11 Ocak 2011 Salı

Bir masal akşamı



Sabahtan beri kitap okuyorum, eskiden okuduğum kitaplardan aldığım notlara göz atıyorum, okuduğumuz kitapları işaretleyip fikir alışverişinde bulunduğumuz bir sitede okuduğum kitapları bulamayıp sinirleniyorum... Tamamen okumayla alakalı faaliyetlere ayırdım bugünü yani :)


Bir başka faaliyetle devam edeceğim hemen; Ahmet Yurdakul'un Bir Masal Akşamı'ndan 2 bölüm yazacağım, burada da dursun.


"Atın üzerine yapışmış sinekler gibiyiz ama dizginlerin elimizde olduğunu sanıyoruz. Önce katledip ardından ağıt yakmanın erdemine inanmamı isteme benden. Neden sonsuzluk Nadya? Söylesene bana... Sevmek, hemen şimdi! Şuracıkta. Ve yarın... Ve yarından sonra... Bunu zorlaştırmaya ne gerek var? Ertelenmiş sevgilerin bugüne kadar kime ne yararı oldu? Biliyorum, söylemek istediğin farklı. Ancak sonu buraya varıyor. Sonsuza uzayacak sevgiler uğruna bugünleri sevgisiz yaşıyoruz. Yaşıyorlar. Sevmek sonsuzluktur! Hayır! Sevmek insanca bir iştir ve her insanın bir sonu vardır. Yaşasa da sonu vardır. <<İnsan tükenmez.>> gibi yüksek perdeden laflar etmeye kalkışma. Bal gibi tükenir."




"İnsanlık tarihi çocuklukta yaşadığı masallarla başlar, düşler sonradan gelir, gerçeklerle noktalanır. O masallar ve düşler olmadan gerçeklerimiz beş para etmez Nadya. Kökleri kurur. Nereden ve nasıl beslenirler? Başlangıcını kaçırdığımız bir serüvenin sonunu yakalamamız olası mı? İşte bu yüzden, insanın kendi tarihini yazması da kuyruklu bir palavradır. Yaşadıklarımız gölgemiz gibidir, asla peşimizi bırakmaz. Yaşamadıklarımız da..."


0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?