26 Şubat 2010 Cuma

Yaşıyorum ben

Hafta boyunca onlarca şey için "hah bunu yazayım" desem bile cumaya geldiğimde hepsi siliniyor aklımdan. Yazmak istiyorum sürekli ama beynim 6 gün boyunca pelte kıvamında oluyor, yedinci gün ise her nedense bir türlü yazasım gelmiyor.

Anlatacak çok şeyim var da tek eksiğim yazacak enerji...

O enerjiyi buldukça buralarda olurum ben.

Bu arada günü gününe de takip ediyorum bloglarınızı, yorum yazmayışım da tembellikten.

Öyle işte. Kısa bir bilgilendirme yapayım dedim.

16 Şubat 2010 Salı

Kod adı: X

Belli bir yaş grubundaki kızların huyudur, hoşlandıkları çocuklara, onların arkadaşlarına, kendi arkadaşlarının hoşlandıkları çocuklara vs. lakaplar takarlar. Nedense isimle hitap edilmez. Belli bir yaş grubu dedim ama hangi yaş grubu bu bilmiyorum aslında. Ne zaman başlar, ne zaman biter, kesin sınırları var mıdır bilmiyorum. Belki de hayat boyu devam ediyordur.

"Kızlar" deme sebebim de erkeklerin böyle bir şey yaptığına henüz tanık olmamam. Yapıyorlar mıdır, merak ettim ama şimdi :) Tabi lakap takıp takmadıklarından daha çok merak ettiğim şey bir zamanlar benden bahsederken kullandıkları kelimeler. Neyse...

Birkaç gün önce, sabahın 5'inde uyumaya çalışırken aklıma taktığımız lakaplar geldi. İnsan beyni hastayken ya da uyuması gerekirken biraz farklı işliyor sanki. Hep öyle anlarda geliyor aklıma böyle abuk sabuk şeyler.

Hatırlayabildiklerimin listesini yaptım kafamdan, sabahın o saatinde :) Özledim sanki o günleri...

Başlayalım listeleye:


Kod adı: Karga

Çok yaratıcı bir lakap değil kabul ediyorum. Nereden geldiğini tahmin edebilirsiniz. Karga dediğimiz kişi benim o zamanki en yakın arkadaşlarımdan birinin hoşlandığı çocuk. Bizimkini gördüğünde şarkı söylemeye başlıyor, ses de kötü tabi. Sonra ismi "karga" olarak kalıyor.


Kod adı: Ördek

16 yaşındayken hoşlandığım insan evladında sıra. Saçının arka tarafını ördek poposuna benzettiği için lakabı ördek. İsmiyle de benzediği için hoş oluyordu. İleride çocuklarıma annelerinin gençken bir ördekten hoşlandığını anlatacağım :P
Bu yazı taslaklarda yayınlanmayı beklerken karşılaştık kendisiyle, görmemiş gibi davrandık :)

Kod adı: Tangle

Bu benim en sevdiklerimden biri. İtiraf ediyorum lakabın sahibi de listemde adı geçenlerin veya geçecek olanların en iyisi :P

O yaz Coca-cola 8 açma halkası biriktirene Tangle denen oyuncaklardan veriyor. Benim gibi kola içmek için bahane arayan biri bütün yaz kola içiyor ve kendine bir sürü Tangle alıyor tabi. Tangle şöyle bir şey:





Açtığınızda dalgalı bir görünüm alıyor, bizim Tangle'ın da kıvırcık saçları var. Oradan hareketle de böyle bir lakabı hak ediyor. Kendisine sevgilerimi sunuyorum tekrar aklıma gelmişken :P


Kod adı: Çikolata

Aslında gayet açık renkli bir arkadaşımız. Hatta sürekli bembeyaz giyinerek "benden olsa olsa beyaz çikolata olur" mesajı gönderiyor bizlere. Ama onun isminin çikolata olma sebebi başka. Markette çikolata alırken karşılaşıyoruz, çikolataları işin içine katarak imalı cümleler kuruyor, sonra da bu ismi hak ediyor :P (Yazı taslaklarda beklerken yolda karşılaştığım bir diğer insan kişisi de bu.)

Kod adı: Yaratık



Allahım, böyle lakap mı olur?! Kendisinden nefret ettiğimiz sanırım belli oluyor taktığımız lakaptan. (Yaratık ismi kendisinin tipinden kaynaklanmıyor tabi ki, hareketlerinin sinir bozuculuğu yüzünden sevilmiyor bahsi geçen kişi.)

