24 Ocak 2011 Pazartesi

Öğretmensek öğretmenliğimizi bilelim!





Müfredatlarında iletişim ve medyayla alakalı konular olduğu için bir öğretmen arkadaşım sınıfta her hafta farklı bir gazeteden farklı bir köşe yazarı seçip çocuklardan onun hakkında bilgi toplamalarını istiyor. Sonrasında oturup tartışmayı planlıyorlar konu üzerine. 


Böylece çocuklar hem konuşma ve kendini ifade etme becerilerini geliştirecekler hem de o köşe yazarlarını araştırırken bir şeyler öğrenecekler.


İlk hafta bir gazete seçiliyor. Herhangi bir siyasi görüşe ya da oluşuma yakınlığıyla bilinenlerden biri değil. Sağa ya da sola yakın da değil. Yakın olsa da sorun edilecek bir konu yok ortada, çünkü bütün gazeteler okunacak. 
Amaç çocuklara bir fikri aşılamak değil, amaç çocuklara farklı fikirleri tanıtmak. (Seçilen köşe yazısını ben de okudum ve çok doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum böyle bir iş için.)


İlk sınıfta çalışma yapılıyor, çocuklar güzel güzel tartışıyorlar. Öğrenci de memnun öğretmen de. İkinci hafta için gazete ve köşe yazarı seçiyorlar birlikte. 


Ertesi gün kurumun sahibi geliyor öğretmenin yanına. Bir gün önce veliler gelmiş şikayete. X öğretmen öğrencileri solcu yapmak için çalışıyormuş! X öğretmenin kendisi de solcu değil ki öğrencileri solcu yapma gayreti içinde olsun! 


"Yapma böyle, kitapta ne varsa onu öğret, geç." deniyor. Özel kurumdaysanız sizin doğrularınızın önemi yoktur, insanların doğrularına uymak zorundasınız.


Üniversitede iletişimsel metot denen şeyi istediğiniz kadar öğrenmiş ve uygulamada ne kadar başarılı olduğunu görmüş olun. Sizden istenen öğrencilerin put gibi durmasıdır, siz masal anlatır gibi dil öğretmeye çalışırsınız. Kelime ezberletirsiniz. Test çözdürürsünüz. Asla farklı çalışma kağıtları falan getiremezsiniz. Fotokopi masraf demektir çünkü. Ben bu şartlar altında o çocuklara birkaç kelime öğretebilmişsem aferin bana. İşte ben bunu gördüğüm ve bildiğim için özel kurumda çalışan öğretmenler hakkında kötü düşünemiyorum. Çocuklara bir şeyler vermeyi istemeniz yetmiyor, eğer kurumun sahibi (müdürün de fonksiyonu yok) isterse öğretebilirsiniz sadece.


Öğretmenin bu konuda hevesi yok olunca vazgeçiyor işten tamamen. Vazgeçiriliyor daha doğrusu. 


Ardından inkılap tarihi dersinde boş zamanlarında Nutuk okumak istediklerini söylüyorlar çocuklar. Çocuk her türlü fikri duymalı o yaşta. Duymalı ki farklı fikirlere hoşgörülü davranmayı öğrensin, duymalı ki ileride neye inanacağını, neyi savunacağını, neyin peşinden gideceğini kendisi seçebilsin. Anne-baba her zaman en doğrusunu göstermiyor çocuklara...


Ardından kendisi de öğretmen olan bir veli geliyor bu defa şikayete: "Ne gerek var çocukların fazla okumalarına, kendi kitaplarını okusunlar yeter" diyor. Kendisi yakındaki ilköğretim okulunda fen bilgisi öğretmeni. Çevresi geniş yani o bölgede. O yüzden yeni kayıt getirme ihtimali var ve buna bağlı olarak da onun sözleri emir kabul ediliyor.


Benim branşım bu tür tartışmalara girilebilecek bir branş değil. O yüzden ders dışında bir dünya konu anlatmam kimseyi rahatsız etmedi sanırım. Sadece simple past tense, simple present tense vs. anlatıp seneyi bitirmek beni rahatsız edeceği için o anlattığım konulara vereceğim örnekleri özenle seçtim. Cümlede özne olarak Tolstoy'u kullandım, sonra Tolstoy'u tanıttım. İcatlar ünitesinde kitaptaki Edison örneğinin arkasından Tesla'yı anlattım çocuklara. Bence asıl tanınması gereken oydu çünkü. Leonardo Da Vinci'den bahsettim, Mayalardan, Beethoven'dan, Sokrates'ten, Tolkien'dan... Farklı kültürlerden, sanat akımlarından... Aklınıza gelebilecek bir dünya şeyden. Çünkü biliyorum ki o yaştaki çocuk öğretmenini örnek alır. Öğretmeninin elinde gördüğü kitabı merak eder. Öğretmeninin "seviyorum" dediği yazarı araştırır. 


Ama diyorum ya benim anlattığım şeyler bir anda çocuğu farklı bir düşünce sistemine, farklı bir siyasi görüşe ya da inanca yönlendirmez. O yüzden sıkıntı yok. Ama çocuğa bu hafta sağa sonraki hafta sola yakın bir köşe yazarı okutursan sağcı ebeveynler çocuğun sola yaklaşmasından, solcular sağa yaklaşmasından korkar. O yaştaki çocuğun sağ-sol kavramından haberi varmış gibi...


