16 Haziran 2011 Perşembe

-Alıntı-3

"Bazen yürümek, yürürken aniden durmak, dururken başını çevirip bir birikintiden su içen güvercinleri seyretmek zor geliyor. Otobüse bilet almak, bakkaldan iki yumurta-bir ekmek istemek, garsona "Bir bira daha" demek külfet oluyor. Yaşadığını itiraf edemiyorsun kendine. Çünkü nerede yaşadığını, neden yaşadığını, bu toplumun, bu maskelerin, bu oyunların içinde ne işin olduğunu anlamıyorsun. Üstüne başına bulaşan çirkinliğe bir anlam veremiyorsun.

Oysa başkaları o çirkinlikten alıyor yaşama gücünü. O çirkinlik sayesinde hayata tutunuyorlar, mutlu oluyorlar. 

Onlar da kendilerine itiraf edemiyorlar yaşadıklarını... Etmeye gerek de duymuyorlar. Yaşamak onlar için bir oyun ve kendi teneke trampetleri yetiyor onlara.

Joe Strummer'in üç dakikalık bir şarkıyı sanki dünyayı değiştirebilecekmiş gibi söylemesini seviyorum elbette. Cem Karaca ölünce dengenin biraz daha bozulduğunun, gerçek insanların azalıp yapay hayatların bir parça daha arttığının da farkındayım. Annan planına alternatif bir plan da var kafamda. Neye yarar? Bir türlü yaşadığımı itiraf edemiyorum ki kendime."


Der Altay Öktem "İçimde bir boşluk var" adlı kitabında. Ben de zamanında bir kenara not etmişim bu cümleleri, ara sıra açar tekrar okurum ve her defasında "Haklı" derim. Haklı... Yaşadığını itiraf edememek belki gerçekten bizimki.

2 kişi de demiş ki:

beenmaya dedi ki...

yaşamak değil ki bizimkisi zaten. yaşıyorum sanmak. yarım yamalak...

Selin dedi ki...

aynen...

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?