Bugün George Clooney'i yakışıklı bulmuyorsam bütün sebebi bu arkadaştır. Kendilerini feci şekilde birbirlerine benzetirdim, bu çocuğu sevmediğim için George'u da sevmezdim. Buyrun bu George:


İşin ilginç tarafı bu yaratık dediğimiz arkadaşı bir yandan da Gökhan Özen'e benzetiyordum. (Ona da gıcık olduğumu söylememe gerek var mı bilmem. Tamam biliyorum, o da bana bayılmıyor.) İkisine birlikte benzetebilmek benim dengesizliğim, kabul ediyorum. Bu da Gökhan:


Kod adı: İdman çantalı

Çocuğa dair hiçbir şey bilmediğimiz için bulabildiğimiz tek lakap sürekli kolunda taşıdığı çantayla ilgili olabilmişti. Arkadaşım hoşlanırdı bu çocuktan da. Her hafta pazartesi ya da salı günü (günü çok net hatırlamıyorum) 16.05'te kolunda çantası ve yanında aynı arkadaşıyla geçerdi yoldan. Biz de geçişini kaçırmamak için olay mahalinde hazır bulunurduk tabi :)

Kod adı: Kirpi




Kod adlarından biri kirpi aslında, diğerleri bana kalsın :P Hani şu saçlarını dimdik yapan oğlanlardan biri şu an bahsettiğimiz şahıs. Üst tarafını açık bırakıp askılarını sallandırdığı bahçıvan pantolonu ve kaslarına dikkat çekmek için giydiği beyaz dar t-shirtüyle yakınlarından geçen her kız kafasını çevirip bir bakıyor. Bizim arkadaşlardan bir tanesi de ondan hoşlanıyor tabi. Bizim oğlanın annesinin dükkanı var bizim evin arka tarafında, onun oralarda olma ihtimaline karşı bizim kız günde 20 kez oradan geçiriyor bizi.

Sonra aradan yıllar geçiyor. Bizim kirpi bey Best Model of the World seçiliyor. Şu an da epey izlenen dizilerden birinde başrol oynuyor falan. Bizim kızı soracak olursanız o da evinde kocasıyla çocuğuna bakıyor işte. Hayat acımasız :P

Kod adı: Hapşu



Bir üstteki Best Model'in erkek kardeşi ki bence asıl "best" bu :P Hapşu nedir derseniz onu da şöyle açıklarım: Kaslı tipleri sevmem, o zaman da sevmezdim, şimdi de sevmem. Fazla abartmamak gerek. Hatta fazla abartılmadığı sürece göbek güzel bir şey bence diyorum daha fazla iğrençleşmeden susuyorum :D

Bu arkadaş da kaslı ya işte allerji yapıyor bize güya. Ama arkadaşın öyle güzel bir yüzü var ki kas falan görmüyor insan yüzü gördükten sonra :P Kendisi şu an nerede ve ne yapıyor bilmiyorum, ismini bilmiyorum ama abisinin soyadından hareketle yakalardım herhangi bir yarışmaya katılsa :P (deli gibi yarışma izliyorum ya sanki...) En son Mecidiyeköy'de karşılaşıp tanışmıyor olmamıza rağmen selamlaşmıştık, "aferin bee, sevimli çocukmuş" demiştim içimden :P Sonra da görmedim hiç.

Kod adı: Sarı

Bu da üniversite yıllarından :P Sarışın olduğu için "sarı" diyoruz kendisine, tahmin edeceğiniz gibi hiç zor olmadı bu lakabı bulmak. Onlarca ortak arkadaşımız olmasına rağmen bir türlü tanışamadığımız kişidir kendisi. Ama bir gün tanışacağız, eminim. O gün diyeceğim ki "oğlum var ya ben hazırlıktayken ciddi ciddi hoşlanıyordum senden ama geçti şimdi."

Kod adı: Kase



Başına çorba kasesi geçirerek saçına şekil verdiğini düşündüğümüz için lakabı "kase".

Kod adı: Paspas

Anlatılmaz, yaşanır :D


Hatırlayabildiklerim bu şekilde.


:)

15 Şubat 2010 Pazartesi

keyif...


Bir cuma akşamı, tüm şehir ışıl ışılken; bomboş vapurun en arka kısmına kurulup bir yandan rüzgarın tadını çıkarmak bir yandan da şarkı söylemekten daha keyifli kaç tane şey var ki şu hayatta?



Özlemiştim, iyi geldi.

7 Şubat 2010 Pazar

"A rainy night in Paris"


Müziklerimin olduğu klasöre nereden nasıl geldiğini bilmediğim şarkılardan birine takıldım yine bir gece vakti. 3-4 gündür de dönüp dönüp dinliyorum. Şarkının ismi "A rainy night in Paris". Bir iki kelime yazmak istedim de bir türlü içime sinmedi yazdıklarım. Ben de vazgeçtim. Şarkı yeter galiba...

Diyor ki:

It's a rainy night in Paris
And the harbour lights are low
He must leave his love in Paris
Before the winter snow.

On a lonely street in Paris
He held her close to say
"We'll meet again in Paris
When there are flowers on Champs-Elysees."

"How long" she said "how long
and will your love be strong
when you're across the sea
will your heart remember me?"

Then she gave him words to turn to,
When the winter nights were long
"Nous serons encore amoureux
avec les couleurs du printemps"

"And then" she said "and then
our love will grow again."
Ah but in her eyes he sees
Her words of love are only words to please...

And now the light of Paris
Grow dim and fade away
And I know by the light of Paris
I will never see her again...

