13 Mayıs 2011 Cuma

Sorular, cevaplar, şarkılar...

Dışarıdan baktığınızda dünyanın en mutsuz insanı olduğum fikrine kapılmanız mümkün. Aklımda bin tane şeyle uğraşırken dışarıdan öyle görünürüm hep.


Akşam vakti. Yorgunum. Telefonumdan dinleyecek şarkı seçmeye çalışıyorum ama yok, istediğim hiçbiri değil!


Aklımdaki bin şeyin en önemlisi bir kez daha vazgeçmek. Zaten her zamanki gibi kendimi anlatamıyorum, anlattığımı sanıyorum sadece. Gösteremiyorum, söyleyemiyorum, beceremiyorum.


Boşvermişlik hali iyiden iyiye yerleşti ya, "Amaaaan, nasılsa her şey her zamanki gibi kötü olacak, ne için uğraşacağım ki" diyorum kendime. Sonra hayata kızıyorum. "Bir kez bana aynı kötülüğü yaptın zaten, bu kez benimle derdin ne?"


Kımıldamaya isteğim yok. Müzik bile o an mutlu etmiyor beni. "Sıradaki şarkı her neyse o kalsın" diyorum kendime ve "Hey you" başlıyor. Belki de en sevdiğim...


Pink Floyd'un hayatımda tuhaf bir yeri var. Ne zaman çözüm bulmaya çalıştığım bir şey olsa Pink Floyd'a bırakıyorum kendimi, bütün beynimi. Sonra cevaplar gelmeye başlıyor Pink Floyd'dan...


Bugün de daha önce milyonlarca kez dinlediğim o şarkıyı dinliyorum olanca sıkıntımın içinde. Her kelimesini ezbere bildiğiniz bir şarkıda geçen cümleyi ilk kez duyuyor olamazsınız değil mi? O zaman duyduğum o cümle beni neden böyle çarptı? Günlerdir cevabını aradığım "Ne yapacağım?" sorusunun cevabı en sevdiğim şarkıda mıydı yani?


3-4 kez dinledikten sonra gülümsemeye başladım.


Yapmam gereken şey... Her zamanki gibi gözümün önünde. "Hayır Selin, bir kez daha aynı şeyi yapma! En baştan pes etme." diyor hayat ben salaklaştıkça...


Ardından bir Kesmeşeker şarkısı. Cenk Taner söylüyor bu kez aynı cümleyi. Diller farklıysa da mesaj aynı. Duymam gereken şey tamamen aynı. Karşıma çıkan bazı şeylerin işaret olduğuna inanmayı bırakmıştım ama şarkılara inanmayı bırakamadım hiç...


O da bitti...


Hızlı hızlı geçmeye başladım karşıma çıkan bütün şarkıları. Aradığım hiçbiri değil yine. Aslında hiçbir şey aramıyorum belki. Geçiyorum, geçiyorum, geçiyorum. Tam da o sırada otobüsten inmem gerektiğini fark ediyorum. Bir kez daha "Sonraki şarkı" deyip cebime atacağım telefonu. Öyle yapıyorum. Şarkının ne olduğunu görmeden...


Aklımdaki şeylerle daha alakalı bir şey daha arasam bulamazdım! O an duymayı en çok istediğim şey belki o. "Acaba" diye başlayan sorularıma cevap verebilecek tek şey. Şarkının süresi 7.55. Hayatımda hiç yürümediğim kadar yavaş yürüyorum. 7.55 kadar sürüyor yüzümdeki gülümseme, 7.55 kadar düşünüyorum, o kadar hayal ediyorum. Her şey o kadar. Uzun zaman sonra yeniden güzel şeyler hayal edebilmeyi istiyorum. Uzun bir aradan sonra aslında hala iyi şeyler hissedebildiğimi fark ediyorum. 7 dakika 55 saniyeye sığıyor tüm düşündüklerim. Ama ben fazlasını istiyorum.


Kapıya vardığımda şarkı bitiyor. Yol da tam 7 dakika 55 saniye. Mesafeleri müzikle ölçmek de uzun zamandır yapmadığım şeylerdendi. Selam gönderdim o kitabın sevdiğim karakterine...


Bu yazı 3 gündür yayınlanmayı beklerken bugün Cenk Taner son noktayı koydu. 3 gündür bekleme sebebi buymuş belki. Dedi ki: "Umutsuzluk yasak, ikinci bir emre kadar."


Kaptan ne derse o.


:)

0 kişi de demiş ki:

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?