13 Eylül 2010 Pazartesi

İsyan vakti

Sabah saat 10 itibarıyla bu zavallının işkencesi başlar. Sonra hazirana kadar şafak saymaca...


Nefret ettiğim bir semt, nefret ettiğim bir sistem, nefret ettiğim bir düzen... Testler, kitaplar, veliler, kendini akıllı sanan tipler...


Gözüm geçen senekinden daha fazla korkuyor bu kez. Geçen sene her şey yeniydi benim için. Bu sefer neler olacağını bilince daha sıkıcı oluyor.


Sabırlıymışım ama, gerçekten sabırlıymışım. İnanın öğrencilerden çok büyükler delirtiyor insanı. 2-3 kavgayla seneyi atlatabilmişim ya, müthiş sabırlıymışım gerçekten.


Bu yazıyı okuyan insan; eğer öğretmen adayıysan ve aklının bir köşesinde "dershane de olur aslında" diye bir düşünce varsa yalvarırım bir daha düşün. Öğrencilerin para kaynağı olarak görülmesi falan gibi şeylerden bahsetmeyeceğim sana. Onların zaten herkes farkında.


Sen 4 sene 5 sene okudun ya hani, branşının nasıl öğretilmesi gerektiğini öğrendin ya, biliyor musun başkaları senden çok biliyor senin işini. Öğretmen sıfatı dahi olmayan insanlar sadece mevki olarak senden üstteler diye ya da senin maaşını ödüyorlar diye senden çok bildiklerini sanıyorlar. Özel hayat diye bir şey yok. Akşam 7'de dershaneden çıktığında değil sevdiklerinle keyif yapacak ayakta duracak halin olmuyor. Konuşmaktan o kadar yoruluyorsun ki tek kelime edesin gelmiyor.


O evi aradığında sinirini bozan insanlar var ya, hani bağırmak istiyorsun "kayıt olmuyorum, düşün yakamdan" diye, onlar da o işten nefret ediyorlar emin ol. Kendimden biliyorum. En yakın arkadaşlarımla dahi telefonda konuşmayı sevmeyen ben tanımadığım insanlarla saatlerce konuşmak zorunda kalıyorum. Fazladan maaş ödemek istemeyen idareciler her işi mevcut elemanlarına yaptırmaya çalışıyorlar. 1 sene içinde farklı zamanlarda eğitim danışmanı, müdür yardımcısı ve müdür olma teklifleriyle geldiler. (kadın müdüre müdire denirdi ya neyse) Hepsine cevabım "asla" oldu tabi. 


Sekreter izinliyken danışmada durup telefona bakmak, başka bir öğretmen o gün izinliyse onun yerine oturup cevap anahtarı falan çıkarmak sıradan işler. Temizlik işlerini halleden ya da kantine bakan öğretmen arkadaşlarım olmuşken ben 2 telefona bakmışım, 2 cevap anahtarı çıkarmışım, lafını mı yapayım bir de.


Meziyetlerim arasında optik okuyuculuk var mesela. Eğer optik okuyucunuz yoksa para verir başka yerde okutursunuz. Eğer para vermek istemezseniz optik formları verirsiniz öğretmenlerin eline, biri okur diğerleri işaretler, sayar, toplar. Sonra da internetten puan hesaplar. Hepsi bu. Optik okuyucuya ne gerek var. (cv'me yazacağım bunu. "Geçmişte bir dershanede optik okuyucu olarak görev aldım") 


Hafta sonu diye bir şey yok. Hafta sonu demek senin için çok ders demek, çok iş demek.


Bunlar gibi daha bir sürü şey işte.


Canımı sıkıyor bu iş. Şu aptal stajı bitirdikten sonra bir daha dershane kelimesini duymak istemiyorum. Hayatta her ne için büyük konuştuysam başıma geldiği için çenemi kapatmak da istiyorum bir yandan ama yeter, bıktım!


İşkence başlar, şafak karanlık. Lütfen bu kez daha az sancılı geçsin, bitsin, bir daha da yolum dershanelere düşmesin. Hayattan soğudum resmen.


Ayrıca hayatımda tek bir şey iyi gitsin, diğerleri yüzünden şikayet etmeyeceğim. Gerçekten. Tek bir şey bile mi iyi gitmez yaa bir insanın hayatında?!

4 kişi de demiş ki:

Besimi dedi ki...

Dershane'de öğrencilik zamanlarım geldi gözümün önüne bir anda. Yok etüttü, denemeler falan.
Ama senin aktardığın açı bambaşka tabi. Kurtul bence bir an önce..

Selin dedi ki...

Bu sene mecburum bu işkenceyi çekmeye, sonrasına bakacağım artık :(

Besimi dedi ki...

bu senelik evet olsun madem (:

BlueSilence dedi ki...

Eğer işine giderken insanın ayakları da geri geri gidiyorsa ve farkında ya da farkında olmadan mutsuz oluyorsan, kesinlikle yeni şeylerin peşinde koşmak bunun çözümü. Mecburiyet söz konusuysa mümkün olduğu kadar farklı şeylerle uğraşıp kafanı dağıtmaya çalışmanı öneririm. Aksi takdirde her şey, her insan, her olay vs. üzerine gelmeye başlayıp daha çok rahatsızlık veriyor. Umarım çabuk kurtulursun :-)

Bir de her ne kadar sana klişe gibi gelecek olsa dahi gerçekten "beterin beteri var" unutma. İyi giden şeyler mutlaka vardır. Sen kötü olan şeylerle uğraşmaktan onlara odaklanamıyorsundur.

Ha kötü gidişat demişken bir de Fenerbahçem düzelse... :)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?