29 Nisan 2011 Cuma

Merhaba, yine ben, yine aynı saçmalıklar...

Durduk yere saçma bir şey geldi aklıma. 


Hani geçmişe takıntılı bir insanım ya, içinde bulunduğum an beni -çoğunlukla- mutlu etmiyor ya.. Acaba geçmişteki kötü şeyleri bile iyi hatırlayışım yüzünden mi böyleyim?


Marmara Fransızca mezunları sayfasından fotoğraflara bakarken bir yandan da insanların yorumlarını okuyorum, herkeste şikayet hali... Geçmişten kimleri bulup konuşsam duyduğum şey yine şikayet.


FOS diye bir ders vardı, "Le Français Sur Objectifs Spécifiques". Dersin amacını çözemediğimizden bahseden yazılarımı çok gördü bu blog. Hatta en büyük aşkım, göbeklilerin en güzeli Hilmiciğim blogun ana karakterleri arasındaydı bir ara. 


Dersi 8.30'da başlatırdı, bu da benim kıtalar arası seyahatime sabahın altısında başlamam anlamına gelirdi. Yılın bir dönemi sabah namazı saatine denk geldiğim için şanslıydım. Amcalar oluyordu etrafta, daha az tırsıyordum. Bazı dönemlerse bir tek ben oluyordum. Ha bir de köpekler...


Hukuk Fransızcası, tıp Fransızcası, hede Fransızcası, hödö Fransızcası derken neler çektiğimizi bir bir biliriz, bir Allah. Sınavda yazdırdıklarını noktası virgülüne aynı istediği için her birimiz birer kopya uzmanı olmuştuk. İstediğin kadar doğru yaz, eksik virgül o sorunun üstünün çizilmesi demekti, o yüzden süper kopya çeksen de 0 alabiliyordun.


Sonra Fransız Edebiyatı dersleri. Fransız Edebiyatı dönemleri üzerine kitaplar hazırladık resmen. Bölümde bitirme tezi olmasa da ödevler kendini tez sanıyordu, idare ediyorduk.


En büyük kabuslardan biri, dilbilim I-II ve Şiir incelemesi derslerine giren Türkçe bilmeyen, Fransızcası anlaşılmayan Alman profesör. Derslerinde varoluşumuzu uzun uzun sorguluyordum, sonra karma felsefesine inanmaya başlıyordum. Onunla tanışmış olmam yaptığım bir şeylerin sonucuysa kesin çok kötü şeyler yapmışım demekti.


Büyük kısmı sinir bozucu olan bir arkadaş çevresi, uzun yollar, sınav notu öğrenebilmek için her sabah okula gitmeler, yanlış insanlarla geçirilmiş -kayıp- zamanlar, yanlış insanlar için üzülerek geçirilmiş daha da büyük kayıp olarak görülen başka zamanlar...


İyileri ve kötüleri listelesem kötüler muhtemelen fazla çıkar. (çeviri derslerinden bahsetmedim bile bak) Buna rağmen biri okula dönme şansı verse bir saniye bile düşünmem! Çünkü bahsi geçen benim geçmişim ve geçmiş nasıl olursa olsun güzel!


Kendi hayatınla barışık yaşama fikrini çok yanlış anlıyorum sanırım ve galiba en büyük yanlışı burada yapıyorum ben. Sadece geçmiş güzel gibi düşünüyorum, içinde bulunduğum anın değerli olduğunu fark edebilmem için onun geçmiş olması gerekiyor. Geçmişe sarıldığım gibi sarılamıyorum içinde bulunduğum ana. 


İşin bir de şu boyutu var: Ben bunu daha önce de fark etmiştim aslında. Defalarca... Her seferinde yeni bir şey düşünmüş gibi şaşırsam da biliyorum ben bunları. Kendime dair pek çok olumsuz şeyin farkında olduğum gibi...


Kafa bir dünya yine, zorlamadan burada bırakayım saçmalamayı.


Dün kendim için akıl-fikir talebinde bulundum bir duayla, şimdi sonucu bekliyorum.

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?