7 Mayıs 2011 Cumartesi

Gittik, Blind Guardian'ı dinledik, geldik


Aralık ayının başlarına dönüyoruz önce.

Dershanede işkencemin devam etmekte olduğu günlerdeyiz. Sabahları boş saatlerimiz var, bilgisayar başında o  site senin bu site benim dolaşıyoruz. Ntvmsnbc'nin kültür-sanat temalı fotoğraf albümlerinin her biri ezberleniyor, yeni gelecek filmler, yeni çıkacak kitaplar, bir taraftan da eskiler karıştırılıyor.

Sık sık uğradığımız bir diğer siteyse biletix. Bob Dylan bileti alamamanın acısını hala kalbimizin derinliklerinde hissettiğimizden ötürü her şeyi önceden görmeye çalışıyoruz artık. (Onu da görmüştük ama biletlerin o kadar çabuk biteceğini kim bilebilirdi ki?)

Öyle dolanırken "Aaaaaaaa Blind Guardian geliyormuşşşş Nisan'da, bu sefer gitmek lazım, ya gidelim, Esin hadi gidelim" şeklinde ısrar cümlelerimi sıralamaya başlamıştım ki Esin hiç düşünmeden "Olur gidelim" dedi. Sonrasında bekleyişim başladı :)

Mrs. Lovett'ın Sweeney Todd'a dediği üzere "Zaman çok hızlı". Beklenen gün hemen geldi.

İşte o beklenen güne öyle korkunç bir yağmurla uyandık ki "Tamam" dedim, "Akşam konser falan yalan olur." Olmadı. Yolu yanlış tarif edenler ve hiç tarif edemeyenler gibi iki grup insanla bir süre uğraştıktan sonra konser alanına vardık.

Mekanı hiç sevmedim. Marmara Üniversitesi'nin otoparkı şahane konser yeriymiş de kıymetini bilememişim onca sene. Daracık kapı içeri girerken sorun yaratmaz tabi ama dışarı çıkmak tam bir işkenceye dönüştü. Hele içeri girer girmez sizi karşılayan küçük çaptaki bataklıktan bahsetmiyorum bile. Zamanında, çok yağmur yağan günlerden birinde bir dağ yürüyüşüne katılmış ve dizlerimize kadar çamura batmıştık. Hala "çamur" dediğimde aklıma o gün gelir. Ama biz dağdaydık ve korkunç bir yağmur vardı. Burada öyle bir durum yok. O bataklığı fark edemeyip içine dalanlar işte bizim o günkü halimizden daha beter bir durumda dolaştılar o akşam...

Ön grup hiç mi çıkmadı yoksa çıktı da biz geciktiğimiz için göremedik mi bilemiyorum. Konser başlangıcı olarak 21.00 denmişti, 21.10'da Blind Guardian sahnedeydi. Bu konuda Almanlara güvenebileceğimizi biliyorduk! :)

Konserle birlikte "Selin'in en kısası 1.80 olan genç erkek kişileriyle imtihanı" başladı. Önümdeki hareketli genç sayesinde tüm konseri parmak uçlarım üzerinde bir o yana bir bu yana sallanarak geçirdim. "Bu balerinler nasıl duruyor parmak uçları üzerinde?" merakımı da yendim. Çok zor değilmiş. Zor olan konser bitimi yere normal basmaya başlamak oldu. Birkaç dakika yürüyemedim :)

Konsere geçelim. İlk birkaç dakika rüya görüyor olduğumu sandım, itiraf etmeliyim. "Evet ben bu grubu uzun yıllardır dinliyorum ama şu an sahiden karşımdalar mı yani" diye sordum bir ara kendime.

Youtube'dan oturup konser videoları izleyip orada olmayı hayal ettiğim günlerden birindeymişim gibi hissettim ilk 1-2 dakika, sonra geçti.

Bu sırada yağmur da hiç durmadı tabi. Sahnede orta dünyadan masallar anlatan adamlar, yağan yağmur, müzik, aklımda sadece şarkılar... O hissi anlatmak için hangi kelimeyi kullansam bilmiyorum.

Benim en sevdiğim Blind Guardian şarkılarından olan "Welcome to dying" benim için özel ve güzel bir an oldu.

Saat 10'u biraz geçerken şu an hangisi olduğunu hatırlayamadığım bir şarkının ardından "Good Night" deyip sahneden ayrıldı grup. Sonra şaşkınlık başladı.

"Nasıl yaa, nereye gittiler böyle pat diye"
"Ne oldu şimdi"

Bir taraftan yükselen "Guardian, Guardian, Guardian" sesleri. 

Diğer taraftan yükselen "Bard's Song, Bard's Song, Bard's Song" sesleri.

Yaklaşık 2 dakika kadar etrafımızdakilerle ne olmuş olabileceği üzerine fikir alışverişinde bulunduk ve ilginçtir, tüm ışıklar sönmüş, sahne tamamen boşalmış olmasına rağmen kimse gitmeye kalkışmadı. Bizler hala ne olduğunu anlamaya çalışırken "Wheel of time"ı duyunca rahat bir nefes aldık. Az daha yüreğimize inecek olan bir şakaya kurban gitmişiz meğer.

Benim için konserin belki de en önemli anı minik hobbitimiz Frodo'dan bahsedip ardından "Lord of the rings"i söylediğimiz andı. Yani, Hansi sahnede Frodo'dan bahsetti, sonra hep birlikte şarkı söyledik. Yine grup elemanıymışım gibi konuşmaya başladım farkında olmadan :)

Yağmurun iyice hızlandığı anlara denk gelen "Bard's Song", deliler gibi eşlik eden insanlar... İnsanın tüylerini diken diken eden o anlar var ya, işte onlardan biri oldu benim için. Evet videolardakiler gibi korkunç bir kalabalık yoktu ama orada sadece ben olsaydım bile muhtemelen fark etmeyecekti benim için.

Yine konser videolarında izleyip dinlerken içimin gittiği bir diğer şarkı "Valhalla"da da görülmeye değer saniyeler yaşandı :)

Konser bitiminde hayatımda mutlaka yapmayı istediğim şeylerden birini daha gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu yüzümden okunuyordu muhtemelen. İyiydi, iyi.


Sonrasında bindiğimiz metronun hali de görülmeye değerdi :) Konserden çıkmış, ıslak, siyahlar giyinmiş onlarca insan bir arada. O da şahane bir görüntüydü işte!

Güzel şeyleri anlatmayı beceremiyorum yine. Gittik, gördük. Geriye baktığımızda "İyi ki yapmışım" denecek şeyler arasına bir şey daha ekledik. Yine gelsinler, yine gideriz :)

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?