Bunlar durup dururken aklıma gelmedi tabi. Bugün TV'de bir haber gördüm, sonra internetten araştırınca olayı öğrendim. Bir ilköğretim okulunda bir öğrenci merak edip insanların maymundan gelip gelmediğini sormuş. Öğretmeni de Darwin'in teorisinden bahsetmiş biraz. Bu sırada 2 çocuğun aklı karışmış. (Haber aynen böyleydi.) Veliler şikayete gitmiş "Öğretmen derste İncil okutuyor" diye. (Darwin ve İncil arasındaki bağı kuranlar kuramayanlara anlatsın. Biri de bana anlatsın.) Sonra da öğretmen ceza almış. Bu haberi görünce yakın zamanda kendi gözümle gördüğüm olaylar geldi işte aklıma.


İlkokul 5. sınıfta öğretmenimin benden farklı şeylere inandığını biliyordum. Ama hiç kafam karışmadı... Ayrıca "Oturun şu sayfanın özetini çıkarın" diye başladığı dersi masasında gazete okuyarak tamamlardı ve o özetlerin bana hiçbir faydası olmayacağını bilirdim. Ansiklopedi açar okurdum evde. Farklı dinler, farklı kültürler, farklı inançlar tanırdım. İşe bak, o da kafamı hiç karıştırmadı. Yeni neslin kafası biraz daha müsait herhalde karışmaya. Veliler ya da milli eğitim saçmalıyor olamaz ya!


Ayrıca makbul olan benim öğretmenimin yaptığıymış demek. Bense öğretmenlik yaparken hep onun yaptığının tam tersini yapmaya çalıştım. Çünkü onun yaptığının tersiydi benim gözümde öğretmenlik. Benim onun arkasından durmadan sövdüğüm şekilde insanlar da benim arkamdan sövmesin demiştim. Ama doğru olan oymuş işte. Pardon hocam, değerini bilememişim meğer senin.



*Görsel Ölü Ozanlar Derneği'nden. Ama konuyla ilgisi yok, kimsenin aklını karıştırmak istemem.

4 kişi de demiş ki:

ugur.turkeli dedi ki...

Aslında öğretmenlik öyle bir şey.. Bir bilgiyi aşılamaktan çok düşünceleri tanıtmak. Ama dışarıdan öyle istemiyor. Kimse gençlerin yeni bir şey öğrenmesini, kendi doğrularını kendi bulmasını istemiyor.

Allah'tan benim ailem öyle değildi.. Kendileri anlatacaklarını anlattı, öğretmen böyle dedi deyince de sen hesapla bakalım hangisi doğru dedi..

İşte ben birileri bana bir şeyler yaptırmaya çalışacak diye öğretmen olmayı hiiiç istemedim.

Allah hepsine sabır versin.

Aquamarine dedi ki...

Kesinlikle çok haklısınız. Bir öğrenci olarak sonuna kadar katılıyorum. Ben şahsen denenen metodu çok beğendim. Aslında bizim böyle farklı demeçlere ihtiyacımız var.

Okul sadece derslerin anlatıldığı bir yer olmamalı. Farklı kültür farklı yaşantılara da değinilmeli ama gelgelim çok fazla geri kafalı insan var. Çağa ayak uydurabilmiş değiliz. Gözlerinde ki at gözlüklerini çıkarıp daha farklı bakmayı düşünmüyor çoğu insan.

Bu sebeple hiç bir zaman kayda değer bulunmuyoruz. Acı verici birşey!

Selin dedi ki...

@ugur.turkeli

Bir yerlerde bu tür şeyler yaşamayan ve işini olması gerektiği şekilde yapmasına izin verilen öğretmenler vardır belki bilmiyorum ama güzel düşüncelerle mezun olmuş ve gerçek hayatın öyle olmadığını görüp işinden nefret etmiş çok fazla öğretmen olduğuna eminim.

Önemli olan çocuğun düşünmeyi öğrenmesi, kendi seçimlerini yapabilmesi vs. değil, önemli olan o çocukların birilerinin istediği şekilde yetiştirilmesi ve bu düşünce bir öğretmen olarak benim midemi bulandırıyor.

Selin dedi ki...

@Aquamarine

Eğitim hayatımın ilk sekiz yılını "öğretmenlik rahat meslek, hafta sonu tatil, 3 ay tatil de var" mantığıyla bu işi seçmiş öğretmenlerle geçirdiğim için iyi biliyorum derse girip 2-3 şey anlatıp öğrenciyi umursamadan çıkan o tipleri. Keşke hiç olmasalar. Hayatınızın öğrenmeye en müsait yıllarında öyle bir zarar veriyorlar ki size... Sonra da bizim ülkeden niye daha çok sanatçı, bilim adamı vs. çıkmıyor diye sızlanıyoruz. Çıkmaz tabi. Düşünmelerini umursamadan bir şeyler ezberletip gönderdiğimiz o çocuklardan ne bekleyebiliriz...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?