21 Ağustos 2010 Cumartesi

Tedirgin aşklar



Bazen hiç tanımadığım yazarların ismini hiç duymadığım ve konusunu dahi bilmediğim kitaplarını aldığım olur. Genelde bu tür durumlarda interneti sonuna kadar kullanan biri olsam da bazen kitapçıda görüp alır çıkarım. O kadar.

Genelde ortada hiçbir sebep yokken gözüme takılmış o kitaplar gerçekten güzel kitaplar çıkarlar. (Bir tanesi hariç. Japon Edebiyatına hiç hoş olmayan bir giriş yapmıştım kendi adıma.)

Yine böyle durup dururken "Aaa bunu alayım" deyip aldığım kitaplardan birinden bahsedeceğim birazdan. İsmi "Tedirgin Aşklar". Yazarı Luisgé Martin, ki kendisi İspanyol Edebiyatının son yıllarda öne çıkmış dikkat çeken isimlerindenmiş internette okuduklarıma göre ama İspanyol Edebiyatıyla pek ilgim olmadığından kendisini tanımıyordum doğrusu.

Aslında isminde "aşk" geçen kitaplara da önyargılıyımdır hep. İçinden bir Tuna Kiremitçi bir Canan Tan ya da benzerlerinden birinin romanı çıkar diye tırsıyorum sanırım. 

Öyle çıkmayacağını hissedip almıştım. Kitabı okurken zaman zaman nefret etsem de bırakamadım elimden. (Yarım bırakma huyum yoktur) Kitabı bitirdiğimde baktım ki neredeyse yarısına işaret koymuşum "Bunları sonra bir yere yaz" diye. (Kitapları çizemeyen o insanlardan biri benim! Merhaba!)

Arka kapağında şunlar yazıyor:

"İnsanın yurdundan ayrılır gibi ayrıldığı aşklar vardır: Her şeye yeniden başlayacağını, yeni caddelere alışacağını, yeni bir dil öğreneceğini, kendi yurdundan daha mutlu bir hayata başlayacağını bildiği halde her zaman kendi şehrini, çocukluk anılarını özleyecek ve orada daha mutlu olabileceğini düşünecektir. İnsanın yurdundan ayrılır gibi ayrıldığı aşklar vardır: Bir diktatör, bir kıtlık ya da bir salgın hastalık yüzünden, ama asla gönüllü olarak değil. Daha da kötüsü: O diktatör öldüğünde ya da salgın hastalık sona erdiğinde, insan fazlasıyla yaşlanmış olacağından artık geri dönemeyeceğini bilir."

Kitabın içinden sevdiğim bir bölüm. Aşina olduğum şeylerden bahsediyor:

"Hayatın beni ne yöne götüreceğinden haberim yok ama yine de bu yaşta artık kesinlikle hangi yollardan geçmeyeceğimi biliyorum. Gençlik boyunca başımıza neler geleceğini bilmemenin yarattığı belirsizlik bize büyük acı verir ama bu belirsizlik sürerken hâlâ her türlü hayali besleyebiliriz. Doğunun tüm ülkelerine seyahat edeceğimizi ve o ülkelerden birinde yaşamaya başlayacağımızı; eserlerimizin uzun zaman boyunca üzerinde konuşulacak kadar değerli olacağını; birini seveceğimizi; çocuklarımız olacağını ve soyumuzu sürdüreceklerini; okumayı istediğimiz bütün kitapları okuyacağımızı; kral, papa ya da bir devlet başkanı olacağımızı hayal edebiliriz. İnsanın en büyük başarıları, onları elde etmeden önce kurduğu düşlerden çok daha sıradandırlar. Tasarılarımız olağanüstüdür, buna karşın davranışlarımız önemsizdir. Bu yüzden yaşın bize getirdiği faydalardan hiçbiri götürdüklerini karşılayamaz. Ben hiçbir zaman, yaşadığım başarısızlıklar ve gerçekleşmeyen hırslar yüzünden durmadan acı çektiğim o yıllarda olduğu kadar mutsuz olmadım ama şimdi o yıllara dönmek için ruhumu şeytana satabilirdim (ruhum hâlâ şeytanın olmamışsa) çünkü o yıllarda başıma her şeyin gelmesi hâlâ mümkündü. Bir kral, papa ya da devlet başkanı (lafın gelişi olarak söylüyorum çünkü beni daha az ilgilendiren başka üç makam daha yoktur) olamayacaktım ama o zaman bunun gerçekleşeceğine hâlâ inanabilirdim"

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?