Şuradan dinlemeniz mümkün: http://www.youtube.com/watch?v=KNWYpfczxbk

6 Şubat 2010 Cumartesi

Sherlock Holmes



Sonunda izledim ve çok beğendim.

:)

5 Şubat 2010 Cuma

Şubat işkencesi

Yılın en gıcık olduğum zamanlarından biri daha geldi sonunda!

Yılbaşı gecesinin kutlanmayı gerektirecek bir özelliği yok gözümde, yılın o zamanına aslında sinir olmam pek ama "yılbaşı gecesi ne yapacaksıııın?" sorusundan nefret ederim. Değişik bir şey yapmak zorunda hissetmiyorum kendimi.

Dünya Kadınlar Günü'nün kadınlara pahalı hediyeler aldırma, daha fazla makyaj malzemesi satma gibi amaçlarla kullanılmasına kılım. Ah bir de unutmamamız gereken tek taş yüzükler var!

Dini ve milli bayramlarla bir alıp veremediğim yoktur, severim onları. Doğum günlerini severim...

En sevmediklerim arasındaysa en başta gelen kesinlikle sevgililer günüdür. İnsanların kutlamasıyla bir problemim yok, herkes istediğini yapar tabi ki ya da ne bileyim "yılın her günü bizim günümüz ıdı vıdı" geyiklerinde de değilim. Sadece bazı şeylerin bize bu derece dayatılmasına gıcığım.

Hem kalp şeklinden hem de kırmızı renkten haz etmeyen biri olarak yılın bu zamanı evden çıkasım gelmiyor mesela. Hâlâ kırmızı kalpli yastıkları sevimli bulanlar olmasına da şaşırıyorum bir yandan.

Şu ara yine her yer kırmızı, üyesi olduğum alışveriş sitelerinden ya da benzer yerlerden gelen bütün maillerin konusu sevgililer günü...

Ben fazla ısrarcı olunduğunda fikri değişmeyen, tam tersine daha çok soğuyanlardanım. Acaba sadece bana mı bu etkiyi yapıyor sevgililer günü denen şeyin bu kadar çok gözümüze sokuluşu?

Erkekler genelde böyle günlerin kutlanmasının suçunu kadınlara atarlar. İnsanların ilişkilerine burnumu sokmak adetim değildir, o yüzden hangi tarafın dayatması sonucu bunu kutluyorlar bilmiyorum ama genelleme yapılmamalı bence. Benim gibi gıcık olan hemcinslerim vardır muhakkak...

Etrafımızda uçuşan kalplerle kıpkırmızı bir dünyada yaşama fikri canımı sıksa da 15 Şubat sabahı hepsinin biteceğini bilmek içimi rahatlatıyor. Kurtuluşa 10 gün kaldı.

Tam da bunu yazarken gelen maildeki cümle aslında neden nefret ettiğimi tek başına anlatabilecek güce sahip: "Bir hediye seçin, yeniden aşık olsun."

Kendilerine cevap olarak diyorum ki: "Böyle aşık olacaksa hiç olmasın daha iyi!"

4 Şubat 2010 Perşembe

Deli

Tatil, tembellik, dinlenme, keyif planları yaparken ilk darbe "üst solunum yolu enfeksiyonu"ndan geldi. Bu enfeksiyon gelirken yanında şahane bir mide bulantısı+ağrısı da getirdiği için tatilin ilk günleri yatarak geçti yine...

Neyse, toparladık, geçti.

Arkasından bir sabah vakti House'un son bölümünü rar'dan çıkarmaya çalışırken donan bilgisayarım bir daha açılmadı. Bildiğimiz yollarla formatı da yemedi. "Ayyy napıcazz şimdiiii" paniği içindeyken sevgili Melankolikdeli imdadımıza yetişti.

Kendi işimizi kendimiz görmeye alışmıştık ama bu kez kendi başımıza kurtarmayı beceremeyeceğimiz bir noktaya gelmiş zavallı bilgisayarım. Sağ olsun delinin komutları sayesinde bunu da atlattık.

Format sonrası anneyle yaşadığımız diyaloğu paylaşacağım şimdi sizinle:

Anne: Ne oldu, hallettiniz mi?
sLn: Vallahi bu sefer halledemiyorduk az kalsın ama arkadaşın yardımıyla hallettik.
Anne: Kim o arkadaş, deli dediğiniz mi?
sLn: Hıı evet.
Anne: O olmasa yapamıyormuşsunuz bak, bir de hâlâ deli diyorsunuz.

:))

Şimdilik her şey yolunda, ben bir yandan hastalık sonrası kendimi toplamaya uğraşırken bir yandan da format sonrası bilgisayarı toplamaya uğraşıyorum. Hasta yatarken kafamdan onlarca yazı yazdım yine, üşenmezsem burada olurlar yakında.

Melankolikdeli'ye ya da bizim tembellik ederek kısaca deli dediğimiz şahsiyete bir kez daha teşekkürlerimizi sunarız :)