18 Ekim 2010 Pazartesi

Can sıkar durduk yere

İşe yaramayacak şeyleri kaldırmak için odanın içinde ne var ne yoksa elden geçiriyorum. Defterler, kitaplar, notlar, dosyalar, fotokopiler... Bir yandan onları karıştırırken bir yandan da onları kullandığım zamanları düşünüyorum, keyifli bir nostalji oluyor yani.


Uzun zamandır kullanılmamış defterlerden bir tanesinin içinde uzun uzun yazılmış bir şey ilgimi çekiyor. Neredeyse 6 sayfa. Çalışma notlarım, kitap özetlerim desem olamaz çünkü Fransızca değil, Türkçe yazılmış. İlk paragrafı okuduğumda canımın sıkıldığı zamanlarda yazdığım hikayelerden biri olabilirmiş gibi geliyor. 


Eskiden durmadan bir şeyler uydurur yazardım uzun uzun. Hikayeler yazardım, aslında hiç var olmamış insanlara mektuplar yazardım. (orta okul-lise yıllarından bahsediyorum.)


İkinci paragrafa geldiğimde okuduğum şeyin ne olduğunu fark ediyorum. Yazdıktan ya da söyledikten sonra bir daha asla hatırlamayı istemediğim şeyler vardır benim, o da onlardan biri işte.


Bir tür mektup denebilir. Aklımdan geçen her şeyi (eksiksiz) anlatmışım zamanın birinde. Konunun muhattabına da ulaştırmışım tabi ki. Bugün olsa asla yazmaya cesaret edemeyeceğim şeyler yazmıştım :)


Ne olduğunu anlayınca elim ayağıma dolaştı önce, okumalı mıyım diye düşündüm, cesaret edemedim. İnsan nasıl korkar ki kendi söylediklerinden? Neden korkar?


Defteri kapattım, sonra onun orada durmasının tehlikeli olduğunu fark ettim. Başkası bulup okuyacak diye korkum yok, yeniden karşıma çıkmasından korkuyorum. 


Sayfaları yırttım önce, kendime duyduğum kızgınlığı sayfalardan çıkartmak ister gibi küçücük parçalara böldüm ve attım. Aynı sözcüklerin bir başka yerde daha durduğunu bilsem de kurtulmak istedim o yazdıklarımdan. (ya iki yerde daha duruyorsa?)


Geçmişte seni üzen şeyler varsa eski eşyaları karıştırmak çok tehlikeli bir iş haline geliyor, bugün tekrar görmüş oldum...

5 kişi de demiş ki:

Mia Wallace dedi ki...

Haklısın ama ben sanırım normal değilim çünkü ben eskileri okudukça bildiğin zevk alıyorum garip bir şekilde.

Selin dedi ki...

Normalde eskileri karıştırmak bana da çok büyük keyif verir, hatta yakın zamana kadar o yazdığım şeyin muhattabı olan kişiyle alakalı şeyleri düşünüp üzülmekten bile şikayetçi sayılmazdım. Ama sanırım o dönemi de bitirdim artık, olması gerektiği gibi davranmaya başladım :) (en azından belli konularda...)

Vladimir dedi ki...

Ben de böyle yırtar atar ama senelesonra da yahu neden attım ki diye kafaya takarım arada.

Selin dedi ki...

@ Vladimir

Aynı yazının mail kutusunda da durduğunu bilmesem ben de atamazdım muhtemelen. orda durmasına alıştım, açıp bakmıyorum ama defterin içinden çıkması hoş olmuyor, o yüzden en iyisi atmak gibi geldi...

victorvandort dedi ki...

Bikaç gün önce bana da oldu aynısı. Çok yakın bir zamanda olmasaydı bu eski yazıyı canlandırıp canınızı sıkmak istemezdim.

Yazı değildi benimkisi, sahibine ulaşamamış bir doğum günü hediyesi. Nasıl unutmak istemiş isem olduğu yerde kalmış. Gördüğüm anda üzerinden 3 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen hatırladım. İçinde ne olduğunu, ne zaman aldığımı, nerden aldığımı.

Sahibi çok önemsemedi, belki haketmedide ama şu anda bu neyi değiştirir ki. Yok mu etsem olduğu yerde bıraksam mı bilemedim. Masamın üzerinde ambalajı açılmamış biçimde bana bakıyor şu anda. Hüzünlü biraz.

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?