11 Haziran 2011 Cumartesi

Kiraz masalı ya da masal kirazı, belki de hiçbiri

Aynı masalları yüzlerce kez okumaktan keyif almış, nasıl biteceğinden emin olsa bile o sona giden süreçte hep heyecanlanmış bir çocuk büyüdüğünde nasıl biteceğini bildiği masalların içine kendini atıp duruyorsa bu tuhaf karşılanmalı mıdır?


Sonunu bilmek sürecin güzelliğini azaltmaz ki ya da azaltsa bile o tekrar tekrar okunmuş masallardan birinin kahramanı olan Pollyanna olaya el koyar, işler yoluna girer.


Bilirsin bazen, gittiğin yolun hiçbir yere varmayacağını, anlatılan masalın mutlu bitmeyeceğini, izlediğin film bittiğinde "Bu mu yani..." diyeceğini... Bilirsin, bilirsin ama seversin işte.


Yolda yürümek güzeldir, masalı dinlemek güzeldir, film kendi çapında heyecanlıdır...


Kiraz ağaçlarıyla dolu bir bahçe hayal ediyorum bu ara hep. O bahçede oturup kendime dair masallar anlatıyorum olmayan insanlara. Halbuki hiç kiraz ağacı da görmedim ben. Hayal ediyorum, dinlediğim şarkının ismi de "kiraz zamanı". 


Şiirinde diyor ki:


Kiraz zamanındaysanız eğer
ve korkuyorsanız kederli aşklardan
sakının güzellerden
dayanılmaz acılardan korkmayan ben
yaşayamayacağım bir gün olsun acı çekmeden
denk gelirseniz bir gün kiraz zamanına
bilin düştüğünüzü çoktan acılı aşklara


seveceğim daima kiraz zamanlarını
kalbimde açık bir yara gibi taşıdığım o zamanı
talihin sunduklarını
asla dindiremeyecek acımı
seveceğim daima kiraz zamanlarını
ve yüreğimde sakladığım anısını...


Bir gün, o kendi kendime uydurduğum saçma masalın bir yerinde tek başıma oturacağım kiraz ağaçlarıyla dolu o bahçede. Eşlik etmek isteyen olursa hayır demem elbet.


Oturacağım bir ağaca yaslanmış...


Güleceğim geride bıraktıklarıma. Beni zamanında üzmüş olan her şeye bakıp güleceğim. Sonunu getirmeyi beceremediğim tüm başlangıçlara, yaptığım tüm hatalara, yapmayı istediğim ama beceremediklerime...


Sonra sonunu bildiğim bütün masalları bambaşka şekillere sokarak anlatacağım kendime.


Bir gün Pamuk Prenses üzerinde "Beni ye" yazan kurabiyeyi yerken, Külkedisi üvey annesinin ona verdiği elmadan zehirlenmiş, Alice kulesinden uzattığı saçlarıyla kötü kalpli kurdu kuleye çekmiş, Rapunzel ile birlik olmuş öldürmüşler kurdu. Tabi önce Rapunzel'in baloda düşürdüğü cam ayakkabıyı almışlar kurdun elinden. Malum, kızlar düşkündür ayakkabılara. Çılgın Şapkacı'nın düzenlediği çay partisinde çay yerine fazla alkol tüketen prens olduğu yerde sızmış kalmış. Sızıp kalmasa ne yapacakmış ki zaten. Hem Külkedisiyle, hem Rapunzel'le bir ara takılan prensimiz aslında Alice'e aşıkmış, bu yüzden kızlardan uzak durması herkes için daha hayırlıymış. 


Pamuk Prenses'ten "Beni ye" yazan kurabiyeyi kurtaramamışsa da "Beni iç" yazan şişeyi ele geçirmeyi başarmış olan Selin oturduğu kiraz ağacının altından müdahale etmiş bütün bilindik masallara. (Şişeden ne içmişse artık...)


Rüzgar estiğinde o beyaz/pembe minik yapraklar uçuşmaya başlamış her yerde. "Olsun" demiş, "Yine de güzeldi her şey yaşarken..."




Bir müzik sesi gelmiş uzaklardan:


"Quand nous en serons le temps des cerises..."




* Bu yazı aslında tam olarak "hiçbir şey" hakkında. 
İstersen inan istersen inanma...

2 kişi de demiş ki:

Mrv. Natural dedi ki...

Orada oluş eşlik etmeyi ve senin hikayelerinidinlemeyi çok isterim :)

timur dedi ki...

"Bir gün, o kendi kendime uydurduğum saçma masalın bir yerinde tek başıma oturacağım kiraz ağaçlarıyla dolu o bahçede. Eşlik etmek isteyen olursa hayır demem elbet."

Bir Fransız öğretmenine kim eşlik etmek istemez... :))

Yorum Gönder

Var mı ekleyeceğin bir şey?