayatında tek kelime yabancı dil öğrenmemiş insanların "şöyle yap böyle yap" demesi cidden can sıkıcı. O yüzden stajım bitince bir daha herhangi bir dershanenin önünden dahi geçmeyi istemiyorum.

Bir yandan da bunca sene Fransızca/İngilizce öğren, arkasından git çocuklara simple present tense çalıştır, müfredattaki abuk sabuk ve asla işlerine yaramayacak kelimeleri öğret. Seni zorlayacak ya da gelişmeni sağlayacak tek bir şeyle uğraşma vs. Gerçekten canımı sıkıyor bu durum.

Yapılacak en iyi şey birkaç sene kendimi sıkıntıya sokup sonrasında gerçekten seveceğim bir şeyler yapmak olacak. Öncelikle bu seneyi bitirdikten sonra dış ticaret, çeviri ve yüksek lisans için şansımı denemeyi düşünüyorum ama bakalım ne olacak.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?