19 Kasım 2010 Cuma

Bayram kabusu

Bayram günü evden çıkılmaması gerektiğini zamanında öğrenmiştim aslında. Ama bazen mecbur kalıyorsunuz işte. Tıpkı dün bana olduğu gibi.


Sabah yolların boş olduğu saatlerde işe gidip akşam geç saatte ve yorgun halde eve döndüğüm için sağa sola çok dikkat etmiyorum, etrafım çok kalabalık da olmuyor zaten. Çalışmadığım günlerde de kendimi nereye atacağımı şaşırdığım için insanlar çok dikkatimi çekmiyor, daha çok mekanlara takılıyorum. Sağa sola bakış amacım nerede ne yapacağıma karar vermek için, yanımdan geçenleri görmek için değil.


İşte bu yüzdendir ki ben o apaçi dediğiniz insanları yakın zamana kadar sadece internet üzerinden tanıyordum. Aslında bir tanesini her gün görüyorum ama ona da gözüm alıştı artık. Dün o kalabalıkta dışarı çıkınca neden abartılı şekilde onlardan bahsedildiğini anlamış oldum. Her yerdeler!


Onlardan daha da fena olan bir başka kız grubu var aslında. Onlara ne deniyor bilmiyorum. 14-15 yaşlarındalar ama en azından 10 yaş büyük gözükecek şekilde makyaj yapıyorlar. Abartılı ve çok çirkin parlak giysiler giyiyorlar. Yine çok çirkin kolyeler, bileklikler vs takıyorlar. Tek kelimeyle korkunçlar!


Bir de öyle havalılar ki anlatacak kelime bulamıyorum, öyle söyleyeyim.


İşte önce bunların içine düştüm. 


Oradan kurtulunca daha beter bir yere düştüm! Bayram günü gidilebilecek en kötü yer bir alışveriş merkezidir. Acilen almam gereken şeyin satıldığı en yakın mağazanın sadece Cevahir'de olması muhtemelen benim bahtsızlığım. 


Kapıda en azından 100-150 kişiden oluşmuş sıranın peşine takıldık, daldık içeri. d&r'ın kitap bölümündeki o kalabalığa bakılırsa Türk insanı okumuyor diyerek haksızlık ediyor olabiliriz. Zira içeride kımıldayacak yer yok.


"Aaaa ayfon ıdısı" "Aaaa ayfon vıdısı" şeklinde çığlıklar atıp hoplayıp zıplayan ergen kızlar mı ararsınız, içerideki koltuklara kurulup sohbet eden yaşını başını almış adamlar mı...


Yemek katı asıl kabus. Sanırsın ki millet aylardır yemek için bugünü beklemiş. Ellerinde tepsilerle yer arayan ama bulamayan insanlar, boşalan masa için birbirini yiyen başka insanlar...


Orada yemek yemenin imkansız olduğunu fark edince rotayı Taksim'e çevirdik. Kalabalık olsa bile sevdiğim bir yer en azından! Tuhaftır, Cevahirdeki kalabalığın yarısı bile yoktu diyebilirim Taksim'de. İstediğimiz yerde rahat rahat oturup yemeğimizi yiyebildik en azından!


Evet bu şehrin kalabalığını bile seviyorum ama dönüşümlü olarak kalabalıklaştıralım bence İstanbul'u. Hepimiz birden sokaklara dökülünce olmuyor. 


Dün bayram günleri evden çıkmamakla akıllılık ettiğimi öğrendim de bu ilgi bir işime yarayacak mı?
Hayır!


Çünkü bugün yeniden çıkmak zorundayım ve yeniden aynı yere gitmek zorundayım. Yarın da işe gitmek zorundayım zaten. Uffff...

1 kişi de demiş ki:

!reDanDark! dedi ki...

Ben ilk defa bir bayramı dışarda Ankara'da geçiriyorum ailemden uzakta.. Ve şu bahsettiğin kalabalığı arıyorum sokaklarda İstanbul'daki gibi.. İzmit'te evimdeki gibi..
İnanırmısın otobüsler,taksiler bile tek tük geçiyor bazen.. Kızılay'da boş caddelerden karşıya geçebiliyorum trafik ışığı beklemeden.. Alışveriş merkezleri mi? Sıradan günlerdeki gibi..
Tek bir yer söyleyebilirm gururla, bütün kalabalığı kucaklamış olan, o da Anıtkabir!
İstanbul'un kalabalığını arıyorum çaresiz..Bir de denizinin kokusunu.. Kımet bilmek lazmmış meğer:)

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?